Arcadhia - Bölüm II - Kartalların Yazgısı ÇIKTI!

Users who are viewing this thread

Status
Not open for further replies.

n00bPanda

Squire
WBVCNWWF&S
E8WqdZ.png
Merhaba arkadaşlar yeni fantastik hikayemle karşınızdayım şuanlık sadece ırklar, krallıklar vb. şeyleri yazacağım. Önceden ''Bir Kalradya Günlüğü'' adlı bir hikaye yazmıştım fakat sıkılınca devam edesim gelmedi. Bu hikaye tamamen kendi yarattığım dünyada geçecektir. 


Nepiler : Kor'nak kıtasında dağınık ve göçebe şeklinde  yaşarlar. Bir insanın fiziğine sahiptirler fakat derileri mavimsi ve biraz kamburdurlar. Yüzleri normal bir insanın yüzünden çok farklıdır. İki veya bazılarında üç göz olabiliyor. Burunları ve ağızları büyüktür.Savaşçı ve ilkel bir toplumdur.

Orkaklar : Orkaklar neredeyse insanlarla eşit sayıda nüfusu olan bir ırktır. Belli bir merkezleri  yoktur. Dağların içlerini kazarlar ve orada yaşamlarını sürdürürler. İnsanlara göre dev gibi cüsseleri vardır , ten renkleri farklıdır(Yeşil,Siyah,). Paralı askerlerin çoğunluğunu Orkaklar oluşturur. Barbar ve yağmacı düşüncelere sahip oldukları için neredeyse bütün ırklarla savaş halindedir.

Venetalılar : Doğu'nun sıcak çöllerinde yaşayan insan ırkıdır. Tenleri siyah veya kahverengidir.Venetalıların merkezi ''Ra'rok'' dur. Doğu çöllerinin tümünü kapsayan bir imparatorlukları vardır(Hakkaz İmparatorluğu). Önemli bir ticaret imparatorluğudur. Ordunun çoğu paralı askerlerden oluşur. Ticaret ve eğitim konusunda yeteneklilerdir.

Kharalar : Kuzey'in sert soğuklarında yaşayan barbar bir ırktır. Tenleri genelde beyazdır. Çoğunun saçı sarı veya kızıldır,s iyah saçlılık çok az görülür.Bütün insan ırklarına göre uzun ve daha yapılıdırlar. Eskiden bütün dünya tarafından korkulan bir insan ırkıydı fakat teknolojiden aşırı geri kalmaları nedeniyle bugünlerde büyük bir tehtid olarak görülmemektedirler. Yine de Güney'deki bütün köylülerin korkulu rüyasıdır.  Ganimet ve avcılıkla geçinirler. Merkezleri Kharak Konfederasyonu'dur fakat Kharaların çoğu avcılıkla geçinildiği için
göçebe yaşamaktadır.

Alfeniler :  Güney'deki huzur dolu ormanlarda yaşan ırktır. Tenleri beyaz kulakları sivridir.Uzun boyludurlar. Barışçıl bir halktır. Merkezleri ''Naroay'' dır.Herhangi bir krallıkları yoktur Naroay tarafsız bir yerleşim yeridir. Avcılık onlar için bir suçtur bu yüzden genelde ormandaki zararsız bitkilerle beslenirler.

Cüceler : Orkaklar gibi dağlarda yaşarlar fakat Cüceler dağların içini Orkakların aksine daha çok severler. Boyları normal bir insana göre kısa, vücut ve yüz kılları her ırka göre daha gür çıkmaktadır. Sakal uzatmak onlar için bir zorunluluktur. Teknolojisi ve sanayisi en gelişmiş milletir. Merkezleri ''Araj Dağları'' dır. Araj dağlarında tutun Kapaoh Dağlarına kadar uzanan bir imparatorlukları vardır(Khummor Konfederasyonu). Orkaklar ve Cücelerin her ikiside dağların içinde yaşadıklarından geçmişte aralarında birçok savaş geçmiştir. Boyları kısa olmasına rağmen bir Orkak kadar güçlüdürler.

Sourthan: Güneyde yaşayan bir insan ırkıdır. Tenleri beyaz veya kumraldır. Merkezleri ''Meryak'' dır. Eernak kıtası boyunca yayılan güçlü bir imparatorlukları vardır(Sourtharna İmparatorluğu).Meryak dünyadaki en önemli ticaret noktasıdır.  Sourthan İmparatorluğunda kölelik öbür imparatorluklara göre epey yaygındır. Teknoloji ve sanayide de cücelerle yarışabilir.

Essatark: Doğu bozkırlarında yaşayan göçebe bir toplumdur. At ve yay kullanımındaki yetenekleri onları önemli bir paralı asker grubu yapar. Tenleri genellikle kumraldır. Diğer ırklara karşın paralı asker gruplarında kadın savaşçılarda bulunmaktadır. Birleşmiş bir orduları yoktur.

Karkarahlar : Nerede yaşadıkları ve nereden geldikleri bilinmemektedir veya neye benzedikleri. Tarihi kaynaklara göre çok eski zamanlarda bütün insan olan ve olmayan ırklara savaş açmışlardır fakat insanlar ve insan olmayanlar birleşip ölümsüzleri çok ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Doğruluğu pek bilinmez fakat tenlerinin simsiyah, gözlerinin kıpkırmızı oldukları söylenir. Orkaklardan bile büyük cüsseleri vardır.

Wellegler : Batıda yaşan insan ırkıdır. Tenleri beyaz, kumral veya kahverengidir. Boyları diğer insan ırklarına göre epey kısadır. Merkezleri ''Engolok'' dur. Tarafsız bir krallıktır. Çalışkan ve barışçıl bir halktır. Sourthanlılara bağlı bir devlettir. Çiftçilikle geçinirler , toprakları verimlidir. Her türlü meyve , sebze yetişir. Kharalar onların en büyük sorunudur. Güçsüz bir krallık oldukları için Kharalar neredeyse her mevsim buraya akın düzenler.

Ratpanslar :Yer altı mağaralarında yaşarlar. Bu yüzden yüzyıllardır cücelerle savaştadırlar.Eğer onların görünüşünü betimlemek gerekirse kısaca büyümüş fareler diyebiliriz fakat normal fareler gibi hareket etmezler , normal insanlar gibi iki ayaklarının üzerinde hareket ederler.

Traloklar : Ozyar adasında yaşan vahşi ve kötülük dolu bir ırktır. Boyları kısadır , çoğu kamburdur. Dağınık bir şekilde mağaralarda yaşarlar. Altın sevgilerinden dolayı geçmişte insanların ve insan olmayanların başına birçok bela açmışlardır helede cücelerin fakat her defasında başarısz olmuşlardır.

Hikaye ilerledikçe yeni ırklarda eklenecektir.


Hakkaz İmparatorluğu : Eğitim ve ticari bakımdan güçlü bir imparatorluktur fakat askeri açıdan ise çok açıkları vardır. Askerlerinin çoğu paralı askerdir. Bütün Archadhia üzerinde eğitim seviyesi en yüksek yer Hakkaz İmparatorluğudur. Birçok eğitim alanı vardır. Archadhia'nın dört bir yanından eğitim almak için bir sürü gönüllü kişi gelir. Çoğu felsefeci , mühendis ve mimar buradan çıkar. Ticari açıdan da önemli bir yere sahiptirler. Toprakları çok verimli olmasa da baharat , boya ve egzotik haycan ticareti buradan giderilir. Ülkenin yöneticisi ''II. Zah Karanir'' dir. Ülke dıştan bakıldığında sorunsuz gözükse de iç problemler hayli fazladır. Sussuzluk, taht kavgaları , şehirlerin bakımsızlığı bunlardan birkaçıdır. Orta düzey teknolojileri vardır.

Kharak Konfederasyonu : Eğitim, ticaret , sanayi ve teknoloji bakımından diğer insan ırklarına göre bir hayli geridedirler.  Geçimlerini ganimet  ve avcılıkla sağlarlar. Resmi savaş ilanında bulunmasalarda her bahar ayında diğer ülkelere eşi benzeri görülmemiş gemileriyle akın yaparlar. Khara toprakları aşırı verimsiz ve soğuktur.  Bu toprakların soğuk olması Kharaları dayanıklı ve güçlü yapar. Khara Konfederasyonun yöneticisi ''Ragnar of Axarad , Heriolf Steinorok ve Orn Grithsson'' dur.

Naroaylılar : Eskiden bir imparatorlukları olsa da Cüceler ile olan savaşlarından sonra yıkılmıştır. Naroay  kalan son yer olduğundan ''Egnas'' burayı tarafsız bir yerleşim yeri ilan etmiştir. Geçimlerini tarımcılıkdan ve yay ticaretinden elde ederler. Dünyadaki en iyi oklar ve yaylar Naroay da bulunur.

Khummor Konfederasyonu: Sanayileri  ve teknolojileri bütün dünyada nam salmıştır.  El işçiliğinden tutun top dökmeye kadar bütün işler cücelerden sorulur. Dağların içlerinde yaşadıklarından ticarete kapalıdırlar bu yüzden insanlar onların sanayisinden ve teknolojilerinden yararlanamaz. Her cüce kadını ve erkeği barış zamanında birer madencidir , savaş zamanında ise hepsi savaşçıdır. Cüceler'in neredeyse bütün ırklarla problemleri olduğundan çoğu zaman savaştadırlar. Teknoloji ve sanayi bakımından her ırktan üstündürler. Kralları ''Gumrek Druvard'' dır.

Sourtharna İmparatorluğu : Ticaret , sanayi , teknoloji ve askeri bakımdan en güçlü insan imparatorluğudur. Bir çok bağlı krallıkları vardır. Toprak bakımından en geniş imparatorluktur. Kralları ''II.Edward Guarthian'' dır. Başkentleri olan Meryak dünyadaki en önemli ticaret noktasıdır. Dünyanın dört bir ucundan buraya tüccarlar gelir.

Wellegler :  Batı'nın barışçıl bir halkıdır. Bir imparatorlukları olmasa da küçük bir şehirleri vardır(Anroh). Toprakları verimli olduğundan ve halkın çoğu çiftçilikle uğraştığından neredeyse çoğu imparatorluğa gıda ve erzak buradan giderilir. Wellegler bağlı bir devlet olduğundan kendi askerleri yoktur. Asker olmak isteyenler Sourtharna İmparatorluğuna katılıyor veya paralı asker oluyorlar.

Çoğu insan olmayan ırkların imparatorlukları veya krallıkları keşfedilmediğinden krallık ve imparatorluk sayısı bu kadar azdır.


Kartalların Yazgısı - Bölüm I
  Narubar ormanlarında dokuz kişi sessizce ağaçlarından arasından seyahat ediyordu.  Bu dokuz kişilik grup , iki Cüce (kardeşler) , beş İnsan , bir Ork ve bir tane Alfeni. Ork'un sırtında uzun çift taraflı siyah bir balta ve üstünde ağır bir kolsuz plaka zırh , Alfeni'nin sırtında uzun ve kırmızı bir yay belinde ise küçük bir hançer üstünde kukuletalı bir pelerin  , Cücelerin birinde uzun bir mızrak öbüründe ise Ork'un sırtında asılı olana benzer çift taraflı küçük bir balta ikisinin üstünde de aynı zincir zırh , İnsanların ikisinin sırtında kalkan , bellerinde kılıç , birinin arkadasında hafif bir avcı yayı ve belinde küçük bir gürz , kılıç ve kalkan taşıyanın birinde kalın bir deri zırh öbüründe ise zincir ve plaka karışımı bir zırh , avcı yayı taşıyanın üstünde ise hafif bir deri zırh vardı.

Öbür iki insana gelirsek onların sırtlarında veya bellerinde hiç bir şeyleri yoktu. İkisinin de eli bağlanmış , biri korkuyla etrafı seyrediyor,  öbürü ise umursamaz bir şekilde kaderini kabullenmiş şekilde başı öne eğilmiş şekilde bir şeyler sayıklıyordu. Arkalarında iki cüce önlerinde ise bir insan ve  bir ork kaçmasınlar diye bekliyordu. Direnç göstermelerine karşın arkadaki iki cüce onları silahlarının sapıyla uyarıyordu. Sonunda adı ''Glibert'' olan genç paralı asker sessizliği bozdu.

''Urlgak , bu ''Sessiz Aslan'' denilen adama güveniyor musun? Bana pek tekin bir tip görükmedi.'' dedi endişeli ve tiz bir sesle.

Ardından sesi aynı bir boğa hırıldaması gibi çıkan ''Urlgak'' konuşmaya başladı.
'' Açıkcası pek tekin görünüp görünmemesi umrumda değil.  Paramızı versin yeter.''

''Bence...''

''Kes sesini Glibert. Senin ''bence'' ile başladığın cümlelerin devamı batıl inançlarla dolu.'' bunu diyen ''Hasculf'' adında Kharalı bir adamdı. Mahkumların önünde yürüyordu.

''Bir daha bana ''kes sesini deme!'' yoksa pişman olursun!'' dedi Glibert. Sesini şiddetli ve kızgın bir şekilde çıkarmaya çalışmıştı.

''Evlat , bir daha bana bağırırsan asıl sen pişman olursun. Bu yüzden ya sakin ol yada dayak yemeye hazır ol.''
Bu atışmalar sırasında dokuz kişilik grup durmuştu.  Glibert arkasını döndü ve yumraklarını dövüş pozisyonuna sokmuştu.

''Hahahahah! Demek canın biraz dayak yemek istiyor evlat! Gel bakalım da sana dünyanın kaç bucak olduğunu göstereyim!''

Bu lafın üzerine Glibert öfkeden kıpkırmızı oldu ve Hasculf'un üzerine bütün hızıyla koşmaya başladı. Aralarında çok mesafe yoktu fakat Glibert hızla yapılan bir saldırının durdurulamaz olduğunu sandı. Huscalf yana çekildi ve tökezleyen çocuğun kafasına sertçe vurdu. Glibert yere düştü Huscalf da fırsattan yararlanıp yerdeki Glibert'in üstüne atladı. Glibert neye uğradığını şaşırmıştı. Huscalf sağ kolunu yukarı kaldırdı ve Glibert'in yüzüne sert ve hızlı bir şekilde yumruk salladı , bunu sol koluyla da yaptı.  Glibert onu üstünden atmaya çalıştı fakat gücü kalıplı adama yetmedi. Bu direnç üzerine Urlgak ve Huscalf'dan kahkahalar koptu. Öbürleri ise sessizce kavganın bitmesini bekliyorlardı. Hiçbiri kavgaya karışmaya gönüllü değildi.

Huscalf, '' Artık dersini aldın mı evlat?'' dedikten sonra yarı baygın halde yatan çocuğun üstünden kalktı.  Glibert'den ses gelmiyordu. Sadece burnunu tutup küfürler mırıldanıyordu. Glibert'in yüzü gözü hep kan olmuştu. İki gözünün altında da morluklar ve şişlikler vardı. Kafasını salladı ve hafifçe doğruldu.  Huscalf hala acıyan gözlerle ona bakıyordu. Glibert'in doğrulması üzerine yük atlarından birine doğru  yol almaya başladı. Biraz şarap içip kendine gelecekti ve tabii ki de Glibert'e de şarabından iki yada üç yudum verecekti. Kharalılar için cesaret önemliydi.  Fakat Glibert öyle düşünmüyordu. Sadece güçlü bir dayak yediğini ve etrafındakilere rezil olduğu düşünüyordu. Aslında durum öyle değildi , kavgayı pek önemsememişlerdi.

Glibert kimsenin anlamayacağı kısık bir sesle Huscalf'a bakarak ''Seni öldüreceğim!'' dedi. Botundaki küçük hançeri çıkardı ve Huscalf'a doğru koştu. Herkes bir anda koşmaya başlayan Glibert'e dikkat kesildi. Huscalf hariç. Kimse elindeki o küçük hançeri görmemişti.  Son anda arkasını dönen Huscalf'ın karnına kalın deri zırhını delen küçük hançer girdi. Glibert'in kıpkırmzı yüzünü gördü ve geriye doğru sendelemeye başladı. İki Cüce ve Ork  Glibert'i tutmaya gidiyorlardı.  Alfeni ve bir İnsan ise Huscalf'a doğru koşuyorlardı.  Klavik adında ki cüce belindeki prangayı çıkardı ve şok içindeki çocuğun ellerine prangayı geçirdi.

Mahkumlardan biri olayı şaşkınlıkla ve korkuyla izliyordu. Öbürü ise hafifçe tebessüm ediyordu. Sanki planladığı bir şey amacına ulaşmıştı. Tabii ki de kimse bu tebessümü görmemişti.

Kartalların Yazgısı - Bölüm II

Geçirdikleri berbat bir akşamdan sonra artık sekiz kişi kalan grup büyük bir görüş ayrılığına girdi. Kimisi Glibert'i öldürelim diyordu kimisi de onu bulduğumuz en yakın devriyeye verelim diyordu. Bu büyük görüş ayrılığı yüzünden grupdaki kimse artık birbirine güvenmez , nefret eder bir hale gelmişti.

İlk önce cüce kardeşler gruptan kaçtı , ardından iki insan ve bir ork.  Geriye sadece Alfeni  ve bir insan kalmıştı. Bu ikisi Glibert'i bir devriyeye teslim edelim diyenlerdi. Glibert ise bu sırada hiç konuşmuyor , yemek yiyip su bile içmiyordu. Tamamen hayata küsmüştü. Sadece önündeki ağaçlara bakıp kısık sesle nini söylüyordu.

''Şerefsizler!'' diye birden bağırdı Alfeni. Adı Taurean'dı. Koyu turuncu saçı , bembeyaz teni , güzel bir yüzü vardı. Fakat görünüşe aldanmamak gerekir. Savaş anında bir Orktan bile sert olabilirdi bu Alfeni.

''Ne oldu Taurean?'' dedi sakin bir sesle Aedan adındaki adam. Simsiyah, dağınık ve uzun bir saçı vardı. Biçimli bir suratı hafif esmer bir teni vardı. Dışardan çok sert görünsede içi o kadar yumuşaktır ki. Geçmişinde çok karanlık anıları vardır bu insanın.

''Lanet olası Urlgak mahkumları beraberinde götürmüş. Kimbilir cüce kardeşlerle nerede buluşacaklar!'' sinirden kıpkırmızı olmuştu Taurean.

''Bu hiç iyi olmadı. Hem de hiç. Hemen peşlerine düşmeliyiz.''

''Yetişemeyiz ki. İlk önce şu Glibert ile ilgilenip sonra da Huscalf'ı defin etmeliyiz.'' dedi sakinleşen Taurean. Huscalf ile iyi anlaşıyorlardı. Öldüğünü hatırlamak hala üzüyordu onu.

Huscalf'ı şu dağ tepesinde defin edebiliriz gayet güzel bir yer gibi görüküyor. Glibert'i ise şuanlık peşimizde dolaştıralım.''

''Glibert denen şerefsize sırtımı dönmem ben!''

''Ellerini bağlarız.''

''Bizi yavaşlatmaktan başka bir şey yapmaz Aedan bence onu...''

''Hayır Taurean biz soğukkanlı katiller değiliz.''

''Galiba haklısın fakat Huscalf'ı defnederken yanımda Glibert'i istemiyorum.''

''Pekala , onu burada bir ağaca bağlarız. Gel de Huscalf'ı götürelim''

İkisi beraber Huscalf'ın örtüye sarılmış ölü ve soğuk bedenini ağaçlar arasından dağ tepesine götürdüler. Dağ tepesine vardıklarında biraz soluklandılar ve karşılarındaki manzaraya karşı ikisinin de ağzı açık kaldı.  Manzarada güneş uzaklardaki karla kaplı dağlarından arasından doğuyordu.  İki dağın tam ortasında kocaman bir şelale vardı.

''Gerçekten de Huscalf'ı gömmek için güzel bir yer.'' dedi sıcak bir ifadeyle Taurean.

''Gerçekten de öyle.''

''Pekala , onu nasıl defnedeceğiz? Khara geleneklerini pek bilmiyorum.''

''Toprağın içine gömeceğiz. Ardından başında küçük bir ateş yakacağız.

''Pekala başlayalım öyleyse.''

İşleri bittiğinde güneş tepeye varmıştı. Bulutsuz ve masmavi bir gökyüzü vardı üstlerinde. İkisinin de içinden bu manzarayı bırakmak gelmiyordu. Mezarın başında biraz bekledikten sonra kamp alanına geri döndüler.
Döndüklerinde şoka uğradılar. Kamp alanının tam ortasındaki ağaca cüce kardeşler bağlanmıştı. İkisi de ölüydü ve yüzleri bembeyazdı. Sanki kar fırtınasında ölmüş gibiydiler. İlerideki ağaçta ise kaçan mahkum ve ork bağlıydı. İkisinin de yüzü aynı cüce kardeşlerinki gibiydi.

''Burada ne olmuş böyle...'' dedi titreyen bir sesle Alfeni. Gözleri faltaşı gibi açılmıştı.

''Yakaladğımız büyücü ve Glibert ortada yok.Bu işi büyücü yapmış olmalı , bizi birbirimize düşürüp kaçtı. Muhtemelen o akşam biz kavgayı izlerken Glibert'e bir tür büyü yapmıştır. Öldürmesi için'' bunların hepsini sakin bir sesle söyledi Aedan. Sanki olayı ve arkasındaki sırrı çözmüş gibi. Yüzünde soğuk fakat aldırmaz bir ifade vardı. İçten içe şok olmuştu.

''Peki şimdi ne yapacağız? Büyücüyü takip etmeyi pek de istemiyorum açıkcası.'' Taurean kendine biraz da olsun gelmişti fakat gözlerinde hala dehşetin kalıntıları vardı. Aedan Taurean'ı hiç böyle görmemişti.

''Sesiz Aslan'a gideceğiz.''


Eğer okuduysanız hatalarımı söylemekte lütfen çekinmeyin.
 
Status
Not open for further replies.
Top Bottom