• Welcome to the forums on our new hosting setup. Everything should be working the same, but if you run into any problems, please let us know over here.

Mount&Blade'de Yaşadığımız En Güzel Savaşı Hikaye Gibi Yazalım

Users who are viewing this thread

MrTcN

Recruit
Bir sarranid emiri olarak savaşta olduğumuz kelgitlilerin bölgesinde kendime av arıyordum kelgitliler yeni savaştan çıkmışlarlrdı ve kendime rakip bulamıyordum derken tulga şehrinin oradan geçerken şehirin içinde kaç asker varmış diye yaklaşınca birden sancarhan üstüme yürüdü...

Benim 64 askerim vardı Sancar hanın 124 Eee serde yiğitlik var tabi  dedim gel hele kaçan namert

Savaşa başladık süvariler en önde ardında piyadeler onlarında ardında okçular tabi planım suvarilerle karşılamak kelgitliler de atlı çok olduğundan piyadeler dayanamıyor ilk vuruşmada  :cry:

Tabi Sancar Han kibirli dizdi atlılarını yan yana bir hücuma geçtiler deniz derya at verdim komutu okçuya atış başladı tam bir ok hengamesi altında süvariler kavuştu kargılar vuruyor yiğitler devriliyor verdim emri piyadelere piyadeler rakibe bir girdi düşmanın ilk dalgasını bir supurdu tarifi yok düşmanın erimeye başladı dedim okçular sizde saldırın bende kaptırdım girdim savaşın tam ortasına tam kovalamaca başalrken düşmanın ikinci dalgası bir hucuma geçti gördüğüm an yıkıldım askerlerim eriyor baktım durum kötü sancar hanı arıyorum gebeteyimde moralleri çöksün sancar hanı ararken birden benim sarranid memlukluler hucuma geçti vurup indiriyorlar lakin sayımız yetersiz


en sona rakip: 20 kelgit  atlı okçusu + sancar han ''han atından düşmüş''

benim ordum 2 sarranid memluk + ben


bir vuruşma başladı 21 e 3 ken durum 15e 3 oldu tam o esnada sancar han üzerine gelen sarranid memluku öldürdu aha dedim sancar seni buldum ustune surdum atımı öldürdü ama atımın öcünü aldım sonuç olarak 14e 2 kalmıştık ve üstün mücadele sonucu ve sancar han ölünce kaçmaya başladılar biz kazandık

Harika bir savaştı  :lol: ve Kazandık  :grin:
 

Kekereis

Recruit
Bir gün Geroyalı Sverre dolaşmaya çıkmıştı.Kergitlerden bir lordu esir almak istiyordu.

  Lord ararken birde ne görsün Sancar Han Ve yanında lordları sefer düzenlemiş benim kaleme gidiyorlardı.Geroyalı Sverre 'e bir
cesaret gelmişti ve onlara saldırmıştı. Onların 753 askerine karşı 234 askeri vardı. İlk saldırısnı yaptı ve 24 kişiyi öldürdüler adamları yaralanmıştı.Takviye kuvvetler gelmeden hemen geri çekildi.Sürekli saldır geri çekil saldır geri çekil yaparken bir de ne görsün savaşı kazanmışlardı.Yalnız 70 askeri kalmıştı .Sonra kalesine geri dödü ve oda ne Sonunda beklediği gün gellmiş ve Ymirayla evlenmişti.  :fruity: :fruity:  :mrgreen:
 

Unbalanced

Recruit
Para kazanmak için Svadya Krallığı'nda Paralı asker olmuştum ve 7-8 lordla mareşale eşlik ediyordum. Reindi Kalesi civarında 8-9 kergit lorduyla karşılaştık. Tam bir meydan savaşıydı. Savaşı anlatmak gerekirse çok güzel ve heyecanlı bir savaştı. Yaklaşık bir saat savaştığımı hatırlıyorum. Çok çekişmeli geçmişti. Sonunda da zafer bizim oldu. :smile:
 

Anadolu

Sergeant
red warsdayız 100 kişilik osmanlı ordum var 1123 kişilik maresal ordusu çinlilerin takip ediyor beni kaçmadım onlara yürüdüm mete han ve sultan alparslan gibi cok heyecanlıyım savaşa bir baktım 15 kişi ile girdk daglı yer oldugu icin yavaş iniyorlardı rahat vuruluyorlardı makineliyi çıkardım alayına tarıyom :smile: mermi bitiyo yeni mermiyi aldım taradım yaklaştılar kılıcı cıkarttım Herkes hücüm Allahu aqbar :grin: çinlilere karşı hücüma kalktık az dılar ilkte 300 kişi var sayılırdı 70 kişiye 10 kişi vuruyoz 5 i şehit düştü bizden ondan sonra tekrar yerimi aldım onların mermisini de aldım mermim bitti diye vuruyorum vuruyorum mermi bitiyor yerdekileri alıyorum sonunda destek geldi bize 20 kişiyiz bizimkilere ateş dedim anına 10 kişiyi vurdular :grin: makineliyle vuruyorum sonra sarannadi tüfekine gectim 3 4 mermi olduug icin yavaş vuruyordum yaklaştılar bizimkilere hücüm dedim yerdeki mermileri aldım ben aynı yerde kalıp tarıyorum bu bölügü atladık son bölük bu sefer biz hücüma kalktık Allahu aqbar bi heyecan geldi vallaha hücüm etim ara sıra vuruyom tüfekle tabi yendik bu savaşı ama sıra birdahaki savaş 740 kişi kalmışlardı bu sefer gine aynı taktik ama bu sefer tek kaldım destek gelmedi eyvahh diyorum hemen yakında olanları taradım kaçtım :grin: şimdi ayrıl dedim bi baktım hepsi 70 80 kişi kalmış ama baya lord vardı 10 tane filan hatırlamıyom tam orda hilesiz oynuyordum destan yazdım ALLAHU AQBAR
Edit:hiçbiryer uydurulmadı herşey gercektir
 
Hep bi günde ben yazayım şu konuya diye niyetlenmişimdir ama nedense yazmadım.  :grin: Kısmet bu güne nasipmiş.Yazım hatalarım için şimdiden özür diliyorum bu arada  :grin: Alın buda benden gelsin bakalım;

Kontes Zenovia, mavi gözlerini kısarak uzakta, sisin ardında kıpırdanan silüetlere baktı. Düşman askerleri, Kont Laruqen’in yağdırdığı emirler doğrultusunda düzen alıyordu. Yaklaşık ikiyüz kişilik bir guruptu. Zenovia’nın ise toplam 85 kişilik bir ordusu vardı. Zenovia’nın tek avantajı dağın zirvesinde bulunmasıydı.

Bıkkınlıkla nefes vererek havaya baktı kızıl saçlı kadın. Sis etrafa hakim olmuş, görüş alanını çok kısıtlamıştı. Hafifçe çiseleyen yağmurun damlaları yeşil araziye düşüyor, otların altındaki topğrağı çamur deryasına çeviriyordu. Delice esen rüzgar, etraftaki birkaç ağacı sarsarak uğuldarken, kim bilir nereden getirdiği soğuk havayı Zenovia’nın askerlerinin sırtına boşaltıyordu. Svadyan Kontesi, ellerinde başı doğuya doğru bakan ve pençelerinde şimşek demetleri taşıyan beyaz kartal ambleminin süslediği kırmızı sancağı taşıyan askerlerine baktı. Zenovia’nın ailesinin, soylu Arvìla ailesinin sembolüydü bu sancak. Adamlar çarpışmaya her an hazır gibiydi. Aşağıda bir yerlerde bekleyen Rodok ordusunun sesleri, hepsini rahatsız ediyor olmalıydı.

“Matheld” diye seslendi Zenovia rüzgarın uğultusunu bastıran bir tonda. “Okçuları iki guruba ayır. Vaegir okçularını sol kanada koyun ve ben emrettiğim anda oklarını aşağıya yağdırsınlar. Başlarına Nizar’ı geçir. Bizim arbaletçileri sağ kanada geçir, başlarında Bunduk olsun. Söyle onlara düşman yaklaşmadan ateş etmek yok!”. Matheld parmaklarını deri zırhının kemerine bağlı baltada gezdirdi rahatlıkla. “Anlaşıldı patron. Piyadeler ve Süvariler Ne olacak?”

Zenovia sarışın Nord’a given verici bir gülümseme gösterdi. “Süvarilere atlarından inmelerini söyle. Rodokların o mızrakları ve kalkanları varken at üstünde olmak pek akıllıca değil. Ayrıca Lezalite’ı da uyar, Piyadeleri birleştirsin, bizde de Rodok kalkanları var bakalım bizim kalkan duvarımız mı sağlam düşmanınki mi? Süvarileri de piyadelerin arasına serpiştirin dengeli bir şekilde. Ayakta savaşmaya alışık değiller. Yanlarında deneyimli birileri olmadan kıyıya çıkmış balık gibi çırpınırlar”

Matheld’in güzel yüzünde bir gülümseme oluştu bu benzetme karşısında. “Emredersiniz patron” dedi neşeyle. Örülmüş saçları güzel bir şekilde sırtına doğru inen kadın Nord miğferini başına geçirdi. Gri parıltılar saçan gözleri, Miğferin ardında kayboluyordu. “Gidip planı anlatayım bizimkilere”.

Zenovia onun planı anlatmak için ayrılmasını izledikten sonra elini kılıcın kabzasına attı. Sağ eli bir anda yüzüne çıktı ve soğuk nedeniyle sızlayan yara izini parmaklarıyla okşadı. Yara izi yay şeklindeki ince kaşının hemen yanından başlıyor, hafif bir kavisle gözünü teğet geçip yanağına doğru iniyor ve dudaklarının kenarında sona eriyordu. Bu hafiften morarmış iz, Zenovia’nın güzelliğine gölge düşüren tek şey ve babasından kalan son hatıraydı. 

Düşmanın hareket etmeye başladığını haber veren sesler yükselmeye başladı dağın yamacından. O sırada Matheld tamamiyle zırhlara donanmış, ellerinde daire şeklinde bir kalkan ve savaş baltasıyla çıkageldi. “Biz hazırız” dedi başını sallayarak. Verdiği nefes duman oluyor ve sisli havanın arasına karışıyordu. Zenovia, askerlere doğru birkaç adım attı. Örülmüş zincirlerden ve kurutulmuş deriden yapılmış zırhının ağırlığı hiçbirşeymiş gibi hızlı hareket ediyordu. Askerlerden birisi “Leydim” diye uyardı onu. Kadının rüzgarda savrulan uzun saçlarını dizginlemek ve başını korumak için bir miğfer uzattı. Zenovia saçlarını eliyle düzelterek kafasının neredeyse yer yerini örten maske şeklindeki miğferi taktı.

“Yerinize geçin” diye uyardı askerlerini son kez. Matheld, her zamanki gibi Zenovia’nın hemen dibinde kalkanını kaldırarak kendisini ve Svadyan Kontesini koruma altına aldı. “Leydim” diye fısıldadı. “Gökler yanınızda olsun”. “Gökler hepimizin yanında olsun” diye karşıladı onu Zenovia. Sonra Matheld’in kalkanının üstünden ileriye baktı. Sisin arkasında rodok arbaletçilerinin atışları duyuldu bir anda. Yağmur nedeniyle arbaletler pek etkili olmasa da, birkaç inleme sesi saflar üzerinden yükseldi. “Nizar, şimdi!” diye bağırdı Zenovia.

Nizar elindeki gerili yayı bıraktı okun Rodoklardan birinin suratına girmesini umarak. “Okçular, ateş!”. Nizarin emriyle sayılar onbeşi geçmeyen Vaegir okçuları seri bir şekilde sadece gelen seslerden yön tesbiti yapmaya çalışarak oklarını fırlattılar. Yağmur şiddetini daha da arttırmaya başlarken, piyadelerin tek yaptığı şey kalkanlarını hazır tutarak beklemekken, sisin ardından nereden geldiği, kimin gönderdiği belli olmayn oklar vızıldayarak dolaşıyor, bazen  birileri yere yığılıp çığlıklar atıyor ama çoğunlukla da oklar ya çamurlu zemine yada kalkanlara saplanıyordu.

Derken Rodok arbaletleri susmak zorunda kaldı. Zenovia, düşman piyadelerinin çok yakına geldiğini anlamıştı. Muhtemelen Rodok arbaletçileri kendi adamlarını vurmamak için ateş etmiyordu. Bu hava koşulları içinde savaşmasına neden olan şansına içinden küfrederek dişlerini sıktı. Ayaklarını yere daha da sağlam basarak hırladı. “Bunduk! Sizde başlayın!”

Bunduk ateşlenmeye hazır arbaletini yaklaşmakta olan geniş bir kütlenin bulunduğu tarafa yönlendirdi. “Hay hay kaptan!!”. Tek gözünü kapatarak nişan aldı ve oku bıraktı. Ok, havada bir kartal gibi tiz bir ses çıkararak ilerledi ve karşı savlarda bir çığlık koptu. Bunduk görmese de, birinin zırhının-Belkide miğferinin!- fena halde delindiği biliyordu. “Hadi bakalım işe yaramazlar sürüsü, kartallarınızı bırakında düşmanın tepesine binsinler!!” Bundukun emriyle arbaletçiler bitin o yağmurun ıslaklığına karşılık oklarını fırlattılar. Karşıdan daha da çok çığlık sesi yükseldi bu sefer.

Vaegir ve Svadyan nişancılarının atışı bir süre devam etti. Sonunda düşman görülebilir bir mesafeye geldiğinde, iki ordu dipdibeydi. Yağmurun getirdiği çamur kokusunun yanında Rodokların iğrenç kokusu da Svadyanların burnunda geziniyordu artık. Zenovia tanıdık bir duyguyla sarmalandı. Soğukta daha da ağırlaşmış olan çelik kılıcını bir hışımla kaldırarak öne doğru atıldı vahşi bir hayvan gibi. Yanında bulunan Matheld daha ne olduğunu anlayamadan Kontes bağırdı “Saldırın!! Hücum!!!”

Svadyan askerleri tek bir tereddüt anından sonra komtanlarının peşinden koşmaya başladılar delicesine. Zenovia bu cesareti nereden bulmuştu bilmiyordu. İçinde birşeyler harekete geçmişti. Şu an nefes nefeseydi, yorgundu ve ıslak zırhının içinde üşüyordu. Ama bu an doğru andı. Bunu biliyordu. Sadce hissetmişti işte.

Rodoklar yukarıya çıkarken ne kadar uğraşırsa uğraşsın okçu ateşi altında tam anlamıyla düzen kuramazlardı. Hemde sisli bir havada... Mutlaka bir açık noktaları olmalıydı. Kalkan duvarının zayıf noktası da buydu; Bütün o ön saflar deneyimli çavuşların keskin mızrakaları ve kapı gibi kalkanlar tarafından korunuyordu çünkü ön safta olulşacak tek bir zayıf halka tüm kalkan duvarını göçertirdi. Ya yukarıdan doğru koşarak sisin ardından gelen svadyan askerleri? Eğer Rodoklar yukarıya çıkarken yakalanmışsa ve düzenleri hala tam oturmamışsa kesin ölüm demekti bu! Zenovia buna güveniyordu işte...
Kont Laruqen, kendisine doğru yaklaşan sesleri duyduğunda gözleri irice açıldı. “Duvar!” diye bağırdı korkuyla. “Lanet olasıca duvarı kurun hemen!! Düzen alın çabuk!!”. Askerler daha ne olduğunu anlayamdan ön saflarda bir gürültü yükseldi. Zenovia tek elli kılıcını şaşkın bir Rodok askerinin boğazına soktu nefretle. Adamın boğazı kana bulanırken gözleri irice açılmıştı. Zenovia’nın ardından diğer Svadyan askerleri yetişti. Rodok kalkanları birrer birer kalkmaya başlamıştı ama çok geçti. Düz bir çizgi gibi dizilen ikili safın bazı noktaları delinmişti bile.

“Leydim!” sesi kızgın çıkan Matheld uyardı Zenovia’yı. “Bu çok pervasızca bir hareketti!” Elindeki baltayı genç bir Rodok’un kafasına indirerek adamı yere serdi. Kalkanıyla kendisi korurken adamın göğsüne ayağını bastırarak baltayı çekti kadınlara özgü bür zerafetle. Bu sırada Nizar ve Bunduk da okçularla beraber çoktan kılıçlarını çekmiş, iki koldan girerek savaşmaya başlamıştı.

Savaşın oluşturduğu kaos sesleri arasında Zenovia cesetlerin üzerinde adım atarak hefine giren  Rodoklara saldırıyor, gözüyle de Laruqen’i arıyordu. Yerdeki yaralılardan biri Zenovia’nın ayağını tuttu aniden. Adam elindeki ufak bir kılcı, miğdesine saplanan okun acısını umursamadan Zenovia’ya saplamaya çalıştı. Zenovia’nın kalbi heyecanla çarpmaya başlarken, etrafında olan herşeyi sezebiliyor gibiydi artık. Birçok şey çok kısa sürede olup bitiyordu, hepsini yakalamk imkansıza yakındı. Ama Zenovia yapıyordu işte.

Bir kalp atışının bir ömür sürdüğüne yemin edebilirdi. Bıçağın kendi midesine doğru yavaşça geldiğini görebiliyordu. Uzaklarda bir köşede Nizar takıldı gözüne aniden. Esmer tenli Kergit, sadağındaki oklardan birin alıp yerde debelen bir askerin boğazına sapladı boğuşma sırasında. Adam ellerini bir pençe gibi yapıp titreyerek yüzünü toğrağa gömdü. Gözleri oyavaşca kapandı. Sonra tekrar kendisine yaklaşmakta olan bıçağa dikkat kesildi, bıçak hala yaklaşıyordu. Kaçmaya çalışsa bile artık çok geçti. Bıçağı taşıyan elin sahibine baktı. Daha çocuk yaşta sayılabilecek biriydi. Yorgum gözleri öfkeyle kısılmış ve kaşlarını çatmıştı. Yüzü, az öncesine kadar içinde yuvarlandığı çamura bulanmış, yeni yeni çıkmaya başlayan sakalları kir içinde kalmıştı. Kısa saçları tamamiyle ıslak ve alnına doğru inmişti. Tek elini hala midesindeki okta sertçe tutuyordu.

Yutkunarak midesinden boğazına doğru tırmanan endişe duygusunu yok etmeye çalışırken herşey tekrar hızlandı bir anda. Bıçak darbesiyle yere yığılmayı, tarifsiz bir acı hissetmeyi bekledi, ama hiçbir şey olmadı. Mathel belinde taşıdığı fırlatma baltalarından birini gen Rodok çocuğunun kafasına fırlatmış, çocuk elindeki bıçağı düşürürken tüm bedeni yere yıgılmıştı. Çocuğun ağzı korkudan açık kalmıştı, hissettiği son şey beynindeki büyük acının tüm vücudunu yakmasıydı muhtemelen..

Etrafına bakıp olanları anlamlandırmaya çalıştı Zenovia, birçok savaş yapmıştı ve ilk defa kendisini ölüme bu akdar yakın hissetmişti. Demek böyle oluyordu ölüm anları.. Herşeyi görebiliyordun, sezebiliyordun ama hiçbirşeyi durdurmaya gücün yetmiyordu... Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalışırken Miğferinden dolayı yüzünün görünmediğine şükretti. Zira, şu an yüzü bembeyaz olmalıydı korkudan. Yutkunarak Matheld’e baktı. Nord kadınının dudakları yukarıya doğru kıvrıldı. “Sanırım bununla ödeşmiş oluyoruz..”. Zenovia, sesini temizleyerek kulaklarındaki uğultuyu duymazdan geldi. “Ödeşmek mi? Bu daha ilk kurtarışın! İki kere daha kurtar ve sonra ödeştiğimizi söyle!”. Matheld neşeli bir kahkaha attı “Emriniz olur Leydim..” 

Savaş sona erdiğinde, Laruqen savaş alanından çoktan kaçmıştı. Rodok askerleri on üç esir bırakmıştı arkalarında. Geri kalanların tamamı ise ölü olarak ele geçirilmişti. Zenovia savaş alanına baktı. Bu savaş alanında tam yirmi beş askerini kaybetmişti.. Miğferini çıkartarak dinmiş olan yağmurun son bulutlarının da gökyüzünden çekilmesine baktı. Birazdan güneş bu dağ başındaki kanla karışık toprağı ısıtacak, üstüste yığılmış bedenleri gözler önüne serecekti. Zenovia dudaklarını ısırarak “Bizim cesetleri toplayın” dedi. “Düzgün bir şekilde yakın ve şu lanetli topraklardan bir an önce çıkalım. Diğer cesetleri de bırakın hayvanlar ne yaparsa yapsın..”. Lezalit oturmakta olduğu taştan kalkarak başını salladı. “Hemen hallediyorum..”
Zenovia ise çoğu askerin başında toplanmakta olduğu Nizar’a verdi dikkatini. Kergitli ozan lavtasını eline almış kederli ezgiler yayıyordu tanıdığı bir yoldaşının cansız bedenini başında;

Ey melek, ne işin var bu günahkarlar arasında!

Uzaklaş! Bulaşmasın kibrimiz sana!

Kanat çırp cennetin yedinci katına,

Ve çağır oradan bizi izleyen arkadaşına,

Üflesin nefesini bize bağırırcasına,

Ve katsın varlığımızı yokluğun arasına,

Kavrulsun bedenlerimiz kendi yaktığımız ateşten çukurda,

Acıma sakın, ıslanma gözyaşlarınla.

Gülümse sadece, ve  ses ver şarkına,

Hatırla sadece, var oldu bu alemde insan da.
 

profenix

Sergeant Knight
WBNWWF&S
Sör Lyn Corbray sürgündeki bir şövalyedir.Geçimini sağlamak için Sarranid Sultanlığı'nın kiralık kılıcı olur ve para karşılığında Sarranid düşmanlarını ezmeye başlar.Köyleri yağmaladıkça,lordları esir aldıkça serveti artar ve sonunda Sultan Hakim'in yeminli lordu olur.Sultan Hakim hizmetleri karşılığında ona Mit Nun Köyü'nü verir.Diğer lordlarla ilişkisi artar ve krallık içinde destek bulan bir lord haline gelir.Emir Biliya'nın desteğiyle Kergit Hanlığı'ndan Distar Kalesi'ni alır ve kalenin yeni lordu olur.Sarranid Sultanlığı Rodok güçleri karşısında ezilmeye başlayınca Lyn Corbray Tihr şehrine giderek Sarranid'in tek gerçek hükümdarı İncili Arwa'yla konuşur,bağlılığını ilan eder.Rodok ve Kergit saldırıları altında güçsüz kalan Sarranid Sultanlığı bir de isyan tehlikesiyle karşılaşır.İsyanı sonlandırmak üzere Emir Nuam komutasındaki sekiz lord Distar Kalesi'ni kuşatırlar.Distar'ı 700 kişiye karşılık 160 kişiyle başarılı bir şekilde savunurlar.Bu savunmadan sonra Sarranid toparlanamaz ve bir daha Distar Kalesi'ni kuşatmaya cesaret edemezler.Sör Lyn Corbray bu başarıdan sonra diplomasiyle Bardaq ve Sharwa kalelerini de alır.
 

clermont5

Sergeant at Arms
Kızıl $aman said:
Hep bi günde ben yazayım şu konuya diye niyetlenmişimdir ama nedense yazmadım.  :grin: Kısmet bu güne nasipmiş.Yazım hatalarım için şimdiden özür diliyorum bu arada  :grin: Alın buda benden gelsin bakalım;

Kontes Zenovia, mavi gözlerini kısarak uzakta, sisin ardında kıpırdanan silüetlere baktı. Düşman askerleri, Kont Laruqen’in yağdırdığı emirler doğrultusunda düzen alıyordu. Yaklaşık ikiyüz kişilik bir guruptu. Zenovia’nın ise toplam 85 kişilik bir ordusu vardı. Zenovia’nın tek avantajı dağın zirvesinde bulunmasıydı.

Bıkkınlıkla nefes vererek havaya baktı kızıl saçlı kadın. Sis etrafa hakim olmuş, görüş alanını çok kısıtlamıştı. Hafifçe çiseleyen yağmurun damlaları yeşil araziye düşüyor, otların altındaki topğrağı çamur deryasına çeviriyordu. Delice esen rüzgar, etraftaki birkaç ağacı sarsarak uğuldarken, kim bilir nereden getirdiği soğuk havayı Zenovia’nın askerlerinin sırtına boşaltıyordu. Svadyan Kontesi, ellerinde başı doğuya doğru bakan ve pençelerinde şimşek demetleri taşıyan beyaz kartal ambleminin süslediği kırmızı sancağı taşıyan askerlerine baktı. Zenovia’nın ailesinin, soylu Arvìla ailesinin sembolüydü bu sancak. Adamlar çarpışmaya her an hazır gibiydi. Aşağıda bir yerlerde bekleyen Rodok ordusunun sesleri, hepsini rahatsız ediyor olmalıydı.

“Matheld” diye seslendi Zenovia rüzgarın uğultusunu bastıran bir tonda. “Okçuları iki guruba ayır. Vaegir okçularını sol kanada koyun ve ben emrettiğim anda oklarını aşağıya yağdırsınlar. Başlarına Nizar’ı geçir. Bizim arbaletçileri sağ kanada geçir, başlarında Bunduk olsun. Söyle onlara düşman yaklaşmadan ateş etmek yok!”. Matheld parmaklarını deri zırhının kemerine bağlı baltada gezdirdi rahatlıkla. “Anlaşıldı patron. Piyadeler ve Süvariler Ne olacak?”

Zenovia sarışın Nord’a given verici bir gülümseme gösterdi. “Süvarilere atlarından inmelerini söyle. Rodokların o mızrakları ve kalkanları varken at üstünde olmak pek akıllıca değil. Ayrıca Lezalite’ı da uyar, Piyadeleri birleştirsin, bizde de Rodok kalkanları var bakalım bizim kalkan duvarımız mı sağlam düşmanınki mi? Süvarileri de piyadelerin arasına serpiştirin dengeli bir şekilde. Ayakta savaşmaya alışık değiller. Yanlarında deneyimli birileri olmadan kıyıya çıkmış balık gibi çırpınırlar”

Matheld’in güzel yüzünde bir gülümseme oluştu bu benzetme karşısında. “Emredersiniz patron” dedi neşeyle. Örülmüş saçları güzel bir şekilde sırtına doğru inen kadın Nord miğferini başına geçirdi. Gri parıltılar saçan gözleri, Miğferin ardında kayboluyordu. “Gidip planı anlatayım bizimkilere”.

Zenovia onun planı anlatmak için ayrılmasını izledikten sonra elini kılıcın kabzasına attı. Sağ eli bir anda yüzüne çıktı ve soğuk nedeniyle sızlayan yara izini parmaklarıyla okşadı. Yara izi yay şeklindeki ince kaşının hemen yanından başlıyor, hafif bir kavisle gözünü teğet geçip yanağına doğru iniyor ve dudaklarının kenarında sona eriyordu. Bu hafiften morarmış iz, Zenovia’nın güzelliğine gölge düşüren tek şey ve babasından kalan son hatıraydı. 

Düşmanın hareket etmeye başladığını haber veren sesler yükselmeye başladı dağın yamacından. O sırada Matheld tamamiyle zırhlara donanmış, ellerinde daire şeklinde bir kalkan ve savaş baltasıyla çıkageldi. “Biz hazırız” dedi başını sallayarak. Verdiği nefes duman oluyor ve sisli havanın arasına karışıyordu. Zenovia, askerlere doğru birkaç adım attı. Örülmüş zincirlerden ve kurutulmuş deriden yapılmış zırhının ağırlığı hiçbirşeymiş gibi hızlı hareket ediyordu. Askerlerden birisi “Leydim” diye uyardı onu. Kadının rüzgarda savrulan uzun saçlarını dizginlemek ve başını korumak için bir miğfer uzattı. Zenovia saçlarını eliyle düzelterek kafasının neredeyse yer yerini örten maske şeklindeki miğferi taktı.

“Yerinize geçin” diye uyardı askerlerini son kez. Matheld, her zamanki gibi Zenovia’nın hemen dibinde kalkanını kaldırarak kendisini ve Svadyan Kontesini koruma altına aldı. “Leydim” diye fısıldadı. “Gökler yanınızda olsun”. “Gökler hepimizin yanında olsun” diye karşıladı onu Zenovia. Sonra Matheld’in kalkanının üstünden ileriye baktı. Sisin arkasında rodok arbaletçilerinin atışları duyuldu bir anda. Yağmur nedeniyle arbaletler pek etkili olmasa da, birkaç inleme sesi saflar üzerinden yükseldi. “Nizar, şimdi!” diye bağırdı Zenovia.

Nizar elindeki gerili yayı bıraktı okun Rodoklardan birinin suratına girmesini umarak. “Okçular, ateş!”. Nizarin emriyle sayılar onbeşi geçmeyen Vaegir okçuları seri bir şekilde sadece gelen seslerden yön tesbiti yapmaya çalışarak oklarını fırlattılar. Yağmur şiddetini daha da arttırmaya başlarken, piyadelerin tek yaptığı şey kalkanlarını hazır tutarak beklemekken, sisin ardından nereden geldiği, kimin gönderdiği belli olmayn oklar vızıldayarak dolaşıyor, bazen  birileri yere yığılıp çığlıklar atıyor ama çoğunlukla da oklar ya çamurlu zemine yada kalkanlara saplanıyordu.

Derken Rodok arbaletleri susmak zorunda kaldı. Zenovia, düşman piyadelerinin çok yakına geldiğini anlamıştı. Muhtemelen Rodok arbaletçileri kendi adamlarını vurmamak için ateş etmiyordu. Bu hava koşulları içinde savaşmasına neden olan şansına içinden küfrederek dişlerini sıktı. Ayaklarını yere daha da sağlam basarak hırladı. “Bunduk! Sizde başlayın!”

Bunduk ateşlenmeye hazır arbaletini yaklaşmakta olan geniş bir kütlenin bulunduğu tarafa yönlendirdi. “Hay hay kaptan!!”. Tek gözünü kapatarak nişan aldı ve oku bıraktı. Ok, havada bir kartal gibi tiz bir ses çıkararak ilerledi ve karşı savlarda bir çığlık koptu. Bunduk görmese de, birinin zırhının-Belkide miğferinin!- fena halde delindiği biliyordu. “Hadi bakalım işe yaramazlar sürüsü, kartallarınızı bırakında düşmanın tepesine binsinler!!” Bundukun emriyle arbaletçiler bitin o yağmurun ıslaklığına karşılık oklarını fırlattılar. Karşıdan daha da çok çığlık sesi yükseldi bu sefer.

Vaegir ve Svadyan nişancılarının atışı bir süre devam etti. Sonunda düşman görülebilir bir mesafeye geldiğinde, iki ordu dipdibeydi. Yağmurun getirdiği çamur kokusunun yanında Rodokların iğrenç kokusu da Svadyanların burnunda geziniyordu artık. Zenovia tanıdık bir duyguyla sarmalandı. Soğukta daha da ağırlaşmış olan çelik kılıcını bir hışımla kaldırarak öne doğru atıldı vahşi bir hayvan gibi. Yanında bulunan Matheld daha ne olduğunu anlayamadan Kontes bağırdı “Saldırın!! Hücum!!!”

Svadyan askerleri tek bir tereddüt anından sonra komtanlarının peşinden koşmaya başladılar delicesine. Zenovia bu cesareti nereden bulmuştu bilmiyordu. İçinde birşeyler harekete geçmişti. Şu an nefes nefeseydi, yorgundu ve ıslak zırhının içinde üşüyordu. Ama bu an doğru andı. Bunu biliyordu. Sadce hissetmişti işte.

Rodoklar yukarıya çıkarken ne kadar uğraşırsa uğraşsın okçu ateşi altında tam anlamıyla düzen kuramazlardı. Hemde sisli bir havada... Mutlaka bir açık noktaları olmalıydı. Kalkan duvarının zayıf noktası da buydu; Bütün o ön saflar deneyimli çavuşların keskin mızrakaları ve kapı gibi kalkanlar tarafından korunuyordu çünkü ön safta olulşacak tek bir zayıf halka tüm kalkan duvarını göçertirdi. Ya yukarıdan doğru koşarak sisin ardından gelen svadyan askerleri? Eğer Rodoklar yukarıya çıkarken yakalanmışsa ve düzenleri hala tam oturmamışsa kesin ölüm demekti bu! Zenopvia buna güveniyordu işte...
Kont Laruqen, kendisine doğru yaklaşan sesleri duyduğunda gözleri irice açıldı. “Duvar!” diye bağırdı korkuyla. “Lanet olasıca duvarı kurun hemen!! Düzen alın çabuk!!”. Askerler daha ne olduğunu anlayamdan ön saflarda bir gürültü yükseldi. Zenovia tek elli kılıcını şaşkın bir Rodok askerinin boğazına soktu nefretle. Adamın boğazı kana bulanırken gözleri irice açılmıştı. Zenovia’nın ardından diğer Svadyan askerleri yetişti. Rodok kalkanları birrer birer kalkmaya başlamıştı ama çok geçti. Düz bir çizgi gibi dizilen ikili safın bazı noktaları delinmişti bile.

“Leydim!” sesi kızgın çıkan Matheld uyardı Zenovia’yı. “Bu çok pervasızca bir hareketti!” Elindeki baltayı genç bir Rodok’un kafasına indirerek adamı yere serdi. Kalkanıyla kendisi korurken adamın göğsüne ayağını bastırarak baltayı çekti kadınlara özgü bür zerafetle. Bu sırada Nizar ve Bunduk da okçularla beraber çoktan kılıçlarını çekmiş, iki koldan girerek savaşmaya başlamıştı.

Savaşın oluşturduğu kaos sesleri arasında Zenovia cesetlerin üzerinde adım atarak hefine giren  Rodoklara saldırıyor, gözüyle de Laruqen’i arıyordu. Yerdeki yaralılardan biri Zenovia’nın ayağını tuttu aniden. Adam elindeki ufak bir kılcı, miğdesine saplanan okun acısını umursamadan Zenovia’ya saplamaya çalıştı. Zenovia’nın kalbi heyecanla çarpmaya başlarken, etrafında olan herşeyi sezebiliyor gibiydi artık. Birçok şey çok kısa sürede olup bitiyordu, hepsini yakalamk imkansıza yakındı. Ama Zenovia yapıyordu işte.

Bir kalp atışının bir ömür sürdüğüne yemin edebilirdi. Bıçağın kendi midesine doğru yavaşça geldiğini görebiliyordu. Uzaklarda bir köşede Nizar takıldı gözüne aniden. Esmer tenli Kergit, sadağındaki oklardan birin alıp yerde debelen bir askerin boğazına sapladı boğuşma sırasında. Adam ellerini bir pençe gibi yapıp titreyerek yüzünü toğrağa gömdü. Gözleri oyavaşca kapandı. Sonra tekrar kendisine yaklaşmakta olan bıçağa dikkat kesildi, bıçak hala yaklaşıyordu. Kaçmaya çalışsa bile artık çok geçti. Bıçağı taşıyan elin sahibine baktı. Daha çocuk yaşta sayılabilecek biriydi. Yorgum gözleri öfkeyle kısılmış ve kaşlarını çatmıştı. Yüzü, az öncesine kadar içinde yuvarlandığı çamura bulanmış, yeni yeni çıkmaya başlayan sakalları kir içinde kalmıştı. Kısa saçları tamamiyle ıslak ve alnına doğru inmişti. Tek elini hala midesindeki okta sertçe tutuyordu.

Yutkunarak midesinden boğazına doğru tırmanan endişe duygusunu yok etmeye çalışırken herşey tekrar hızlandı bir anda. Bıçak darbesiyle yere yığılmayı, tarifsiz bir acı hissetmeyi bekledi, ama hiçbir şey olmadı. Mathel belinde taşıdığı fırlatma baltalarından birini gen Rodok çocuğunun kafasına fırlatmış, çocuk elindeki bıçağı düşürürken tüm bedeni yere yıgılmıştı. Çocuğun ağzı korkudan açık kalmıştı, hissettiği son şey beynindeki büyük acının tüm vücudunu yakmasıydı muhtemelen..

Etrafına bakıp olanları anlamlandırmaya çalıştı Zenovia, birçok savaş yapmıştı ve ilk defa kendisini ölüme bu akdar yakın hissetmişti. Demek böyle oluyordu ölüm anları.. Herşeyi görebiliyordun, sezebiliyordun ama hiçbirşeyi durdurmaya gücün yetmiyordu... Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalışırken Miğferinden dolayı yüzünün görünmediğine şükretti. Zira, şu an yüzü bembeyaz olmalıydı korkudan. Yutkunarak Matheld’e baktı. Nord kadınının dudakları yukarıya doğru kıvrıldı. “Sanırım bununla ödeşmiş oluyoruz..”. Zenovia, sesini temizleyerek kulaklarındaki uğultuyu duymazdan geldi. “Ödeşmek mi? Bu daha ilk kurtarışın! İki kere daha kurtar ve sonra ödeştiğimizi söyle!”. Matheld neşeli bir kahkaha attı “Emriniz olur Leydim..” 

Savaş sona erdiğinde, Laruqen savaş alanından çoktan kaçmıştı. Rodok askerleri on üç esir bırakmıştı arkalarında. Geri kalanların tamamı ise ölü olarak ele geçirilmişti. Zenovia savaş alanına baktı. Bu savaş alanında tam yirmi beş askerini kaybetmişti.. Miğferini çıkartarak dinmiş olan yağmurun son bulutlarının da gökyüzünden çekilmesine baktı. Birazdan güneş bu dağ başındaki kanla karışık toprağı ısıtacak, üstüste yığılmış bedenleri gözler önüne serecekti. Zenovia dudaklarını ısırarak “Bizim cesetleri toplayın” dedi. “Düzgün bir şekilde yakın ve şu lanetli topraklardan bir an önce çıkalım. Diğer cesetleri de bırakın hayvanlar ne yaparsa yapsın..”. Lezalit oturmakta olduğu taştan kalkarak başını salladı. “Hemen hallediyorum..”
Zenovia ise çoğu askerin başında toplanmakta olduğu Nizar’a verdi dikkatini. Kergitli ozan lavtasını eline almış kederli ezgiler yayıyordu tanıdığı bir yoldaşının cansız bedenini başında;

Ey melek, ne işin var bu günahkarlar arasında!

Uzaklaş! Bulaşmasın kibrimiz sana!

Kanat çırp cennetin yedinci katına,

Ve çağır oradan bizi izleyen arkadaşına,

Üflesin nefesini bize bağırırcasına,

Ve katsın varlığımızı yokluğun arasına,

Kavrulsun bedenlerimiz kendi yaktığımız ateşten çukurda,

Acıma sakın, ıslanma gözyaşlarınla.

Gülümse sadece, ve  ses ver şarkına,

Hatırla sadece, var oldu bu alemde insan da.
Efsane.
 

SergenAres

Recruit
M&BWBWF&SNWVC
Savaşı yapalı baya oldu. Hatırladığım kadarıyla yazacağım. Mobil olduğum için hatam varsa özrümü kabul edin. Bazı köy isimlerini unutmuş olabilirim. Kendi eklediğim küçük ayrıntılar da var. Sancak tasarımı gibi.

Rodok toprakları bahar mevsiminin gelmesiyle birlikte canlanmıştı. Rodok-Svadya savaşı son zamanlarıma giriyordu. Svadya tarafından uzun zamandır ses çıkmamıştı. Herkes Kral Harlaus'un barış antlaşması sunacağına dair hem fikirdi.

Rodok Derebeyleri yurdun dört bir yanına dağılmıştı. Svadya bir tehlike olarak görülmediği için seferberlik yoktu. Bu sırada Sör Richard, siyah zemine işlenmiş altın rengi aslanını gururla dalgalandırarak kendi mülkü olan Veluca şehrine dönüyordu. Bu mevsimde Veluca harika olurdu. Sör Richard bir an önce yetişebilmek için son hızla hareket ediyordu. Ordusundaki Rodok Keskin Nişancıları ve Nord Kahramanları da ailelerine kavuşacakları için mutluydu.

Tanıdık topraklara girerken bir grup gözcü, Veluca'ya bağlı, doğal olarak Sör Richard'a ait köylerden birinden dumanlar yükseldiğini söyledi. Bu istihbarat üzerine ordusunu oraya hareket ettiren Sör Richard, köye saldıranların Svadyalılar olduğunu gördü. Orada köy halkının desteğiyle bir savaş oldu. Savaş kazanıldı ama kayıplar fazlaydı.

Sör Richard, bu olayın verdiği öfkeyle hızla Veluca'ya gitti. Bütün derebeylerine ve krala ulak yollayıp Svadyalıların geri geldiğini söyleyecekti. Ulaklar yollandıktan sadece bir gün sonra Veluca topraklarında dev bir Svadya ordusu görüldü. Bütün Svadya derebeyleri orduda bulunuyordu. Veluca Şehri, Rodok topraklarının giriş kapısıydı. Şehir düşerse bütün krallık istila edilirdi. Derebeyler birbirinden kopuk ve hazırlıksızdı. Sör Richard acilen savaş konseyini toplayıp görüşme yaptı. Teslim olamazlardı. Ya kazanacaklardı, ya da denerken öleceklerdi.

Veluca şehrinin surları oldukça güçlüydü. Ordu ve garnizon çoğunlukla meşhur Rodok Keskin Nişancılarından oluşuyordu. Kalanlar Nord Kahramanıydı. Gözcülerin raporuna göre, Svadyalılar 900 civari kişiydi. Veluca tarafındaysa 300 kişi vardı. Savaş başlamadan önce Sör Richard bütün orduyu topladı ve moralleri yükseltmek için bir konuşma yapmaya karar verdi.

"Kardeşlerim! Evinize dönmeyi uzun zamandır beklediğinizi biliyorum. Güzel bahar mevsiminde eşlerinizle, çocuklarınızla vakit geçirmek istediğinizi biliyorum. Size üzülerek söylüyorum ki, bu savaştan mağlup ayrılırsak döneceğimiz bir ev olmayacak. Duvarların dışında duran o adi Svadyalılar evlerimizi ateşe verecekler, kadınlarımıza tecavüz edecekler, çocuklarımızı kılıçtan geçirecekler. Peki biz bunların olmasına izin verecek miyiz?!  Kolumuz kopsa dahi savaşmaya devam edeceğiz, son nefesimize dek! Şimdi herkes yerini alsın ve Svadyalılara kim ile karşı karşıya olduklarını göstersin!" diye bağırdı. Askerleri öfke bürümüştü. Sör Richard, bu konuda kötüydü ama içinde bulunulan durum onu desteklemişti.

Savaş sırasında keskin nişancılar hızla svadyalı avlıyor, piyadeler ise Sör Richard ile birlikte surlara çıkmayı başarabilenleri öldürüyordu. Savaş günlerce sürdü, her iki taraf ağır kayıplar verdi, Sör Richard yaralandı. Veluca şehri askeri ve psikolojik bakımdan çökmenin eşiğindeyken ulakların haberleri sayesinde Birleşik Rodok Ordusu şehre ulaşmıştı. Kuşatmayı yararak zaferi getirdi ve Veluca Kuşatması bir efsaneye dönüştü. Anısına şarkılar, bayramlar düzenlendi. Svadya ordusu aldığı büyük yenilgiyle topraklarına çekildi ve bir daha Rodoklara saldırmaya cesaret edemedi.
 

Lalaitha

Sergeant Knight at Arms
WBWF&SNWVC
Viking Conquest'te 1600 kişilik orduyu sadece ctrl+alt+f4 le aldım kılıç sallamadan duruşum yetiyor :grin:
Çok güçsüzdük onlara karşı parmağımı toprağın üç yerine bastım kafamı kaldırdığımda hepsi yerde ceset olmuştu...
 

profenix

Sergeant Knight
WBNWWF&S
De Grieux said:
Viking Conquest'te 1600 kişilik orduyu sadece ctrl+alt+f4 le aldım kılıç sallamadan duruşum yetiyor :grin:
Çok güçsüzdük onlara karşı parmağımı toprağın üç yerine bastım kafamı kaldırdığımda hepsi yerde ceset olmuştu...
o zaman senin amına goyieeeem
 

Lalaitha

Sergeant Knight at Arms
WBWF&SNWVC
profenix said:
De Grieux said:
Viking Conquest'te 1600 kişilik orduyu sadece ctrl+alt+f4 le aldım kılıç sallamadan duruşum yetiyor :grin:
Çok güçsüzdük onlara karşı parmağımı toprağın üç yerine bastım kafamı kaldırdığımda hepsi yerde ceset olmuştu...
o zaman senin amına goyieeeem

Niye? Yeterince efsane değil mi? :grin:
 

Dustum Han

Recruit
Beyler telden yazıyom ha oba göre saat 04.00 ** neyse başlıorum.

Nord olarak başlayıp hem nord askeri hemde veagir askeri toplamıştim. Kral Ragnar uzun bi süre kimseyle savaşa girmemişti buda benim adam toplamama olanak sağladı. Yaklaşık olarak 100 askerim vardı(çok eskiden oldu hatırlamıuorum) Svadya nın gotü kalkti Harlaus bey bize savaş açti.
Bende mareşal değilim tabi mecbur tek başima takiliyom. Başka lordlarla gitmek benim planlarima uymuyordu. Aklima şu geldi neden Hiç gorulmemiş destansi bir vurgun yapip svadyayi bitirmiyrum ki dedim kendi kendime.

Hemen Praven'e doğru yola çiktim oraya en yakin olan kale galiba Rindyar ya da rybelet kalesi benimdi(400-600 gündeyim) Burda tabi 300 küsür adam yatıyor. Ben 100 kişi ile ama has ordu baya daşşakliyiz yani bizden kalabaliklar bile kaçiyordu neyse geldim pravene içerde kaos var 4-5 den fazla derebeyi ve harlaus içerde. Bende hiç daha önceden praven kuşatması yapmamıstim.

Şehire saldirdik ancak 60 kişilik bir kayıp verdik. Svadyalilar da baya yara almişti sonra kaleme dönüp yine adam toplayarak saldırdim. Bunu bi 3-4 kez yaptim en sonunda yanima bir lord aldim ve bu sefer sayilarimiz eşitti. Okçu birliğim kalmamişti. içeriye piyade ve suvarilerle daldik diğer lordda ki okçular svadyali arbaletciler tarafindan s*kildi. sonunda geçitte bir delik açtik tam solumda rolf vardı en guvendigim yandaşim ve arkasinda Baheşthur. İceriye onlarla girdik ve bir kaç Nord kidemlisiyle sonra geçit tekrar kapandi ve savaş devam etti. Inanilmaz sayida ki arbaletci köpekleri kestikten sonra sıra surda tekrar bir geçit saglamakti. Ancak hiç görmediğim bir taraftan kafama gelen kundakli yay oku beni nakavt etmişti tekrar çekilmek zorunda kalmiştik. bu sefer saldırma gücümuz yoktu ve her geçen dakika Pravende ki garnison tekrar
gelişiyordu. Ordan ayrilmaya ve tekrar saldirmaya krar verdik.

Tam ordan ayriliyorduk ki arkamizdan Kral graveth ve 400 küsürlük ordusu geliyordu. Yakalnmistik ve bir kac fedai birakarak ordan kacmistim. Evime döndüğumde ise yeni bir ordu toparlamak ve intikamimi almak istiyordum.

sonunda mareşal olmuştum 300 küsúr kişi ve ragnar arkadan geliyordu. Hala svadya ve rodokla savaştayiz tabi. Inanilmaz şansli bir şekilde Harlausu ayak üstü yakaladik. Tabi bu kaçti savaştan sonra. Pravene dogru yol aliyoruz bu sefer kesin alicaz. Pravende diger lordlar toplanmiş bizi bekliyorlar.
Içeriye daldigimiz gibi yarim saat 1 saat süren savaştan galip geldik. Praven artik bizimdi. Garnizona baya bi asker yerlestirdim. Artık svadyayi bitirmiştik.

Ve son darbeyi vurmaya gelen graveth tekrar 500 küsür gelmişti. Bu sefer haringoth tarafinda kistirdim bunlari. bizde bi 300 kişiyiz. Meydanda savaşa tutulduk. Sonra kaldı 20-30 kişi iki tarafta da. Bir baktim Graveth atıyla hala ayakta dedim ben bunu alirim bende de battal kiliç var cift elli. üstune ustüne sürüyom. Gravethe de tam ustüme geliyor derken Agzina balli pekmez sürdügümumun gravethi sola dönüyor ve tam arkasinda ki Paralı süvari Koltuklnmiş kargiyi bir koyuyor koyuş o koyuş. Kaybettik ben esirken de nasıl olduysa praven elden gitmiş. Orda ki lord taraf degistirmis şehiri bana vermeyince ragnar. Herşeyimi kaybetmiştim Nordlarinda 2-3 kalesi kalmişti.

Esaretten kuurtuldum. Rolfsuzdum omu tekrar bulmam gerekiyordu. Rolfu Kergitlerin Asugan Kalesinde Oyunun en doğu kisminda tutuyorlardi. Rolfu zarzorda olsa birşekilde kurtarmiştim ve tekrar batıya yola koyulmuştuk.
Dhirimden geçtik ve Pravene vardik. Son bir kez azgadın manzarasina baktik ve
Rolf bana döndü ve dedi ki; Ahh be kadim dostum Rolf'un evinden geldim ve geri gideceğim bana yaşattigin bu macera ve tehlike dolu yolculuğu hiçbir zaman unutmayacagim. Artik gitmem gerek. der ve Rolfta yoluna devam eder. Bende artık kalradya da yapilabilecek birşey kalmadiğindan Emekliğe ayrilip bu diyardan ayrılmiştim. Yeni maceralar için kalradyayı terk etmiştim.

Not: Baheştur lordunun gitmesiyle haydutlya kaçakçiliğa başlamiştir. Kellesine ödül konmuştur ve Bir gün yakalnir ve Kellesi alinir. Ve son sozüde şoyledir: Siz beni şimdi öldürebilirsniz ama yaptıklarim ebedi kalacaktir. Praven'nin düşuşü herzaman bir Destan olarak kalacaktır...
 

Dustum Han

Recruit
De Grieux said:
Tel mel derken Destan yazmışsın helal.
He valla öyle oldu geçen yeni save açtim full hilesiz onu da yazayım.

Bu sefer Sargoth'a gelen bir gemiyle başlamıştı herşey. Soyguncu Rolf gelmişti kalradya topraklarına. Ordan oraya göç ederek küçük çaplı soygun işleriyle geçiniyordu. 1 yıla aşkın devam eden bu olay artık Soyguncu Rolf'un canını sıkmıştı. O Rolf diyarinda ki Rolf'un evinden geliyordu. O Rolf'un oğlu Rolf. Ergellon kalesinin yakınlarinda aklına bir fikir gelir. Rolf: Yalen ve Jelkala ticari açıdan çok gelişmiş yerler buralarda kendine yetecek kadar para kazanıp kuzeye doğru yani Sargoth dönmek istiyordu. Yalen ve Jelkala hanlarına uğradıktan sonra Uxhkal ve Suno ya gitmesi gereken 8 kasa şarap ve bir de hancının kızı vardı. Yola koyuldular.
Ancak hala yeterli parası yoktu. Yolun yarısini karşilayamazdi. O da çareyi lordlarin vergilerini toplayarak ancak geri ödemeyerek yapmiştir. Nede olsa Namıdeğer Soyguncu Rolf bu Pardon Rolf diyarinin Rolf hükümdarı demek istedim. Rolf: Zaten Güneye dönmek gibi bir niyetim yok. Dönersem de bir Baron olarak döner ve feth etmeye gelirdim. Rolf yola koyulur ve Suno ya ulaşır kızı bırakır, yüklü miktarda ki parayı yük beygirlerine bindirir. Artık sağlam bir birliği vardır. Yolda karşilaştiği Lord Rosenborg ona çok şey katmiştir. Rosenberg'in başka işleri vardır. Soyguncu Rolfun bambaşka planları vardır. Rolf nihayet Sargoth'a ulaşır. Kendini artık rahat hissediyordu. Veagir topraklarını sık sık ziyaret eden Soyguncu  Rolf Veagirler arasında nam salmış ve kellesine para konulmuştur. Kuzeyden ayrılmak zorunda kalacagını anlar ancak eğer bir Nord derebeyi olursa bu işleri tamamen değistirecektir. Rolf Sargoth a döner ve Ragnar çoktan bir sefere çikmiştir. Sefer yeri Praven'dir. Rolf bu firsati yakalar ve kuşatmaya yetişirse Ragnarın gözüne girmeyi başaracaktı.

Ancak Soyguncu Rolf buna yetişemez Nordlar kuşatmahi başarili bir biçimde yapar. Praven artık Nordların elindeydi.(rosenberg kuşatmada yer aldı.#efsaneyi hatirlayanlar.#) Unutmayalim ki Soyguncu Rolf svadya topraklarinda hala bi soyguncu olarak anilmaktadir. Praven ise Nordlarin elindedir. Soyguncu Rolf pravene vardiginda tekrar Bir Kuşatmaya ŞAHİT olur. Bu Harlaus ve 400 ü aşkın Svadya birlikleriydi. Rolf yolda çaldıgı ve yağmaladığu seyleri pravende satar umuduyla Pravene girer gizli bi şekilde. Pravende ki garnizon 100 askeri zor bulur. Soyguncu Rolf orada kısılı kalmiştir. Rolf: yanlişlikla girdim ve çikiş tuşu yok sadece savaşa katıl yazıyor. Hadi bismillah lan belki alırız. Hile de kapali *** ama belki alirız...

Rolf200 svadyaliyi keser ve butun garnizon dağilir. Soyguncu Rolf esir alinir. Esarretten haftalar sonra kurtulan Rolf tekrar yağmaya ve soyguna devam eder. Bir yolunu bulup Nordlarin topraklarina geri döner. Bu sefer Ragnarın Dhirim'e yaptigi seferi kaçirmaz ve Dhirimi başarili bir şekilde kuşatirlar. Nord seferiyle Kuzeye dönen Rolf Ragnarin derebeyi olmak uzere konusmaya cikar. Ragnar onu kabul etmez hala kendini ispatlamasi gerektigini söyler. Soyguncu Rolf Veagir topraklarina 40 kisilik yaban birliği ile dalar. Kiyıdan köşeden yağmalarla ve soygunlarla Veagirleri iyice kizdiriir. 60 kişiye ulaşan Soyguncu Rolf Alaburg Kalesini 130 kişilik garnizonu yenebilecegini duşünur ve kuşatma başlar. Sonunda kaybeden Rolf bu sefer bütün askerleri öldukten sonra kaçmayi başarir. Kendine Nord acemileri topliyan Rolf yine yollardadır. Alburg Kalesine düzenlenen bir Nord Seferi haberini alır ve buna yetişmek için herşeyini yolda birakir.

Kuşatmaya yetişen Soyguncu Rolf kuşatmada ki Nordlarla Zafere ulaşir. Bu sefer kesin Ragnar kabul etcek **. Ragnar rolfu kabul eder ve artık o 

BARON ROLF'du. ordusu güçlendi ve Veagirlere dehşet salmaya başlamişti. O artik Baron Rolftu. Ismirala kalesinin de düşmesiyle Nord kuvvetleri Kont Irya önderliğinde Curaw'a baskın yaparlar. Curaw artık Nordlarındır. Savaş cok uzun sürdüğü ve çok kayıplar verildiği halde Baron Rolf sakindir ve mutludur. sonuçta ölenler diğer lordlarin adamlari. Neyse abi bu Rolf baya güçlendi ve bazi dost lordlarla takilmaya başladı Turnuvalar kazanmaya ve zenginliğe kavuşmaya başladi. Nam ve Onur artik onun isminin yaninda aniliyordu. Baron Rolf çol hirszliydi ancak ordusu henüz tam gelişme sağlayamamistir. Aksine Baron Rolf gelişmiştir. Veagirlerin soğuk daglarinin arkasinda ki ücra köyleri yağmalamaya gider. Buraları lordların asla gitmeyeceği çok zor koşullar altinda yaşayan köylulerin olduğu yerlerdir. Rolf Yağmaya devam eder. Köyün yaninda ki deniz yagmacilari ve Tundra Haydutlari inleri bir birleşme yaparak 140 kişilik bir orduyla Rolfun ordusunu yerlebir eder. Baron Rolf esir alinir. Nord kralligina Rolftan haftalarca mesaj gelmez.
Haydutlar dağları aştiktan sonra Nelag kalesini geçtikten sonra kergit ile Veagir sinirina gelirler. Ufukta Reyvadin gözükür. İste bu da BARON Rolfun
parladigi andir. Kaçişini yapar ve yaninda kaçirdigi adamlarla yolda toparladigi 50 kişiyle Reyvadine yol alır. Oraya vardiginda Garnizon da Veagir askerleri onu bekler ancak sadece 43 kişilik bir garnzon vardir. Baron rolfun üstün tkatik bilgisi ona şunu söyler; Buraya Nordlar baskın yapmiş ancak buraya gelen yollar Veagirler tarafindan kesildigi için tekrar Veagirler tarafindan ele gecirilmistir. Baron Rolf hemen kuşatmayi başlatir. Savaşta beklenmedik gelişmeler olur . Rolfun salak askerli buyuk bir yenilgiye uğrar ve rolfu tekrar esir alirlar.

Baron Rolf'un Günlüğü: Gün 19371882 Curaw'a gidiyoruz.

Rolf Curawa varmadan kaçisini yapar ve Curawa saklanir. Ancak kimse yoktur şehirde sadece 150 kisilik bir Nord garnizonu vardir. Bunun nedenini bilmiyordu rolf. 4 1 yandan sarilan kale VEAGIR kusatması altindadir. 800 kisilik bir ordu ve Baron Rolf XXXX...

Rolf 400 kisiyi yener ancak geriye kalan askerler olmayinca mecburen teslim olur. Bu sefer Nordlar Rolfu kurtarir ve Yeni bir seferle Curaw ve Khudan ele geçirilir. Baron Rolf Tekrardan zirvedeydi. Ragnarın Baron Rolfu cagirip onu birsy soylemesi herseyi degistirmistir. Rolf'un Oğlu Rolf senin evlenmen lazim sana uygun birini buldun mu. Baron Rolfun aklinda Hancini  kzi gelir ve evet der ve Suno ya doğru yol alır. Suno vardiginda Svadya birliklero onu sikintisiz iceri alir. Hancinin kzini bulur ancak Gözleri kararir. Baron Rolfun kafasina Çift Elli Usta Işi ağir Tokmak ile vurmuşturlar. Zindanlara duşen rolfa mektup gelir. vatan hainloginden şuçlanmistir. Mektupun gizli bir bolmesinden ozel bir mektup çikar.

"senin durdurulama bir guç haline gelmene izin veremem Baron Rolf. bundan sonra yoluma çikmayacaksin." RAGNAR

Lord Rosenberg ve adamlari Suno surlarinda inşa ettikleri dev kuşatma mekanizmasinin uştunde dalgalanan bayraklarini tüm sunolulara gosterdiler. Lord Rosenbergin baskini ile kaçmayi başaran Rolf batıya dogru kacmak zorunda kalmistir. Batida ki dağlarda gezinirken Ufuktan beliren bir şehir gorur. Orasi yalen dir. Bunu fark edince oraya gider ve iş aramaya ve tekrar kuzeye donmek icin yollar arar. Han kapisindan içeriye Lord Klargus girer ve der ki : oooh kjmleri goruyorum soyguncu Rolf efendi ya parani verirsin ya da kelleni.

Rolf ani bir hareketle Pencereden atlar ve bir tüccarın kervanina biner. Yolculuk Sarranid yolcu kalmasın. Baron rolf artik Sarranid topraklarina ve yaşayacaği yeni maceralar için hazirlik yapiyordu. Artik o bir Baron degildi ya da bir soyguncu onun yeni bir kimliği vardi. ve ona Kaptan Rolf diyorlardi......

Evet biraz draama baglandim ve devam eden bir son oldu çunku hala oynuyorum gelişen olaylar ilgi çekici olursa devam ederim.

Sevgilerle Rolf'un babası Rolf.
 

[12th]Panda

Recruit
Tüm askerlerimi kaybetmiştim yanımda can yoldaşım nizarla sargotha doğru yolculuk ediyorduk sonra birden karşımıza kral harlaus ve 2 tane nord derebeyi çıktı biz hemen derebeylerinin yanına koştuk dedim ki:
-bizde norduz gardaş.

-seni anladıkta bu yanındaki khergit.

-ana tarafı nord onun

-tamam fazla asker göz çıkarmaz

bunu duyunca hemen nizara döndüm dedim nizar ilk iş aralarından harlausu bulup onu indiricez büyük ihtimalle bize verirler tamam abi dedi eline bir sopa verdim dedim aman öldürme canlı daha çok işimize yarar gittik saldırdık bunlara 200 kişi 3 kişiye karşı nizarla atlarımızla önden saldırıp harlausu kaçırdık

bu şekilde 2 kişi svadya kralını ele geçirdik
 

Erdemus

Recruit
M&B Ateş ve Kılıç oynuyodum.Kırım Hanlığındaydım.GaziKermen'i Kazaklar Ele geçirmişti.O sırada Ruslarda Çar Alexei önderliğinde Bahçesaray'a yürüyordu.Önce gidip GaziKermen'i geri aldım.Biraz bekleyince.Albay Vasil Zolotorenko ve birkaç dangalak herifin GaziKermen'e doğru yürüdüğünü gördüm.(Birkaç dediğim baya kalabalıklardı.) İslam Giray GaziKermen'i bana vermemişti.Eğer verseydi oraya asker yığıp saldırıyı engellerdim ama yanlış hatırlamıyorsam 40 kişi falan vardı garnizonunda.Bende Ordu Amiri Povlo Gomon'a Savaş açtım.Tabi yanındaki Albay Vasil Zolotorenko ve köpekleri de savaşa katıldı.700 Kişi falan askerleri vardı diye hatırlıyorum.Benim 90 küsür askerim vardı.Savaş başlayınca yeniçerileri dizdim.Bayraklar,Nokorlar ve Oğlanlar ile bi daldım.O sırada yeniçeriler de durmadan ateş ediyordu.Adamlar sıra sıra öldüler.Sonra yeni gelen birlikleri ve ölmeyen zaporojya süvarilerini peşimden getirerek yeniçerilerin yanına getirdim.Onlarda atlıları vurdular fakat benim birsürü Bayrak ve Oğlanlarım ölmüştü.Nokorlar zaten azdı onlarda bitti.Yeniçerilerimi kılıçtan geçirdiler.Geriye 6-7 tane yeniçerim ve yaklaşık 10-15 tane Kapıkulu kalmıştı.Adamların 150 askeri falan kalmıştı son birkere daha daldım sonra bir Netyağ tarafından vuruldum.Daha sonra mecburen kalan 10-15 askerimle GaziKermen'e geri döndüm.Ama o itler vazgeçmedi ve kalan askerleriyle GaziKermen'e gelmeye devam ettiler.GaziKermen'deki askerlerle bidaha dersini verdik onlara ve ordularını dağıttık.Albay'ı ve Povlo Gomon'u esir aldım.Bundan birkaç gün sonra Kırım Hanlığı'nın mareşali seçildim.Ardından Orduları toplayıp Kiev'e yürüdüm.Sonra Pereyaslav'a,Ardından Poltova'ya.Rusları da Kırım yarımadasından Kursk şehrine kadar sürdüm.Ataman Bogdan'ı esir aldım.En sonunda Moskova'yı da aldım ondan sonra kimse Kırım Hanlığı'na bulaşamadı. :grin:
 

jhonnyTR

Recruit
  14 Mart 1080 tarihinde Sarranidler Jamiche Kalesini kuşatırken Rodoklar büyük bir orduyla mareşalleri önderliğinde savaş meydanına geldiler. Hemen kuşatma kaldırıldı. Ordu kendi topraklarına çekildi. Sonra ben Rodokları Sarranid topraklarının içine kadar sürükledim. Sonra bütün lordlar Kaleler ve şehirlerden çıkıp yanımda pozisyon aldı. Belli bir süre düşman ordularıyla biz birbirimizi seyrettik. Ta ki Sultan Hakim düşman mareşaline saldırana kadar... Birden bütün herkes birbirine saldırmaya başladı. Bizim kazanacağımızı  anladığım için (çünkü biz düşmandan fazlaydık ve bildiğiniz gibi Rodoklar pek atlı birlik kullanmadığı için fazla sıkıntı çekeceğimizi düşünmedim)  hemen kralın yanında savaşa mareşale karşı girdim. Bu savaşı %100 zaferle biz kazandık ama bu sırada bir kalemiz düştü. Biz oraya gidene kadar düşman Shariz'i kuşatmıştı bile. Hemen gidip şehri kurtardık ama arkadan Kergit Hanlığı kalelerimizi almaya başladı. Biz doğuya gidince bu sefer batıdan Rodoklar bir çok toprağımızı almıştı. Doğudaki savaşta Kergitlere yenik düşdük. Batıdaki lordlarımız ise saldırılara dayanamayıp esir düştü. Bu olaylar 14 Mart 1080-21 Aralık 1080 tarihi arasında oldu.
  Bunların intikamı acı olmalıydı. Tabi öyle de oldu. 27 Şubat 1083 tarihinde Jamiche Kalesini alıp tekrar Sarranid Sultanlığını kurdum. Bu krallık altına lordların çoğu katıldı. Tabi bazı hainler vardı. Kuruluştan sonra hemen Jelkala'yı kuşatıp aldık. Sonra rodokları en doğuya kadar sürüp sadece tek şehirle bıraktık. Kergit Hanlığını'da en güneye sürüp onlarıda sadece kaleleriyle bıraktık. Onları yok etmedik çünkü onlara acı çektirmek istiyordum. Sıra hainlere geldi. Hainlerin hepsini esir alıp, hapse attırdım ve sonra 24 Haziran 1085 tarihinde Rodok ve Kergitlileri yok edip hızla devletleri acı çektirip yok ederek büyümeye devam ettim...
 

Dustum Han

Recruit
Karakterim : Efe Kemal HAN
Taraf adı : Son Kalradya Hanedanlığı

Evet hikayemize başlıyoruz : Kalradya'da herşeey değişmişti. Kalradya daki bütün devletler, takımlara ayrılıp, savaşlara girmişlerdi. 2 Büyük devlet vardı ve onlardan 1.si Nordlardı. 2. si ise Sarranidlerdi. Bütün bu olaylar gelişirken biz ; askerler topluyor ve geliştiriyorduk. O vakitlerde savaştan kılpayı kurtulmuş Soylu milletler bize sığınmaya başladılar. Yani Son Kalradya Hanedanlığına..

Hikayemize destansı bir Savaş ile devam ediyoruz. Kış mevsimindeydik havalar soğuktu. Halmar şehrinde vakit geçiriyorduk. Nordlar ve Sarranidler iyice büyümüştü ve resmen sınırları oldu. Komşulardı artık birbirerine.
Ben ise krallığımın sınırlarını korumak için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdım. Tam o sırada bir haber geldi. Diğer bütün devletlerin düşüşü ile En son kalan 3 Büyük devlet olduk.

Zaman artık geçmiyordu. Hergün acaba ne zaman saldırıacaklar diye bekliyorduk. Halmarın kulesinde otururken. Çayımı yudumlarken. Birde ne göreyim taaa uzaklarda ufukta bir çizgi belirdi. Birtanesi sağda birtanesi solda. Çizgi giredek büyüdü? Bakıyordum, şaşırıyordum, anlamaya çalışıyordum. Ve o an anladım ki : İşte herşeyin başladığı ve herşeyin BİTTİĞİ VAKİTİN GELDİĞİNİ ANLAMIŞTIM. İşte Karşısımda resmen III.Kalradya savaşı gözüktü.HERKES SURLARA!!!!

Savaş BAŞLASIN!! hemen emirleri verdim. Mareşale mesajı yolladım. Mesaj Der ki : Kraldan mareşale, atlılarımız derhal yollayın. 2-3 metre boyundaki mızraklar hazırlansın. Baltalar ve kılıçlar teslim edilsin. 2. Ordunun başına Lord Firentis görevlendirilsin.DErhal başkente yol alın.

VE TAM O SIRADA birşeyi gözden kaçırdığımızı fark ederiz. Önümüzden gelen askerleri değil arkamızdan gelen tehditleri unutmuşuz.Arkadan gelen BARON Rolf'tur. Rolf mu ? Hemen özet geçiyorum...

*Rolf hatırlarsınız en son hikayemizde sarranid çölüne giden kervanda yol alıyordu. Ne olmuştu ki hayatta kalmış ve Sarranidte güç toplamış ve kendine ordu toplamıştı. Lord Rosenberg ise sanıyorum Svadyanın eski topraklarında ki destansı Suno kuşatmasında başarılı olup daha sonra nereye gittiği bilinmiyordu.

Ufukta Rolf gözükür. Gözü kara, eli baltalı şekilde hücuma kalkmış geliyordu. Efe kemal Han ise bütün kergit topraklarına mesaj yolladı. Bu içinde bulunduğu durumdan onu kurtaracak bir taktiği olan ona hemen haber versin diye... gece olur artık bütün ordular kamplarını kurmuştur. Herkes birbirine çok yakındır. gece gece kim kime saldırırı ki ? .. herkes rahattı.. DERKEN!! NORD krallığından bir hucüm.. Ağaçların içinden gelen bu ani saldırı herkes tarafından duyulur ve aynı zamanda görülür.. Ağaçları ateşe veren Nordlar hem geldiklerini belli eder hemde rakiplerini korkuturlar. Sarranidte saldırıya geçmiştir. Rolf ise biraz geç kalır ama o da saldırı için atlarını ileri sürer.

Savaş meydanı... Savaş başlar 3 tarafta taktiksel bir savaş içine girerler. Az adam kaybetmek için topyekün hucum vermezler. Ve aniden bir Handan haber gelir. Lord Rosenberg'tir o ... EVET o Efsane hala yaşıyordu !! .. Hemen Efe Kemal Han'ın yanına getirilir ve taktiğini açıklar. Plan herkesin hoşuna gider. Plan şöyledir. Lord Rosenberg'in bu yerde bulunduğu tarih kitaplarından silinecektir ve o şartla bizi kurtaracaığını açıklar. Kabul  eder EFE KEMAL HAN....

Rolf ise topyekün saldırısını gerçekleştiriyor. Önüne durulmaz bir güç ! yenilmez bir ordu .. Ve Baheşturun'hatırası olan görkemli Ustaişi Kılıç..
Lord Rosenberg surlardan aşşağı iner ve Rolf'a bir hareket yapar. Rolf birden durur ve rosenberg ile kucaklaşırlar.. ve Lord Rosenberg Efe Kemal Han''a bir bakış atar ve herşeyin tamam olduğunu belli eder... Efe kemal han artık çok daha güçlüdür. VE HEP beraber NORDLAR ile SARRANİDLERİN arasına dalarlar.

Sarranid memlükleri çok sağlamdır ancak aynı şekilde Nord Kahramanları  da bir o kadar sağlamdır. Savaş tam olarak 4 yıl sürmüştür. herkes o kadar çok kayıp vermiştir ki. Sadece geriye kalan 100 küsür kişi meydanda savaşın yavaşlamasıyla dururlar..
Merkeze yaklaşırlar ve şunu söylerler herkes bir ağızdan : Bu savaş niye bu kan niye haydi gelin barışalım.. dediler.

Dağların ardından ormanların içinden birisi gelir. Bu sessizliği bozacak bir kişi. Ve O KİŞİ BAHEŞTUR'dur.... NE baheştur mu O ölmedi mi ??*
Baheşturun Ağzından çıkan kelimeler şunlardır... ( yeterince kan dökülmedi.. Son damlama kadar savaşacak olsamda yaparım .. Kalradya Benim olmalı)

Rolf onunla konuşur ve der ki : bak savaştan kalanlar arasındayım ve seni görmek bana nasip oldu. Sen nasıl olduda geri döndün sen ömemişmiydin?

Baheştur: Ben ölmedim dostum Diyarda ki binlerce kelle avcısı kafama ödül koydular bir türlü rahat edemedim.. Bende bana benzeyen birinin kellesini aldırdım ve ben diye tanıttırdım.

Baheştur ile Rolf bir birlik olur ve herkesi kılıçtan geçirirler. taa ki son bir kişi kalana kadar ve o kişi Efe kemal Han'dı... Ona ''Sen özgürsün artık kalradyanın en büyük ve destansı savaşın son kalan askeri olarak yaşayabilirsin. Bizimle bize katılarak'' dediler..
Efe Kemal Han bunu red eder ve kimsenin bir Türkü bağımsızlığından alı koyamayacaığını söyler ve yoluna devam eder.

Biriktirdiği bütün anılar ve ganimet ile Orta Asyaya Yeni kurulmuş olan Bir TÜRK devleti Göktürk Devletine yol alır. Yeni kurulduğu haberini alır almaz heyecanlanmıştı. O heyecan yol boyu sürdü. Artık o bir Yolcu ve Bağımsız bir Türk'tü.. Nice maceralara türk komutan elveda...
 
Top Bottom