Kergit'in Kurtarıcısı

Currently Viewing (Users: 0, Guests: 1)

XKemankes

Sergeant Knight at Arms
Best answers
0
Şu an aklıma bir fikir geldi. Normalde bu hikayeyi çok uzun soluklu bir şekilde anlatacaktım ancak Dörtyol Hanı artık eskisi gibi aktif olmadığı için maalesef talep görmedi. Benim hatam ise affola. Demem o ki dediğim son birkaç parçayı bir sezon finaline çevirebilir, hikayeye devam edebilirim. Senaryom hala aklımda. İstek olursa elbette.
Hocam bende takip ediyorum. Sadece öyle mesaj filan atmadım. Haberin olsun yani
 
Best answers
0
Sezon finalinin ikinci bölümü yayında!
Bu bölüm biraz savaş dolu ve gaddarca oldu :smile: Önümüzdeki bölümlerde büyük sürprizler sizleri bekliyor!
İyi seyirler...
Şafak sökerken 60.000 atlı Unuzdaq'tan Weyyah'a yola çıktık. Sancar Han'ın ana ordusu yaklaşık 32.000 kişiydi, bize iştirak eden Noyanların askerleri ile 60.000 kişi olmuştuk. Ordunun merkezinde 20.000 kişilik kuvveti ile Sancar Han bulunuyordu. En geride 12.000 kişilik yedek birlik, en önde ise öncü birlik olarak yine 12.000 kişilik bir grup bulunuyordu. Ordunun sağ ve sol kanatlarında merkezi korumak amacıyla 8.000 kişiden oluşan iki birlik vardı. Sancar Han beni öncü birliğin ordu komutanlığına tayin etmişti, bir komutan olarak ordunun dizilişini ben tayin etmiştim. Öncü birlik savaşta en çok kayıp verilen, en tehlikeli grup olduğu için hiçbir Noyan buraya konuşlanmayı tercih etmemişti. Dolayısıyla tek komutan bendim; bütün birliğin kumandası bana aitti.
Akşamüstü Weyyah surları göründü. Bizi fark eden nöbetçiler borazanlarla bütün kaleye geldiğimiz haberini ulaştırdı. Sancar Han'ın emri ile çadırlar kurulmaya başlandı.
Gece yarısı tüm çadırlar kurulmuştu. Ordu kalenin önünde aynı dizilişte bulunuyordu, sadece Sancar Han'ın emri ile yedek birlik Weyyah'ın Shariz'e bakan yüzüne konuşlandırılmış; askerlerin kaçışı yahut kaleye gelebilecek destek kesilmişti. Kale tamamen abluka altındaydı. Casuslara göre kalede en fazla 30.000 kadar asker vardı. Sancar Han kararını büyük çadırında açıkladı:
-Yarın şafak sökmeden Komutan Alpargu'nun öncü birliği kaleye tek başına saldıracak, onun o kaleyi tek başına alacağına güvenim tam ancak eğer destek birlik isterse diye yedek birliği onun komutasına bırakacağız.
Tonju Noyan atıldı:
-Peki ya biz ne yapacağız Sancar Han?
-Biz kalan 36.000 kişilik birliğimiz ile Shariz'e yola çıkacağız, yolun yarısında bizi bizzat Kral Graveth ve 30.000 askeri karşılayacak. Birlikte şehri abluka altına alıp hedefimize ulaşacağız.
Sancar Han'ın beni geride bırakmasından hoşnut olmamıştım, düşman topraklarında orduyu bölmek mantıklı bir fikir değildi. Ancak bu kibir abidesi kararından dönmeyecek gibiydi.
O sırada aklıma Rodoklar'ın bize ne için yardım ettiği sorusu aklıma geldi. Bunu Han'a sordum.
-Antlaşma gereği Sarranid Sultanlığı'nı ilhak ettiğimizde Weyyah ve Jameyyed kalelerini Rodoklar'a bırakacağız Komutan Alpargu. Lakin kalelerin pazar payının 1/4'ü bizim olacak, diğer Sarranid topraklarının hepsi bizim olacak.
Bu anlaşma hiç denk gibi gözükmüyordu. Rodoklar bu işe 30.000 asker feda etmelerine rağmen sadece iki kale ile mi yetineceklerdi? Graveth'in kurnaz olduğunu Kalradya'da herkes bilirdi. Böyle bir anlaşmaya tamam demesi kanımca mantıksızdı. Ancak antlaşma yürürlüğe girmişti bir kere, artık bozulamaz deyip askeri tavrımı takınarak "Buyruk senindir Han'ım!" dedim.
ERTESİ GÜN
Ertesi gün ana ordu Shariz'e yola çıkmıştı, benim birliğim ve yedek birlik toplamda 24.000 kişi kadardı. Planımı hazırlamıştım, 6.000 kişiyi kampta yedeğe bıraktım, kalan askerlerimi 3'e böldüm; her biri 6.000 askerden oluşan üç grup da yan yana sıralanmıştı.
Kaleden gelen bağırışlarla birlikte kale kapısı açıldı, tahminen 10.000 kişi üzerimize doğru haykırarak koşmaya başladı. Bu adamların taktik nedir bilmediğinden emin olmuştum. Öncü birlik olarak ordunun 1/3'ünü göndermek akıl işi değildi, kaldı ki bu askerlerin çoğu ellerinde sopalar, tırpanlarla bize koşan çiftçilerden oluşmaktaydı.
Askerlerime hazırlanmalarını emredip ardından sol ve sağ kanattaki birliklere birleşip hücum etmelerini emrettim. İki taraftan yıldırım gibi 6.000'şer atlı son hız düşmana hücüm ediyordu. Kısa süre sonra düşmanla yakın temas sağlandı, atımın üzerinden düşmanın bir bir yere kapaklandığını görüyordum. Ardından askerlerimin zafer haykırışları bana savaşı kazandığımızı işaret etti. Yüzlerce esir ele geçirip kalan hepsini kılıçtan geçirdik. Artık Weyyah kalesinde sadece korku hakimdi, atımla epeyce ileri çıktım; Weyyah karşımdaydı, haykırdım:
-Hepinizi kılıçtan geçireceğim, kellelerinizden kendime taht yapacağım! Weyyah başınıza yıkılacak, ordumla size kıyameti yaşatacağım!
Ertesi gün 24.000 Kergit arslanı Weyyah önündeydiler, atımla en önde olan ben orduyu komuta ediyordum. Söze koyuldum:
-Merdivenler!
Bir anda ordunun içinden dört at arabası ve onlara eşlik eden askerler kaleye ilerlemeye başladı. Kısa süre içinde kalenin dört bir yanına dört merdiven yerleştirildi. Askerlerim arkasını dönünce bunu fırsat bilen Sarranid okçuları atışa başladı. İki ok iki askerimin canını almıştı, orduya döndüm:
-Bugün burada hepiniz tarihe geçeceksiniz. Aslanlarım! Oğullarınız, torunlarınız bunu konuşacak; yiğitliğinizi Kergit Halkı asla unutmayacak. Bugün burada ölürseniz, Kergit Ülkesi'nin yaşaması için öleceksiniz; sizin sayenizde vatan var olacak! Kergit Han'ın ruhu sizinle olsun!
Ardından devam ettim:
-Okçular! Nişan al... Ateş serbest!
Okçuların okları bitene kadar düşman ordusunun çoğu surlardan aşağı düşmüştü. Ardından gürleyen sesim işitildi:
-Hücum!
24.000 yiğit bir anlık dahi düşünmeden atıldı, kimi ailesini sayıklıyor, kimi devletini; atalarını sayıklıyordu. Ben de kılıcımı çekip kaleye en önde koşanlar arasındaydım, merdivenlerin başına adeta kalkanlardan duvar yapan Sarranidler'i bir bir canından ediyorduk. Kısa süre içinde kale avlusuna ulaştık, düşman neredeyse bozguna uğramıştı. Sol omzundan sızan kanlar sayesinde bir okun beni isabet ettiğini anlamıştım, lakin bu beni durduramazdı. Okun tahta kısmını kırıp savaşa devam ettim. Akşam vakti kale tamamen ele geçirilmişti. Tarafımızca 1.100'e yakın kayıp vermiştik, lakin biz de 3.000 esir alıp kalan hepsini kılıçtan geçirmiştik.
Akşam vakti ortalığı meşaleler aydınlatırken askerlerim salona saklanan iki tane kale yöneticisini ve Weyyah garnizon kumandanını bulup bana getirmişti. Neredeyse herkes avludaydı, üç Sarranidli ve ben ise avluya bakan salondaydık. Muhafızdan baltayı aldım, üçününde omuzu üstünde baş bırakmadım. Her birinden sıçrayan kanlar yüzümü kızıla boyamıştı. Kellelerini avludan aşağı atıp haykırdım:
-Her bir çöl faresinin başı omzundan ayrılacak! Önümüze çıkan her varlığın akıbeti budur!
Ardından kale içindeki on binler tek bir şey haykırıyordu:
-Çok Yaşa Komutan Alpargu! Çok Yaşa Komutan Alpargu!
 

Zeyon88

Knight at Arms
WBNWVC
Best answers
0
Geçen günlerde klasörlerimde bulduğum öykümün devam bölümünü görünce "Forumda paylaşayım bari." dedim. Daha sonra forumdaki öykülere baktım ve seninkini okumaya karar verdim. Sen foruma yeni katıldığını ve ilk öykün olduğunu söyleyince aklıma 2018 yazında foruma ilk yazdığım öykü geldi. İtiraf etmeliyim ki senin ilk öykünü kendiminkinden çok beğendim. Betimlemelerin azlığına rağmen senaryosu sayesinde kendini içine çeken bir hikaye. Bir sonraki bölümü okuyasın geliyor fakat bölümler kısa olduğu için insan hevesini alamıyor. Tabi forumdaki ilk hikayem "Mavi Şövalyeler"de benim bölümlerim de çok kısaydı. Senin yaptığın gibi hem bölümün aktif olmaması hem de kendimi geliştirip daha iyisini yazmak için alelacele sürpriz bir son yapmıştım. Senin de aslında öyküne final yapman iyi olmuş çünkü hali hazırda senaryo yazabilen yetenekli birisin, betimleme ve anlatım tekniğini geliştirerek bir sonraki öykünde bombayı patlatabilirsin. Burayı canlandırmak istemen de çok hoş bir şey. Sana tavsiyem bir dahaki bölümlerde/hikayelerinde karakter gelişimini daha ağır yapmalısın. Örneğin
Çünkü sen... Atam Kergit Han'ın torunusun...
Demesiyle beraber hançerimi boğazına dayadım.
-Senin ölünü kargalara yediririm adam! Ben kendimi doğdum doğalı karabudundan bilirim, sen ne saçmalarsın? Şimdi seni şuracıkta öldürmemem için bana bir neden söyle!
Hancı süregelen sakinliği ile benden uzaklaştı yanında kalan irice sandığı açtı. Birkaç kağıt ve bir de mühür çıkardı ilk önce kağıtları gösterdi.
Yazanları görünce dilim tutuldu. Kergit Han mührü ile mühürlenen bu belgede yazanlar şöyleydi:
"Kergit Han oğlu Janakir Kağan oğlu Ayaz oğlu Alpargu" kendime inanamadım. Yazılanları tekrar tekrar okudum. Ama yazılanlar doğruydu. Ardından hancı o meşhur mührü uzattı, Kergit Han'ın kayıp mührünü. Ardından lafa koyuldu:
-Sen ki Kergit Han torunu, Ayaz Bey oğlu Alpargu Bey'sin. Senin şanın gökleri aşacak, mülkün tüm Kalradya olacak!
O an aklıma anam geldi. Dusturil'de fakirlikle cebelleşen çilekeş anam. Meğer Han hanımı olacakken, açlıktan zayıf düşen anam.
Hancı zihnimi okur gibi atıldı:
-Annenin bundan haberi vardır. Sen güvende büyüyesin Sancar seni de bulmasın diye bunu senden gizlemiştir. Şimdi yola çıkıp onu Khudan'a götüreceğiz merakta bulunma, ona bir Han hanımı gibi muamele edeceklerinden şüphen olmasın.
Ardından mührü avucuma koydu.
-Üç ok... Ortadaki ok; devletimizin kurucusu Kergit Han, sağdaki ok; onun kardeşi Tulga Noyan, soldaki ok; en küçükleri olan Halmar Noyan. Kırmızı ise; hanlığımızın kuruluşu için dökülmüş olan atalarımızın kanı.
Bundan böyle sancağın budur. Ulu sancak seninle dalgalanacak, seninle her yere ulaşacaktır!
Babamı düşündüm, anam hep seferde öldüğünü söylerdi; gerçek neydi? Bunu hancıya sual ettim
Hüzünle cevap verdi:
-Baban Kergit Han'ın üçüncü hanımındandır. Sancar Tulga'da kendini Han ilan edince Dustum Bey sürgünü kabul etmişti. Ancak baban bunu kabul etmemişti. Babanı güçlenmeden pusuya düşüren Sancar Han katletmişti. O zamandan bu zamana kimse bu olayı konuşmaz, üstelemez. Sancar dahi ikinci kardeşi yokmuş gibi davranır. Hatta çoğu kişi Janakir Kağan'ın üçüncü bir oğlu olduğunu dahi bilmez. Mezarını hala bulamadık.
O an Sancar Han'a öfke ile doldum. Babamın katili, ülkesini satan bu adamdan intikamımı almalıydım.
-Şimdi ne yapacağım hancı?
-Hiçbir şey olmamış gibi davranacağız. Sancar muhakkak toyu toplama kararı almıştır. Toydan çıkan karara göre hamlelerimizi yapacağız.
-Madem ki Kergiteli'ni ben kurtaracağım, madem ki Kergit Han'ın kanını taşırım o vakit devleti kurtarma vaktidir! Bu yol kolay olmayacak hancı. Pusatlarımız kanla ıslanacak, toprağımız kızıl renge bürünece
bölümünde karakter çabucak durumu kabullenmiş ve hiç hancıdan şüphelenmemiş. Bu kısımların duygu geçişlerini biraz daha uzun yaparsan tadından yenmez; ha bu arada aşırı uzun yapmana gerek yok, zaten forumun çoğunluğu oyunculardan oluşuyor çok uzun olursa sıkılabilirler :mrgreen: Neyse fazla uzattım, hikayelerinde sana başarılar diliyorum...
 
Best answers
0
Geçen günlerde klasörlerimde bulduğum öykümün devam bölümünü görünce "Forumda paylaşayım bari." dedim. Daha sonra forumdaki öykülere baktım ve seninkini okumaya karar verdim. Sen foruma yeni katıldığını ve ilk öykün olduğunu söyleyince aklıma 2018 yazında foruma ilk yazdığım öykü geldi. İtiraf etmeliyim ki senin ilk öykünü kendiminkinden çok beğendim. Betimlemelerin azlığına rağmen senaryosu sayesinde kendini içine çeken bir hikaye. Bir sonraki bölümü okuyasın geliyor fakat bölümler kısa olduğu için insan hevesini alamıyor. Tabi forumdaki ilk hikayem "Mavi Şövalyeler"de benim bölümlerim de çok kısaydı. Senin yaptığın gibi hem bölümün aktif olmaması hem de kendimi geliştirip daha iyisini yazmak için alelacele sürpriz bir son yapmıştım. Senin de aslında öyküne final yapman iyi olmuş çünkü hali hazırda senaryo yazabilen yetenekli birisin, betimleme ve anlatım tekniğini geliştirerek bir sonraki öykünde bombayı patlatabilirsin. Burayı canlandırmak istemen de çok hoş bir şey. Sana tavsiyem bir dahaki bölümlerde/hikayelerinde karakter gelişimini daha ağır yapmalısın. Örneğin bölümünde karakter çabucak durumu kabullenmiş ve hiç hancıdan şüphelenmemiş. Bu kısımların duygu geçişlerini biraz daha uzun yaparsan tadından yenmez; ha bu arada aşırı uzun yapmana gerek yok, zaten forumun çoğunluğu oyunculardan oluşuyor çok uzun olursa sıkılabilirler :mrgreen: Neyse fazla uzattım, hikayelerinde sana başarılar diliyorum...
Dostum yorumunuz beni ne kadar mutlu etti anlatamam. İçim şevk ile doldu sayenizde. Dediklerinizde filhakika haklısınız. Diğer bölüm her birine dikkat edeceğim. Bundan böyle bölümlerin gelme sıklığı azalacak ancak dediğiniz gibi uzun yazacağım. İsteyen istediği zaman okur. Tekrar teşekkür eder, iyi forumlar dilerim.
 

Zeyon88

Knight at Arms
WBNWVC
Best answers
0
Ben de size teşekkür ediyorum, umarım forumdaki tüm yazarların şevki artar. Siz böyle deyince ben de heyecanlandım :mrgreen:
 
Best answers
0
Kergit'in Kurtarıcısı uzun bir aradan sonra geri döndü! Bundan böyle planlı bir şekilde atacağım bölümleri. İlk bölüm bu akşam sizlerle olacak. Yeni bölümlerin ne zaman geleceğini size akşam söyleyeceğim. Hiç beklemediğiniz bir senaryo ile Kergit'in Kurtarıcısı geri dönüyor!
23.09.2020 Akşamını bekleyin!
 

egemenltnlmz

Veteran
WB
Best answers
0
Kergit'in Kurtarıcısı uzun bir aradan sonra geri döndü! Bundan böyle planlı bir şekilde atacağım bölümleri. İlk bölüm bu akşam sizlerle olacak. Yeni bölümlerin ne zaman geleceğini size akşam söyleyeceğim. Hiç beklemediğiniz bir senaryo ile Kergit'in Kurtarıcısı geri dönüyor!
23.09.2020 Akşamını bekleyin!
Beklemedeyiz :cool:
 
Best answers
0
Dostlar bölüm hazır lakin bilgisayara erişimim yok. Malum canlı ders muhabbetleri sağ olsun şu an meşgul kendileri. Sözümü tutamadım affola sabah ilk iş atacağım :sad: Pandemi hikayelerimize bile engel oldu :smile: Yarın sabah 11'de sizinle yeni bölüm inşallah.
 
Best answers
0
Kergit'in Kurtarıcısı - Bozgun - Sezon Finali 3
İyi okumalar
Bundan böyle her perşembe-cuma yeni bölüm gelecek!
BOZGUN SİZLERLE!

Weyyah Fethinden İki Gün Sonra.
Weyyah'ı hanlığımızın sınırlarına kattıktan sonra oraya 6.000 asker bırakarak Shariz'e doğru yola çıkmıştık. Şu an benimle birlikte eli silah tutabilecek 14.000 kadar askerim vardı. Sayımız az olduğundan hızlıca hareket edebiliyorduk, böylelikle onlar Shariz'e varmadan bir gün önce Sancar Han ve ordusunu yakalayabilecektik.

Yola çıkalı 1,5 gün olmuştu artık ayak bastığımız yer Sarranid toprağıydı. Boş çorak arazileri aşmaya devam ederken askerlerimin yorulduğunu fark ettim, kavurucu sıcak gerçekten insanı delirtecek durumdaydı. Birkaç askerime burada bir süre dinleneceğimiz haberini verdim, bir süre sonra ordunun dört bir kanadından borular çalmaya başladı. Hemen tuğlar kaldırıldı, çadırlar kuruldu. Yerleşkemiz güneş batarken tamamen hazırdı. Yerleşkenin tam ortasındaki çadırımda Shariz'i düşünüyordum, çölün incisi Shariz'i. Rodoklar'ın bu anlaşmada bir fitne çıkaracağı endişesi hala vücuduma sıkıntı oluyordu. Bu düşünceler ışığında bir anlığına koyun derisi döşeğime uzandım ve hafif bir uykuya daldım.

Gözümü tekrar açtığımda bir bağırış kopuyordu, hemen kılıcımı belime takıp dışarı atıldım. Tam muhafızıma ne oldu diye soracakken muhafızım göğsüne saplanan bir ok ile yere yığıldı, oku incelediğimde Rodok oku olduğunu anladım. Anlaşılan endişem boş yere değildi. Bir anda kafamı kaldırıp sağımızda bulunan tepeye baktım, sayamadığım kadar çok Rodok askeri üzerimize oklar yağdırıyordu; oklar o kadar çoktu ki neredeyse bir sağanak yağmuru anımsatıyordu. Hemen askerlerime kalkan kuşanmalarını ve birbirleriyle irtibatı koparmamaları gerektiğini söyledim. Lakin ordunun büyük bir bölümüyle irtibat çoktan kopmuştu, sağ tepenin tam altına konuşlanan birliğin hemen hemen hepsi hayatını kaybetmişti. O ana kadar tahminen 4.000 kadar adam kaybetmiştik. Rodoklar'ın oklarının ucunu yakmaları çadırlarımızın yanmasına sebep oluyor böylelikle bu durum bizi iyice zora sokuyordu. O sırada 6.000 kadar askerimle irtibat kurup onları bir düzene sokmuştum, planımız birlikte kalmak; Rodoklar'ın okları tükenince ve tepeden aşağı inince atlarımızla onlara hücum etmekti. Lakin bugün talih bizden yana değildi, Rodok okçularının ardından binlerce Rodok piyadesi tepeden aşağı inmeye başladı. Bize doğru ilerleyen piyade birliği son derece zırhlı ve dinamikti. Biz ise henüz yaralarımızı dahi sarmış değildik. Lakin bu bir ölüm kalım savaşıydı ve esir düşmeye niyetimiz de yoktu. Askerlerime döndüm:
Nökerlerim! Bugün talih bizimle değildir, sadece biz bizeyiz, sadece asil Kergit ordusuyuz şu anda. Bizi ancak yine biz kurtarabiliriz, eğer bu Rodoklar bugün bizi burada yenerse bununla doymayacaklar; sınırlarımıza girecekler karılarınıza, kızlarınıza tecavüz edecekler! Anlaşılan Sancar Han büyük bir ihanetin içinde, kendisi sağ mı onu da bilmiyoruz lakin burada bugün destanlara konu olacaksınız. Ey Kergit Han'ın asil ordusu hücum!
6.000 atlı yıldırım hızında öne atıldı, her biri atını daha ileri atabilmek için can atıyordu atlar delirmiş gibi koşuyorlardı. Bir süre sonra Rodok piyadeleri ile çarpışma başladı, ilk etapta atlarımız ile üstünlük sağlamıştık. Rodoklar birer ikişer düşmeye başlamıştı. Ancak atlarımızın hızı kesildikten sonra durum tam tersine dönmeye başlamıştı, Rodoklar mızrakları ile askerlerimin canını almaya başlamıştı ve vakit gece olduğundan taktik yapmak zordu. Tek gördüğüm şey gözümün gördüğü bütün askerlerimin birer birer yere yığılmasıydı muhtemelen görmediklerimin akıbeti de farklı değildi. Bütün bu düşüncelerimi karnıma saplanan bir ok kesmişti.

Gözlerimi tekrar açtığımda etraf alabildiğine Rodok doluydu, biraz daha kendime gelince hareket ettiğimizi anladım. Bir at arabasındaydım ve arabanın tamamı demir parmaklıklar ile kaplıydı. Ayağa kalktığımda 1,5 kilometrelik bir kuyruk olarak hareket ettiğimizi anladım, ordu 15 sıralı kuyruk halinde ilerliyordu; Klasik Rodok Konuşlanması idi bu. Anlaşılan etrafımızdaki Rodoklar tahminen 20.000 kişi kadardı, ben kuyruğun ortalarındaydım ve benim biraz gerimde esir askerlerim vardı, tahminen 1.000 kişiydiler anlaşılan kalanların hepsi oracıkta ölmüştü. Bulunduğum arabanın yanındaki muhafız bana bozuk bir Kergit ağzıyla benim komutan olduklarımı bildiğini, halimin kötü olacağını söyledi. Muhafızın boğazına sarılırcasına yanındaki parmaklıklara sarıldım ve alabildiğine bağırdım:
-Bunlara pişman olacaksınız! Kargılarımızı kellelerinizle donatacağız, nicelerinizi öksüz bırakacağız, sizden öteye bir kuşak daha olmayacak!
Bunu benden beklemeyen Rodok muhafızının rengi atmış arabadan 3-4 adım uzaklaşmıştı. Bir süre sonra durduk ve yanıma baştan başa zırhlı, iyi giyimli, komutan olduğu anlaşılan bir adam geldi.
-Seni biliyorum Komutan Alpargu, Kergit sarayı içinde sözün geçerdi. Casuslarımız bile saray içinde bu kadar hızlı yükselmeni beklemezdi.
-Casuslar?
-Anlayacağın sizi sizden daha iyi tanıyoruz Komutan Alpargu ve bu bildiklerimizi devletinizi yıkarken kullanacağız.
-Sancar Han benim oraya varmadığımı fark edince geri dönecek ve o zaman Yüce Kergit Ordusu sizi öyle bir yıkacak ki bir daha toparlanamayacaksınız!
Rodok komutanı tok bir kahkahayla beraber:
-Şu anda Shariz zindanında değerli dostumuz Sultan Hakim'in onur konuğu olan Sancar Han'dan mı bahsediyorsun?
-Ne? Ne diyorsun sen it!
-Hepsi kılıçtan geçti Alpargu, hepsi. Shariz'in önü artık koca bir Kergit mezarlığı. Onların her birini parçalara böldük, Sultan Hakim'in yeni manzarası binlerce Kergit kellesi! Bahsettiğin Yüce Kergit Ordusu öldü!
 
Last edited:

Zeyon88

Knight at Arms
WBNWVC
Best answers
0
Kaç aydır her hafta bir kez buraya gelip yeni öykü yazılmış mı diye bakıyordum, "Eğer biri yazarsa ben de yazarım." diye kendi kendime bahane üretiyordum. Artık bahanem de kalmadı :grin: Öykünün konusunu hatırlamakta zorluk çektim fakat bir süre düşündükten sonra anladım. Kurgu güzel fakat biraz daha uzun yazabilirseniz çok daha güzel olur. Çalışmalarınıza, emeğinize sağlık, başarılar diliyorum...