[Y]Başkaldırı - Final Bölümü [3]

Users who are viewing this thread

nPDzr0.png

Güçlüler yapabildiklerini yaparlar, güçsüzler de ne yapmaları gerekiyorsa onu.
Rodok topraklarının içlerinde, dağlar ile nehrin arasında hapsolmuş Jelkala'da başlayan bir başkaldırının öyküsüdür bu, Bunduk'un başlattığı şanlı devrimin öyküsü. Herşey acımasız yağmur damlalarının dışarıda yeri yıkarken içkilerin yudumlandığı handa sinirlerin gerilmesiyle başlar...

  Yağmur damlaları çatlak taşların arasında biten ince otları sularken, çukurlara düşen damla tanecikleri çıkardıkları tok sesle gök gürültülerine eşlik ederek boş Jelkala sokaklarına kasvetli bir hava katıyordu. Sert esen rüzgarın yıkılmış bina aralıklarından geçip çıkarttığı korku verici sesler ve beraberinde dans eden ağaçların yapraklarıyla hırpalanan şehir duvarları kıyasıya bir mücadele veriyordu sonbaharla.

  Rodoklar ve Sarranidler arasında süren kıyasıya mücadele sonucu arttırılan vergiler ve askere alımlar iki hafta kadar önce şehirden ayrılan kralın ordusuyla kentte asayişi epey düşürmüş ve huzursuzlanan halk hırsızlarla, çapulcularla ve başa bela şehir muhafızlarıyla uğraşmak zorunda kalmıştı. Sinirler gergindi ve bir kıvılcım pek çok şeyi ateşleyebilirdi. Yırtık pelerinini kendine siper edip öfkeli adımlarla hana doğru ilerleyen Bunduk, belki de bu kıvılcımın tam da kendisiydi. Kızgındı ve gidip bir kuruyan boğazını biraz ıslatmak istiyordu.

  Hanın kapısından içeri girip hancının karşısındaki tahta tabureye oturdu ve bir şarap istedi, Khergit bozkırlarından kopup gelmiş ozanların söylediği şarkılar kulağına çalınırken içip kahkahalar atan bir grup kör sarhoşun sesleri de güzel parçayı baltalıyordu. "Bugün sıkıcı ve nefret dolu bir gündü." dedi Bunduk. Hancı onaylar bir şekilde başını salladı ve "Evet, senin için öyle olmalı. Sorun ne?" dedi. Bunduk şarabı hızla dikledi ve ağzından çenesine doğru akan son üzüm hasatından kalma şarabı diliyle silip süpürdü. Ekşi tadı onun başını döndürüyordu, daha fazla içme isteği uyanıyor ve daha fazlasını istiyordu.

  "Komutan, kale komutanı. Bana kafayı takmış olmalı, sinirlerimi iyice bozuyor. Uzun yıllar yaptığım işi öğretmeye kalkıyor bana!"
  "Yapma Bunduk, senin nasıl bir ruh olduğunu herkes biliyor. Başına bela almak istemiyorsan asi tavırlarından vazgeç, şehirde sinirler oldukça gerginken sükunetini korumalısın. Yoksa ilk yanan sen olursun." Bunduk'un sık diklemeleriyle bitirdiği şarabını tazeledi ve handaki diğer müşterileri bir süzdü.
  "Arbaletimi gergin tutacakmışım, bana bunu söylüyor. Yağmurlu bir havada arbaleti gergin tutmak kadar saçma birşey olabilir mi? Güzelim kundaklı yayımı böyle bir emirle heba mı etmeliyim, ha?" Bunduk iyice sarhoş olmuştu, saçmalamaya başlamıştı bile.

O esnada hanın ön kapısından içeri dört kişilik muhafız alayı ve başlarında asık suratlı kale kumandanı girdi. Kale kumandanı Branfin ince sesiyle "Bize şarap ve sıcak yemekler getir, Graveth aşçılarını da yanında götürmüşken yiyecek düzgün bir yemek bulamaz olduk!" diye bağırdı hancıya. Hancı ise kızına seslendi ve kızı yemekleri servis etmek üzere işe koyuldu. Bunduk oturduğu yerden kalkıp genişçe bir arkasına baktı, kale kumandanı Branfin onu gördü ve;
  "Seni aşağılık domuz, görev yerini terkedersin ha?!"
  "Lanet olası işimi bana öğreten bir asık suratlının saçma emirlerinden sıkıldım, ana kuzusu!" Ayağa kalkan muhafızları farketti ve beraberinde diğer müşterilerin de yerlerinden kalktığını gördü.
  "Emre itaatsizlikten tutuklusun, Bunduk! Şu domuzu derhal buraya getirin, hadi!" Muhafızlar Bunduk'a doğru koşarken Bunduk arbaletini gerdi ve o anda kafasına bir ok saplanan öndeki muhafız kendisini yerde buldu.
  "Dostlar, şu aptal muhafızların kıçlarına mızraklarınızı sokun ve şehrin girişine hep beraber asalım, Graveth geldiğinde kaderinin ne olduğunu öğrensin!" dedi ve o anda havada uçuşmaya başlayan sandalyelerden birisi kendisine çarptı, acı içinde yeri devrildi ve kalkmak için uzunca çabalaması gerekti. Müşterilerden birisi kılıcını çekip muhafızlardan birinin bağırsaklarını dışarı saçtı, hancı "Durun!" diye defalarca bağırsa da karışıklık devam ediyordu.

  "Tek yol devrim!!" diye bağıran bir başka müşteri kale kumandanına fırlattığı sıcak tencere dolusu yemekle iyice haşlarken kapıdan içeri mızraklı on kişi kadar muhafız geldi. Masalar, bardaklar, çömlekler ve şaraplar havada uçuşuyordu. Zar zor yerinden kalkan Bunduk hızla davrandığı kılıcı kınından çektiği gibi yerde acı içerisinde kıvranan kumandanın üzerine atıldı ve kılıcı sertçe sapladı. Muhafızlar ve müşteriler zaiyatlar verirken aralarından birisi hancının kızı Naselia'yı yere yatırıp soymaya çalışıyor, bu esnada kemerini çözüyordu. Hancı geç farkettiği durum karşısında depodan çıkarttığı baltasını kapıp muhafızın yanına koştu ve kemerin altındaki mızraktan kirlenecek olan kızını muhafızın kesilen başından sıçrayan kanlarla kirletmiş oldu. Aralarından bir müşteri yemeğin kaynatıldığı ateşten tutuşmuş bir odun alıp yere dökülen yağlara fırlattı ve hanın bir kısmı alev aldı. On dakika kadar daha süren çarpışmada muhafızların tamamı ölmüşken Naselia'nın hıçkırıkları ve müşterilerden yaralı olan bazılarının acı dolu yakarışları duyuluyordu.

  Sağ kalanlar kaçmak üzere hanın kapısına koşarken Bunduk'ta yanlarındaydı, hep beraber kaçıyorlardı ve Bunduk onlara kendilerini takip etmelerini söylüyordu. Hava kararmak üzereyken diğer muhafızlar hana ilerlemeden ve garnizon uyanmadan ortadan kaybolmak zorunda olduklarının farkındaydılar.  Bunduk arkasına baktığında "Olamaz!" dedi. Diğerleri de şaşkınlık dolu bakışlarla hana bakıyordu, kızıl alevler gökyüzünde dans ederken kapkara dumanlar adeta "uyanın!" diyordu herkese.
 
http://forums.taleworlds.com/index.php/topic,305352.msg7248575.html#msg7248575
http://forums.taleworlds.com/index.php/topic,305352.msg7280553.html#msg7280553

Yarışmaya hitaben yazdım ve üç bölümde bitirdim, altıya ya da beşe tamamlama fikrim vardı elbet ama şartlar üçte bırakmam gerektiğini söyledi, keyifli okumalar.
 
Güzel, hoş olmuş. Hikaye afişi de güzel olmuş ama Bunduk'un suratı gözükse daha iyi olabilirdi, arbalet yüzünü kapatmış gibi.
 
Back
Top Bottom