Milattan önce 3000'de İstanbul'da Türkler

正在查看此主题的用户

Bögü Alp 说:
ancalimon 说:
Artizan 说:
mamut avlamak için ordu kurmak. başka sorum yok hakim bey.

Bir mamutu avlamak için bir kişi yetmiyor. Ufak bir ordu kurulup mamutun sürülerek bir tepeden aşağı düşürülmesi gerekiyor.

Mamuta mızrak saplasan .s

Alıngan yapısı gereği ona düşmanlık beslediğini düşünebilir üstüne basabilir.
 
Mamut avcıları engin tecrübelerini paylaşıyor. Hamdolsun çok bilgili, tecrübeli arkadaşlarımız var forumda.
 
:lol:
Artizan 说:
ancalimon 说:
Dogukan 说:
Abi hepsini geçtim. Bana Türk nedir onun tanımını yap.

Doğadaki Türk nedir, ne zaman var olmuştur, nerden çıkmıştır, diğer insan yapılarından ne zaman ve ne şekilde ayrılıp ayrı bağımsız bir tarihsel özne olmuştur....bunları anlatın bana.

Birde rica etsem, liseli varsa aranızda liseliyim diye belirtsin pls. Herkesin Türk eğitim sisteminde edindiği ideolojik çöplükle uğraşmak yoruyor insanın.

Türk buzul çağı sonrası mamut avlamak için ordu örgütünü kuran ve dünyaya kimi zaman doğrudan kimi zaten aryanlar aracılığıyla dolaylı yoldan yayan sağlam alanlar bulabilmek amacıyla çoğunlukla gezgin olan topluluğun yaydığı kültüre daha sonradan verilen addır.  Daha sonradan Hint Avrupa medeniyeti düşüncesinin Hitler'in bokunu çıkarmasıyla ırkçılığın "out" olması sonucu Hint Avrupa dilleri konuşan topluluğa dönüşmesiyle dile indirgenmiştir.
mamut avlamak için ordu kurmak. başka sorum yok hakim bey.
ya o kadar sene önceki zamanlarda bi ordu ne kadar olabilir ki? 100 kişi? Gayet makul bi sayı bence
 
oyasar1 说:
:lol:
Artizan 说:
ancalimon 说:
Dogukan 说:
Abi hepsini geçtim. Bana Türk nedir onun tanımını yap.

Doğadaki Türk nedir, ne zaman var olmuştur, nerden çıkmıştır, diğer insan yapılarından ne zaman ve ne şekilde ayrılıp ayrı bağımsız bir tarihsel özne olmuştur....bunları anlatın bana.

Birde rica etsem, liseli varsa aranızda liseliyim diye belirtsin pls. Herkesin Türk eğitim sisteminde edindiği ideolojik çöplükle uğraşmak yoruyor insanın.

Türk buzul çağı sonrası mamut avlamak için ordu örgütünü kuran ve dünyaya kimi zaman doğrudan kimi zaten aryanlar aracılığıyla dolaylı yoldan yayan sağlam alanlar bulabilmek amacıyla çoğunlukla gezgin olan topluluğun yaydığı kültüre daha sonradan verilen addır.  Daha sonradan Hint Avrupa medeniyeti düşüncesinin Hitler'in bokunu çıkarmasıyla ırkçılığın "out" olması sonucu Hint Avrupa dilleri konuşan topluluğa dönüşmesiyle dile indirgenmiştir.
mamut avlamak için ordu kurmak. başka sorum yok hakim bey.
ya o kadar sene önceki zamanlarda bi ordu ne kadar olabilir ki? 100 kişi? Gayet makul bi sayı bence

Bir birliğin ordu olarak adlandırılabilmesi için minimum 10 kişiye ihtiyaç var.
 
ancalimon 说:
Bir birliğin ordu olarak adlandırılabilmesi için minimum 10 kişiye ihtiyaç var.

Yanlış. Ordular minimum dört kişiden oluşur. Dört kişilik ordulara "tim" denir.


4 kişi  = tim
8-13 kişi  = manga
26-55 kişi = takım
80-225 kişi = bölük
300-1300 kişi = tabur
1300-3000 kişi = alay
3000-5000 kişi = tugay
10.000-15.000 kişi = tümen
20.000-45.000 kişi = kolordu
80.000 - 200.000 kişi  =  ordu
400.000 - +1.000.000= ordular grubu
 
Neden 4 kişi neden 10 kişi acaba? Adam tek başına dev ordu olabilir yani :grin:
 
sdfbsdfgaehsrjsyrjsrdsfasd
ya ABİ REFERANSLI KONUŞUN YEAAAA

birde "batı-merkezci" ağzına sakız olmuş ancalimon efendi..öyle batı-merkezci diye bir tarihçilik yok artık. Post-moernite, post-yapısalcılık girdi gireli tarihçiler zaten kendilerinden şüphe ediyorlar. Ana-akım akademide "ooo beyler bir dakika, bugün Türkleri yok edip batı-merkezli davamızı yaymak için ne yapalım" diye karanlık odalarda tartışmıyorlar.
Saygın kurumlarda hele hiç yok.

Batı-merkezci derken sanıyorsun ki böyle bütün bir batı bir olmuş, beraber tarih yazıyor.....kim bu batı-merkezci saygın tarihçiler gel buraya koy. Yazdıklarını argümanlarını anlat bize.
Öyle batı-merkezci bunlar deyip fantezilerine meşru taban bulamazsın.

Ayrıca, mamut avından yola çıkarak bütün insanlığın Türk olduğu tezinde çok hoşmuş. Madem herkes Türk, sen neyin kavgasını yapıyorsun?
 
Hun 说:
ancalimon 说:
Bir birliğin ordu olarak adlandırılabilmesi için minimum 10 kişiye ihtiyaç var.

Yanlış. Ordular minimum dört kişiden oluşur. Dört kişilik ordulara "tim" denir.


4 kişi  = tim
8-13 kişi  = manga
26-55 kişi = takım
80-225 kişi = bölük
300-1300 kişi = tabur
1300-3000 kişi = alay
3000-5000 kişi = tugay
10.000-15.000 kişi = tümen
20.000-45.000 kişi = kolordu
80.000 - 200.000 kişi  =  ordu
400.000 - +1.000.000= ordular grubu

Haklısın. Yanlışımı düzettiğin ve bu faydalı bilgiyi paylaştığın için sağol.

Dogukan 说:
sdfbsdfgaehsrjsyrjsrdsfasd
ya ABİ REFERANSLI KONUŞUN YEAAAA

birde "batı-merkezci" ağzına sakız olmuş ancalimon efendi..öyle batı-merkezci diye bir tarihçilik yok artık. Post-moernite, post-yapısalcılık girdi gireli tarihçiler zaten kendilerinden şüphe ediyorlar. Ana-akım akademide "ooo beyler bir dakika, bugün Türkleri yok edip batı-merkezli davamızı yaymak için ne yapalım" diye karanlık odalarda tartışmıyorlar.
Saygın kurumlarda hele hiç yok.

Batı-merkezci derken sanıyorsun ki böyle bütün bir batı bir olmuş, beraber tarih yazıyor.....kim bu batı-merkezci saygın tarihçiler gel buraya koy. Yazdıklarını argümanlarını anlat bize.
Öyle batı-merkezci bunlar deyip fantezilerine meşru taban bulamazsın.

Ayrıca, mamut avından yola çıkarak bütün insanlığın Türk olduğu tezinde çok hoşmuş. Madem herkes Türk, sen neyin kavgasını yapıyorsun?

Modern tarih anlayışının dayanak noktaları din adamları tarafından planlanmış bu düşünceye dayalı. Batı'nın, Kuzeyin, Güneyin ve Doğu'nun Türklerle olan çatışması.  Bütün insanlık Türk demedim. Bunun ortaya çıktığı bir an var bu bu bir süreç. Dünya'nın bir yerinde buzullarda mamut avlayıp kurdukları çadırlarda (yurtlarda) yaşayanlar varken başka bir yerinde mağaralarda saklanan bir grup var mesela. Mağarada yaşayan grupla dışarıda mamut avlayan grubun kültürel ve teknolojik gelişimi sanat anlayışı farklı olacaktır.  Örneğin mağarada yaşayan ve dış dünyayı nadiren gören grubun sanatı gerçeği en iyi derecede yansıtacak bir sanat olacakken ve düşünceleriyle gerçeği anlamlandırmaya çalışırlarken, dış dünya hayatının büyük parçası olan diğer grubun sanatı sürrealist olacaktır ve gerçek ile düşüncelerine anlam katmak isteyeceklerdir.

Bu durumda saklanmayan grup felsefenin ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Bütün bunların belirleyici etkeni coğrafi şartlar. Coğrafi şartların ve kimin kim olacağının belirleyici etkeni de Tanrı. Bu durumda Tanrı Türkü korusun diyelim :p

Bu farklılığın en temelinde dilde ortaya çıktığını görüyoruz.

Örneğin biz gerçeği önce konuşup gerçeğin nasıl şekillendiği ile ilgili olan düşüncemizle ilgili olan kısmını sona yazarken Hint-Avrupalı tam tersini yapıyor.

Örneğin biz "I am : ben" düşüncesini cümlenin sonuna yazarken öteki başında belirtiyor:

I am Orhun  < Orhun I'm < Orhun'um
I am deli < Deli I'm < Deliyim

Yunanlar da iemi Orhun, iemi deli der mesela.

Bizim için önemli olan "delilik durumu" iken, diğeri için önemli olan kiminle ilgili bir düşünceleri olduğu.  Kısaca biz Türkler aslında Master Yoda'yız. Master Yoda onların bize bakış açısının ve neyin doğal olması gerektiğinin bilinç altlarında şekillenmiş hali. "Turk I am"  :wink:
 
Bu arada benim isimsiz Turan anlayışımla alakalı bilim insanları da konuşuyor .Hani ben boş ileti atıyormuşum ya .

20. dakikayı açınız (bir etnik köken hakkında özettir ama adam gibi bir özet bence)

Edit: Cümle ekleme (gerekli açıklama) .
Not: Videoyu tamamen izleyebilir ve kendinize bir kaynak edinebilirsiniz.
 
Adam eldeki verilere göre konuşuyor. Tamam Türklerin sayısı çok az bunu biliyoruz. Göçebe olarak yaşarken yerleşik hayatta yaşayan tek bir topluluğun sallıyorum 1 -2 milyon nüfusu varsa Türklerin hepsini toplasan 50 bini bile bulmuyor. Bu durumda Türkler yerleşik hayat yaşayan toplulukları çalıştırarak ya da onlarla karışırak büyüyor. Buraya kadar anladık. Eldeki veriler adamın anlattığını gösteriyor.

Ancak eldeki verilere göre konuşurksak açıklanamayan bir durum var. O da Türklerin devasa ülkeler kurmuş olmaları gerçeği. Teknolojin geri, kültürün zayıf, nüfusun az. Nasıl olurda bu kadar insanı Türkçe konuşturursun?  İşte burada devreye girmek zorunda olan bir durum var. Bu da bir komplo teorisi. Akla en yatkın açıklama da bu Hint Avrupa dili konuşuyor dediğin adamlar Türkçe de konuşuyor ve hangisi ana dilleri bilinmiyor.

Bana göre Hint Avrupa dilleri adamların dini ve siyasi dilleri. Çünkü din adamları yani Hint Avrupalıların siyasi güçleri bu dili icat etmişler. Türkçe ise hepsinin ana dili.
 
@ancalimon

Anladığım kadarıyla şuan Türk denilen toplumun aslında Hint-Avrupa dillerini konuştuğunu daha sonra göçer-savaşçı olan oranla daha az sayıda bir toplumun onlara baskıyla kendi dillerini konuşturttuğunu, asimile ettiğini mi söylüyorsun tam anlayamadım önceki sayfalarda çok karışık yazmış herkes.
 
Harlequin. 说:
@ancalimon

Anladığım kadarıyla şuan Türk denilen toplumun aslında Hint-Avrupa dillerini konuştuğunu daha sonra göçer-savaşçı olan oranla daha az sayıda bir toplumun onlara baskıyla kendi dillerini konuşturttuğunu, asimile ettiğini mi söylüyorsun tam anlayamadım önceki sayfalarda çok karışık yazmış herkes.

Hayır kimse bunu söylemiyor.

Batı merkezci ve genel olarak kabul edilen tarihin iddiası:

Bugün Türkçe konuşulan yerlerde eskiden Hint Avrupa dili konuşuluyordu.  Sonra bir yerlerden bi kaç tane kültür, teknoloji olarak zayıf olan Türk çıktı, bu topraklara geldi ve orada yaşayan Hint Avrupa dili konuşan insanların dilini Türkçe'ye dönüştürdü.  Şu şekilde düşün. Sen ve arkadaş grubun Oxford şehrine gidiyorsunuz ve orada yaşayanlar 100 yıl sonra Türkçe konuşmaya başlıyor.


Benim iddiam:

Bu topraklarda medeniyetinin oluştuğu ilk günden beri Türkçe'nin lehçeleri konuşuluyordu. Ardından bu insanların içinden yönetici din adamı sınıfı çıktı ve sahip oldukları din afyonu sayesinde büyük bir ordu kurarak dünyanın çeşitli yerlerine göç ederek oraya kendi yarattıkları dillerini ve dinlerini taşıdılar. Gittikleri yerlere kölelik sistemini götürdüler. Kendilerini ilah olarak gördüler.  Yani halk Türkçe konuşurken yönetici din adamı sınıfı farklı bir dil kullanıyordu. Kendilerini bu şekilde basit insanlardan ayrı tutuyorlardı. Osmanlı'da yönetici tabakanın Osmanlıca konuşması ancak milletin Türkçe konuşması, din adamlarının Arapça konuşması gibi.
 
Bu topraklarda derken Orta Asya'dan mı bahsediyorsun ?
+ olarak kabul edilen tarihin iddiası demişsin de çok saçma birşey gibi geldi bana, o konuyla alakalı okuyabileceğim kaynak v.b varsa yazabilir misiniz hem herkes faydalanmış olur.

Senin iddianda da bence çatlaklar derin ama tartışılabilir bence. İş gittikçe filolojiye kayıyor gibi o konuda da benim pek birikimi yok dillerin gelişimi/oluşumu hakkında, bilgiye açığım.

Edit: Şöyle uzun bir yazı buldum Türk dilini tarihi gelişimi hakkında, ancalimon inceleyip yorumlarsan sevinirim.

Türk Dilinin Tarihi Gelişimi Nasıldır?


Altay dil teorisini kabul edenler için. Kuzey Buz Denizi’nden Basra Körfezi’ne Kuzeydoğu Asya’dan Doğu Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir alanda konuşulan Türk dili bu dili konuşanların sayısı yazılı metinlerinin eskiliği ve çokluğu bakımından Altay dilleri arasında en önemlisidir. Bugüne kadarki bilgiler ışığında Türk dilinin tarihlendirilmiş en eski yazıtı VII. yy’a ait Çoyren (Çoyr 688-692) yazıtıdır. Başka bir deyişle Türk yazı dilinin ilk örnekleri VII. yy’a aittir. Çoyren yazıtı Köl Tigin Bilge Kağan ve Tonyukuk yazıtları gibi mezar taşı olarak dikilmiştir.

Köktürk Kağanlığına bağlı bir kişinin II. Köktürk Kağanlığını kuran Ilteriş’e katıldığını anlatan bu yazıt sadece 6 satırdan ibarettir. Orhun yazıtlarının yazıldığı alfabe ile hâkkedilmiştir (taşa kazınmıştır). Dilimizin ve tarihimizin en önemli belgeleri olan Orhun yazıtları (Köl Tigin Bilge Kağan ve Tonyukuk yazıtı) Çoyren yazıtından yaklaşık 40 yıl sonra yazılmaya başlanmıştır. Burada olduğu gibi her ne kadar en eski yazıt olarak Çoyren yazıtı gösterilse de Orhun yazıtları Türk dilinin en eski belgeleri olarak değerlendirilir. Bunun nedeni bu yazıtlardaki metinlerin anlaşılabilecek uzunlukta olması yani Köktürk harfleriyle yazılmış pek çok taşta olduğu gibi silinti ve tahribatın çok fazla olmamasıdır.

Moğol dilinin en eski yazılı belgesi 1225 tarihli Yesünke Taşı’dır. Moğolların en önemli belgesi olan Moğolların Gizli Tarihi ise 1240 yılına aittir. Bu eseri Ahmet Temir 1948 yılında Türkiye Türkçesine aktarmıştır.

Tunguzcanın en eski yazılı belgesi bugün artık ölü diller arasında sayılan Çuçen diline aittir. Bu belgelerden ilki 1413 ikincisi 1433′ten kalmadır. Tunguzca içinde en çok Mançular hakkında bilgi sahibiyiz. Mançuca belgelerin en eskileri ise XVI. yy’a aittir.Korecenin çok ufak parçalara yazılı olan ilk belgeleri ise 1443′ten başlamaktadır. Altay dilleri arasına çok geç dahil edilen ve bu sebeple Altay dil birliği üyesi olarak “belki” ihtiyatı konularak gösterilen Japoncanın en eski yazılı belgesi ise 712 yılına aittir.

Yukarıda görüldüğü üzere Türk dili Altay dilleri arasında yazı dili kimliğini kazanmış en eski dildir. Dil dönemlendirmeleri o dili konuşanlar tarafından yapılmaz. Çok daha sonraları o dille uğraşan dilbilimciler tarafından yapılır. O yüzden bazen birbiriyle örtüşmeyen değerlendirmelere rastlanabilir veya bir dönem için geçerli olan bir görüş daha sonra eskiyebilir; yerini yenilerine bırakmak zorunda kalabilir.



Bir dilin çıkış noktasındaki ya da tanıklayamadığımız dönemlerindeki durumuna ilişkin olarak ancak bazı metotlarözellikle rekonstrüksiyon (=yeniden kurma yeniden oluşturma) metodunu kullanarak fikir sahibi olabiliriz. Bunu da dilin işleyiş mekanizmasını tespit etmek suretiyle yapabiliyoruz. Bir dili sadece o dili konuşanlara ve dilin iç faktörlerine dayanarak sıınıflandıramayız.. Türk dili yazılı metinlere sahip olmadan önce de çok uzun zaman kullanılmıştır. Dilbilimciler dilin akışı içindeki karakteristikleri belirleyerek yazılı olmayan Türkçenin özellikleri hakkında da bazı fikirler öne sürebilir.

Ana Altayca Dönemi

Türk dilinin tarihinde en erken dönem “Altay Dil Birliği” dönemidir; yani Türk Moğol Tunguz Kore dilleri ve belki Japon dilinin ortak olduğu dönem. Bu ortak dil döneminde mahallî farklılıkların alt gruplar oluşturduğunu varsaymalıyız; yani Korelilerin Türklerin Moğolların ve Tunguzların atalarının bu ortak dil döneminde birbirinden farklı yani birinden öbürüne farklılıklar gösterebilen ortak dilin (=Ana Altayca) varyantlarına (=çeşitleme) sahip olduğunu düşünmek zorundayız. Bu dönemde mahallî farklılıkların oluşturduğu ağızlar dil seviyesinde düşünülmelidir.

Ortak coğrafya içindeki bölgesel dağılımlar daha o dönemde bu farklılaşmanın ortaya çıkmasındaki bir faktördür; tıpkı bugün Türkiye dil alanı üzerinde farklı ağızların olması gibi. Ana Altayca döneminde Türk soyluların Türk ağzını konuşanların diğerlerinden iyice ayrılıp Türk dilinin bağımsız bir dil olması konumuz açısından önemlidir.

İlk Türkçe Dönemi

“Altay Dil Teorisi“ni yani bu dillerin genetik akrabalığını kabul etmeyenler için Türk dilinin dönemlendirilmesindeki ilk evre 5000 yıllık geçmişi olan İlk Türkçe (=Erken En Eski Türkçe) dönemidir. Altay dil birliğini kabul edenler için ise bu dönemde Türk dili Ana Altaycadan ayrılmış ve bağımsız bir dil olarak gelişmeye başlamıştır. Bu dönemin başlangıcı için kesin bir zaman verilmemekle birlikte M.Ö. 35O0′lü yıllardan milat sıralarına kadarki süreç gösterilir.

Bu dönem Çuvaşça dahil bütün Türk dillerinin ata dönemidir ön Türkçe döneminde r z ve ş denklikleri sebebiyle daha sonra ortaya çıkacak olan ayrışma henüz olmamıştır. Dönemin en önemli Özelliği -daha sonra r ve z’ye gelişecek olan -f ve -daha sonra z ve ş’ye gelişecek olan-t fonemlerinin bulunmasıdır. Bu rekonstrüksiyon Türkçe ve Çuvaşça arasındaki denklik sayesinde yapılabilmiştir.

İlk Türkçe döneminde ogux şeklinde konuşanlar vardır. Daha sonraki Ana Türkçe döneminde Türk dili ogur şeklinde x değişkeninin r’li konuşurları ile oğuz şeklinde x değişkeninin z’li konuşurları olarak yani Ana Çuvaşça ve Ana Türkçe diye ayrılmıştır. Çuvaşça dışında bütün Türk dil ve diyalektleri Ana Türkçe; Çuvaşça ise Ana Çuvaşçadan gelişmiştir. Böylece Türk dil ve diyalektlerini gruplandırma çalışmasını yaparken kullanacağımız en önemli ölçüt Tü. z = Çu. r denkliği ile ortaya konulmuş oldu.

Ana Türkçe ve Ana Çuvaşça Dönemi

Ana Türkçe (=Geç En Eski Türkçe) ve Ana Çuvaşça dönemi miladın ilk yıllarından Türk dilli ilk yazılı belgelerin bulunuşuna kadarki dönemi kapsamaktadır. Tarihte Türk asıllı oldukları bilinen Hun Avar Peçenek Bulgar gibi boylardan kalan tarihî kaynaklarda geçen boy hükümdar ve yer adlarının Türkçe ile ilgili olması bu dönemin tanıklardır. Bu adların geçtiği kaynaklar doğrudan Türkçe yazılmış kaynaklar olmayıp Çin ve Bizans kronikleri ve Bulgarlardan kalmış listelerdir.Bu dönem adından anlaşılacağı üzere Ana Türkçe ve Ana Çuvaşça dönemi olmak üzere iki dönemi içermektedir.

R’li konuşurların dili olan Ana Çuvaşça (Ana Bulgarca) dönemi söz konusu yüzyıllar içerisinde Karadeniz’in kuzeyinde ve Kuzey Kafkasya’da yaşamış olan Bulgar Türklerinden kalan belgeleri içine alır.R’li konuşurlar; yani bugünkü Çuvaşların ataları hakkında Bizans kaynakları bilgi vermektedir. Bizans kaynaklarındaki Türkçe malzeme bir Macar bilgini olan Moravcsik tarafından işlenmiştir (Bizantino Turcica I II Berlin 195:cool:. Bizans kaynaklan r’li konuşurlara Ogur dışında On Ogur adının da verildiğini haber verir. Ayrıca böyle konuşanlar Atilla’nın Hunlarının kalıntıları olarak tanıtılır.

Z’li konuşurların dili olan Ana Türkçe dönemi ise Çuvaşça dışında bütün Türk dillerini kapsar. Bu tip konuşurlar hakkında ilk bilgileri Çin kaynaklarından temin edebiliyoruz. İlk yazılı belgelerimiz olan Orhun Yazıtlarında z’li bir dil kullanıldığı görülür. Biz bugün yazılı dil tarihimizden söz ederken z’li konuşanların dil tarihinden söz ederiz.

Bizans kaynaklarında VI. yy’ın ortalarında On Ogur Bulgarlarının diline çevrildiği söylenen İncil bugün elimizde olsa idi o zaman Ogur grubunun dil özellikleri hakkında söyleyecek bir hayli sözümüz olurdu.

Diğer taraftan z’li konuşurlar için Çin kaynakları VI. yy’da yani bugün için Türk diliyle yazılmış bilinen hiçbir belgenin bulunmadığı I. Köktürk Kağanlığı (552-630) döneminde birtakım Budist ‘sutra’ların (-Nirvanasulra) Türkçeye çevrildiğini haber veriyor. Bu sutraların da ele geçmesi durumunda Türk dilinin bir basamak gerisi hakkında daha çok bilgimi/olurdu.

Bizans kaynakları daha sonra an İ alacağı m iz gibi Oğuz grubuna girenlerin Bizans’la olan ilişkilerini de anlatmaktadır. 1. Köktürk Kağanlığı’nın Batı kanadından sorumlu olan İşlemi Kağan’ın Doğu Roma İmparatorluğuma bir elçilik heyeti gönderdiğini Bizans kaynaklan kaydeder. Bu elçilik heyetinin basında Sogd menseli biri vardır ve bu kişi İşlemi Kağan’ın mektubunu Bizans imparatoruna sunar. Bizans kaynaklarında sunulan mektuptaki yazının İskit harflerine benzediği söylenir. Söz konusu mektubun bugüne kadar bulunmayan ve bilinmeyen İskit alfabesi ile gönderilmiş olduğunun söylenmesi başka bir durumu anlatıyor olsa gerektir. Bundan da z tipli konuşurların 1. Köktürk Devleti zamanında dış (diplomatik) yazışmalarım gerçekleştirmek üzere Türkçe olup olmadığım bilmediğimiz bir yazı sistemi kurmuş oldukları anlaşılmalıdır. Bu bizim dilimizin tarihi için önemlidir.

ORHUN (KÖKTÜRK) VE UYGUR TÜRKÇELERİNİN DE İÇİNDE BULUNDUĞU ESKİ TÜRKÇE DÖNEMİ VE SONRASI

Türkologlar tarafından Türk dili ilk yazılı Ürünlerden başlayarak üç dönemde ele alınıp incelenmiştir. Bu dönemler genelde şu adlandırma ile verilir;
1. Eski Türkçe
2. Orta Türkçe
3. Yeni Türkçe

Eski Türkçe Dönemi (V1I.-XIII. yy):

Köktürk Uygur ve Karahanlı Türkçeleri’dir. Bugünkü bilgilerimiz ışığında Eski Türkçe dönemi Türk yazı dili tarihinin başlangıç noktasıdır. Bu dönem Türk dilinin yazılı ürünler vermeye başladığı ilk dönemdir. Başka bir deyişle Eski Türkçe dönemi öncesinde Türkler tarafından yazıya geçmiş Türk diliyle yazılmış herhangi bir belge bulunmamaktadır.

Eski Türkçe döneminin başlangıç aşaması Köktürkçedir. Köktürkçe ‘Türk‘ adının Türklere ait tarihi kaynaklarda ilk olarak geçtiği Türkçenin ilk yazılı kaynaklarının bulunduğu ve Türkçenin yapısını gerçek bilgilerle tespit edebildiğimiz ilk dönemdir.

Eski Türkçe dönemi Türk dilinin yazıya geçirildiği Köktürkçe (Orhun Türkçesi) Uygurca ve Karahanlı yazı dillerini (V1T-XIII yy) kapsar. XIII. yy’a kadar Türk dünyasının doğu kolunda iki ayrı bölgede iki ayrı yazı dili oluşmuştur. Bunlardan biri Ötüken’de ve daha sonra Doğu Türkistan’daki Tarım Bölgesi’nde kullanılan Köktürkçe ile Uygurca diğeri de Kaşgar’da ortaya çıkan Karahanlı Türkçesidir. Uygur ve Karahanlı Türkçeleri birbirinin devamı olmakla beraber yan yana iki ayrı medeniyeti temsil ederek ürünlerini vermişlerdir.

Türk dili bu dönemde bu uç yazı dili dışında henüz farklı bir yazı dili oluşturmamıştır. Elimizdeki veriler farklı bir Türk yazı dili olan ve ‘Eski Oğuz Türkçesi’ adı verilen yazı dilinin ilk metinlerinin XIII. yy’a ait olduğunu sergilemektedir. XIII. yy ise ‘Orta Türkçe’ adlı yeni bir dönemin başlangıcıdır.

Bu uç yazı dili arasında doğal olarak bazı dilbilgisel farklar bulunur. Köktürk ve Uygur Türkçeleri ile Karahanlı Türkçesi arasındaki farklar bağlı oldukları kültür daireleri ile değişik Türk boylarına ail ağız farklılıklarının ortaya çıkardığı seslik biçimlik ve söz dağarcığı farklılıklarından öte değildir. Tabiî ki bunda coğrafya ve zaman faktörleri de etkili olmuştur. Bu farklar Köktürkçe ve Uygurca arasında bulunduğu gibi Köktürk alfabesiyle yazılmış üç büyük yazıt arasında da vardır.

Eski Türkçe dönemi içerisinde yer alan Karahanlı Türkçesindeki -diğer yazı dilleri olan Köktürk ve Uygur Türkçelerine oranla- en köklü değişiklikresmî din olarak kabul edilen İslimiydin etkisiyle Arap alfabesinin başka bir deyişle Kur’an yazısının kullanılmaya başlanmasıdır; ancak Türkler alfabe ve din konusunda özellikle Eski Türkçe dönemi boyunca hiçbir zaman tutucu olmamışlardır. 762 yılında Uygur hükümdarı Bögü Kağan (759-780) zamanında da Mani dininin resmen kabulü ile Uygur alfabesinden farklı bir alfabe olan Mamhey alfabesi kullanılmıştı.
Kısacası kabul edilen dinin alfabesini kullanmış olmak o alfabe ile okuyup-yazmak bir dili dönemlendirirken yeni bir dönemin başlatılması için yeterli sebep değildir.

İlk Dönemlendirme Çalışmalarında “Eski Türkçe”

Eski Türkçe dönemi başlangıçta VI. ve X. yy’lar arası yani Köktürkçe ve Uygurca için kullanılmıştı. Hatta kronolojik kaygı güdülmeden Uygurcanın İslâm! dönemde vermiş olduğu eserler de Eski Türkçe kapsamında değerlendirilmişti. Türk dilinin tarihî temellere dayanan dönemlendirmesi hakkındaki ilk çalışmalar 1936 yılında K. Grenbech ile başlar. Aslında bu konuda Aleksandr Nikolayeviç Samoyloviç’in 1928 yılında yaptığı bir çalışma da vardır. Bu çalışma Abdulkadir ban (1889-1976) tarafından “Orta Asya Edebî Dili Tarihine Dair” adıyla Türkiye Türkçesine çevrilmiştir. Çalışmada İslâmiyet! kabul ettikten sonraki Orta Asya yani Türk dünyasının doğu kolundaki yazı dilleri yer almaktadır. Samoyloviç’in söz konusu etliğimiz makalesi Türk dilinin tarihî dönemlere ayrılmasında Harezm Türkçesine yer vermesi bakımından önemlidir.

Granbech (1873-194:cool: çalışmasında Türk dilini yazılı ürünler vermeye başladığı Orhun Türkçesinden başlayarak üç döneme ayırmıştır:
1. Eski Türkçe: Orhun (Köktürk) Uygur.
2. Orta Türkçe: Kaşgar (Karahanlı) Çağatay Kuman Eski Osmanlı.
3. Yenş Türkçe:
a. Güney Türkçesi: Osmanlı Azeri Türkmen.
b. Ban Türkistan lehçeleri: Özbek Hive.
c. Doğu Türkçesi: Kaşgar Kuca Turfan Komul Tarançi.
d. Kuzey Türkçesi: Koytal Altay Abakan Soyan Uryanhay.
e. Kıpçak Türkçesi: Kırgız Volga lehçeleri (Kazan vb.) Başkurt Karayım.

Yani Orhun Türkçesi ilk dönemin başlangıç yazı dili olmuştur. Bu iki araştırmacının çalışmalarında Eski Türkçe adı verilen dönemin içinde yer alan bir Türk yazı dili de Uygur Türkçesidir.
Granbech Eski Türkçe döneminden sonra gelen Orta Türkçe dönemini Karahanli Türkçesi ile başlatmış ve bu dönemi de bugünkü Türk dillerinin ortaya çıktığı döneme yani XX. yy başlarına kadar getirmiştir.

Türk dilinin dön e inlendirme çalışmalarından bir diğeri de Louis Ligeti (1902-1987)’ye aittir. “Çin Yazısiyle Yazılmış Barbar Olossalan Meselesi” adıyla Türkiye Türkçesine çevrilen ya/ı da bu konuda yazılmış ilk çalışmalardan biridir (Çeviren: Hasan Eren Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi IX/3 Eylül Ankara 1951 s. 301-327). Bu yazıda Ligeti Türk yazı dilinin başlangıcını 6. yy olarak verir. Ligeti’nin dönemlendirmesi ise şöyledir:

1. Eski Türkçe (VI-IX. vvl: Kökıürkçe ve Uygurca devri. Eski Kırgızca da belki buraya dahil edilebilir. Het üç dil Eski Türkçenin özelliklerini taşır.
2. Orta Türkçe (X-XV. w):
a. Mani ve Buda tercümeleri ile Uygur yazı dilinin kuruluş devri.
b. Çağatay yazı dili devri.
c. Kıpçak ve Oğuz dil yadigârları devri
3. Yeni Türkçe: XVI. asırdan itibaren bugünkü Türkçenin kuruluş devri.

Ligeti’nin yapmış olduğu dönemlendirmede ilk dikkati çeken özellik kronolojik kaygının güdülmesi olmuştur. Onun için X. yy sonrası Uygurca yazılmış Maniheist ve Budist yazmalar Orta Türkçe içinde değerlen¬dirilmiş; Köktürk ve Uygurca devirleri yine de Eski Türkçe dönemi içeri¬sine alınmıştır. Bunda hiç kuşkusuz A. von Gabain (1901-1993)’in 1941′-de yazmış olduğu Ahıürkische Crammalik (Çeviren: Mehmet Akalın Eski Türkçenin Grameri TDK Yayınları Ankara 198:cool: adlı eserinin etkisi vardır. Yalnız Gabain Köktürk ve Uygur harfli yazmaların tamamını Eski Türkçe döneminde kabul ederek değerlendirmeye almıştır.

Türk Dili Tarihi I adlı kitabı ile Türkiye’de bu konuda uzun yıllar tek kalmış çalışmanın sahibi Ahmet Caferoğlu (1899-1975) da Köktürk ve Uygur dönemlerini Eski Türkçe başlığı altında incelemiştir. Daha sonra 1987′deki çatışması ile Nuri Yüce de V1.-IX. yy’lar arasındaki dönemi Eski Türkçe diye adlandırmış ardından gelen Orta Türkçe dönemini Karahanlı Türkçesi ile başlatmıştır.

İlk Dönemlendirme Çalışmalarında Kullanılan Olgu

Karahanli Türkçesini yeni dönemin başlangıcı olarak göstermek hiç şüphesiz İslâmiyetin kabulünü ölçüt olarak alma düşüncesinden kaynaklanmaktadır İslâmiyetin kabulünden önceki dönem ‘Eski Türkçe’ sonraki dönem ise ‘Orta Türkçe’ olarak kabul edilmiştir.

Bir dil döne m indirmesinde bir dili konuşanların kabul ettiği dinin esas alınması ne derece doğrudur? Eski Türkçe dönemi içerisinde her halükârda değerlendirilen Köktürk ve Uygur Türkçeleri zamanında da Budizm Maniheizm ve Hıristiyanlık gibi birden fazla din kabul edilmiş ve Uygur yazılı ürünleri bu dinlerin kutsal kitaplarının yazıldığı alfabeler ite yazılmıştı.

Sonraki Dönemlendlrma Çalışmalarında Kullanılan Olgu

Türk dilini dönemlendirmek için son yıllarda yapılan çalışmalar ise buraya kadar saydığımız çalışmalardan farklılık göstermektedir. Bu farklılıkların başında. Eski Türkçe dönemi içinde yer alan yazı dillen ve Orta Türkçe dönemini Eski Türkçe döneminden ayırt edici olgu gelmektedir.

Röna-Tas’ın bu çalışmasında dikkati çeken yan Karahanlı Türkçesinin Geç Eski Türkçe döneminin üçüncü alt grubunda değerlendirilmesidir. Diğer bir deyişle Orta Türkçe döneminin 1200′lerden itibaren Moğol istilası ile başlatılmasıdır. Türk dilinin yeni bir dönemini başlatmada Röna-Tas’ın seçmiş olduğu olgu Türklerin İslimiydi kabulü değil Moğol istilasıdır. XIII. yy’da bir dünya sistemi kurmuş olan Moğolların yapmış olduğu istilâlar ile Türk dünyasının farklı yer ve zamanlarında yeni yazı dilleri ve bugünün bağımsız dil grupları oluşmuştu. XIII. yy’dan itibaren Türk dünyasının doğu kanadında ortaya çıkan Türk yazı dili yanında batı kanadında da yeni bir yazı dili daha kendini göstermişti. Bu yüzyılda

Orta Türkçe (X1II.-XX. yy):

Doğuda Harezm ve Çağatay Türkçesi; Batıda Eski Oğuz ve Osmanlı Türkçesi’dir. Orta Türkçe dönemi XIII yy’dan itibaren Moğol istilası ile Türk dünyasının farklı yer ve zamanlarında onaya çıkan edebî dillerin istikrar kazanmaya başlayıp bugünün bağımsız dillerini ve dil gruplarını oluşturduğu dönemdir.

Türk dilini sınıflandırmada Cengiz hareketinin ‘Orta Dönem’ diye tanımlayabileceğimiz belli bir dönemin başlangıcı olarak alınması bizce de son derece isabetlidir çünkü 840′tan sonra batıya doğru hareketlenen Türk boylarının şekillenmesinde asıl etken Moğol hareketi olmuştur. Bir bakıma Cengiz (öl. 1227) Orta Asya ve Batı Avrasya’nın bazı yeni unsurlarla da olsa Türkleşmesini sağlamış ayrıca var ulan clnik-dılsel unsurların yeni oluşumlara dönüşmesine yol açmıştır. Başlıca Türk boylarından Oğuz Kıpçak ve Uygurların bulundukları yerlerde 1200′lerden önce yerleşmiş oldukları iddiasına karşılık onlara şimdiki görünümlerini veren birleştirici tarihî olayın Cengiz çağı ve onun kargaşa dolu yılları olduğu tarihçilerin ortak görüşüdür.
Orta Türkçe döneminin başlangıcından XV. yy’a kadarki dönem içinde doğuda Harezm Türkçesi ve batıda Eski Oğuz Türkçesi (Eski Anadolu Türkçesi) varken XV yy’dan XX. yy’a kadarki dönemde doğuda Çağatayca ve batıda Osmanlıca hâkim olmuştur. Bu iki yazı dili yani Osmanlıca ve Çağatayca XX yy’m başlarına kadar Türk dünyasının batı ve doğu yakasında devam etmiş yeni yazı dillenilin elu^ımuyla son bulmuştur.

Özet

Türk dili bu dili konuşanların sayısı yazılı metinlerinin eskiliği ve çokluğu yönleriyle Altay dilleri arasında yazı dili kimliğini kazarımış en eski ve en önemli dilidir. Türk dilinin tarihlendirilmiş en eski yazıtı VII yy’a ait Çoyren (Çoyr 688-692) yazıtı olsa da Türk dilinin en az tahribata uğrayan en uzun ve en fazla anlaşılabilen ilk yazıtları Orhun yazıtlarıdır (Kül Tigin Bilge Kağan Tonyukuk). Dilimizin ve tarihimizin en önemli belgeleri ise Orhun yazıtlarıdır.

Türk dilinin tarihi gelişimini şöyle sıralayabiliriz:

Ana Altayca – İlk Türkçe – Ana Türkçe ve Ana Çuvaşça – Eski Türkçe – Orta Türkçe – Yeni Türkçe

“Altay Dil Teorisi”ni yani bu dillerin genetik akrabalığını kabul etmeyenler için Türk dilinin sınıflandırılmasındaki ilk evre 5000 yıllık geçmişi olan İlk Türkçe dönemidir. Altay dil birlisini kabul edenler için ise bu dönemde Türk dili. Ana Altaycadan ayrılmış ve bağımsız bir dil olarak gelişmeye başlamıştır. İlk Türkçe dönemi ogux şeklinde konuşanlar vardır. Daha sonraki Ana
Türkçe döneminde Türk dili ogur şeklinde x değişkeninin r’li konuşurları ile oğuz şeklinde x değişkeninin z’li konuşurları olarak yani Ana Çuvaşça ve Ana Türkçe diye ayrılmıştır. Çuvaşça dışında bütün Türk dil ve diyalektleri Ana Türkçe; Çuvaşça ise Ana Çuvaşçadan gelişmiştir.

Türkologlar tarafından Türk dili ilk yazılı ürünlerden başlanarak üç dönemde ele alınıp incelenmiştir. Bu dönemler genelde şu adlandırma ile verilir:

1. Eski Türkçe
2. Orta Türkçe
3. Yeni Türkçe

Eski Türkçe döneminin başlangıç aşaması Köktürkçedir. Köktürkçe ‘Türk’ adının tarihî kaynaklarda ilk olarak geçtiği Türk dilinin ilk yazılı kaynaklarının bulunduğu ve Türk dilinin yapısını gerçek bilgilerle tespit edebildiğimiz ilk dönemdir. Eski Türkçe dönemi Türk dilinin yazıya geçirildiği Köktürkçe (=Orhun Türkçesi) Uygurca ve Karahanlı yazı dillerini (VII-X1I yy) kapsar. XIII. yy’a kadar Türk dünyasının doğu kolunda iki ayrı bölgede iki ayrı yazı dili oluşmuştur. Bunlardan biri Ötüken’de ve daha sonra Doğu Türkistan’daki Tarım Bölgesi’nde kullanılan Köktürkçe ile Uygurca diğeri de Kaşgar’da ortaya çıkan Karahanlı Türkçesidir.

Orta Türkçe dönemi XIII. yy’dan itibaren Moğol istilası ile Türk dünyasının farklı yer ve zamanlarında ortaya çıkan edebi dillerin istikrar kazanmaya başlayıp bugünün bağımsız dillerini ve dil gruplarım oluşturduğu dönemdir. Orta Türkçe döneminin başlangıcından XV. yy’a kadarki dönem içinde doğuda Harezm Türkçesi ve batıda Eski Oğuz Türkçesi (Eski Osmanlıca) varken XV. yy’dan XX. yy’a kadarki dönemde doğuda Çağatayca ve batıda Osmanlıca hâkim olmuştur.

Yeni Türkçe dönemi XX. yy’ın ilk çeyreğinde başlayıp bugünkü Türk dil ve Yeni Türkçe Dönemi XX yy’ın ilk çeyreğinde başlayıp bugünkü Türk dil ve lehçeleri (Türkiye Türkçesi Azerbaycan TOrkçesi Türkmence Özbekçe Kazakça Kırgızca Yakutça Çuvaşça vs.) nin onaya çıktığı dönemdir. Türk dillerinin bugün kendine has gramer özellikleri vardır ve bunlar edebî eserler veren yazı dilleri hâline gelmişler-dir. Bu Türkçelerden basılan da siyasal nedenlerle yazı dili hâline getirilmiştir.
 
R'li konuşurların dili denen Ogurca konuşan Türkler artık Türk olarask kabul edilmez. Bu Türklerin hareketlerini izlersek Karadeniz çevresi, Balkanlar, Avrupa'nın belli başlı bölgeleri, İskandinavya, Mısır, Afrika, Doğu Türkistan, Mançurya, Çin, Urallar civarında milattan önce bulunduklarını görebiliriz.

Örneğin bu kişiler çok uzun zaman önce Avrupa'da bilim yazısı olarak kullanılan bir yazı çeşidi kullanmıştı. Din adamlarının bütün bu eserleri yok etmesi sonucu kaynağı çok az kalmış bu yazı çeşidi Orhun yazısının çözülmesinde kilit noktası olmuştu.

Bu durumda Ogur Türkçesi konuşan kişiler (ki kendilerine Kaşgarlı Mahmut döneminde artık Türk değiller denmiştir) Avrupa'da "paganlar" olarak tanınan ve bugün Cermen kabileleri olarak düşünülen kişiler ile bu kişiler arasında derin bir bağlantı olması gerekiyor. Öyleki Hunların arasında bile Cermen komutanlar vardı.

Burdan varacağımız nokta şu:  Türkler ile Cermen kabileleri karşılıklı dayanışmanın olduğu bir ekosistem kurmuş olmak zorunda. Gel gelelim Türklerin yazılı eserlerine ulaşılmazken Cermen kabilelerin yazılı eserlerine ulaşılabiliyor. Bu durumun doğal oluşunu kabul etmek mantık olarak bir eksikliğiniz olduğu anlamına gelir. Geriye tek seçenek kalıyor. Türklerin yazılı eserleri birileri tarafından bir neden için yok edildi.

Artık orada Türkçe konuşan kişi yok. İki olasılık bulunuyor. Orada yaşayan Türkler tamamen asimile oldular ya da soykırıma uğradılar.

Genetik özelliklere baktığımız zaman Avrupa'da yaşayan insanlar arasında benim milattan önce Ogur, islamdan sonra ise Oğuz olan Türkiye ve Azerbaycan Türklerinin en yakın akrabaları Britanya adasında bulunuyor. Adaya gelene kadar arada kalan koca Avrupa'yı geçtiğimde ise ikinci en yakın kuzenlerimizin Bulgarlar (Pol Ogurların yerine geçen Islavlar.) olduğunu görüyoruz.  Bu durumda anakaradan soyutlanmış Britanya adasında en yazkın kuzenlerimiz olduğu gerçeğinden yola çıkarsak Avrupa'nın içlerinde Orta Çağ ve öncesinde soykırıma uğrayan "paganların" Türkler olduğu ve Cermenler olmadığı açık ve seçik olarak ortaya çıkıyor. Bu gerçeği ne kadar uğraşırsak uğraşalım gizlemenin ve çarpıtmanın hiç bir yolu yok. Almanlar bu işi planlayan yönetici din adamı sınıfının bir "red herring"i olmak dışında bir şey değil ve her zamanda olacaklar. Yahudi soykırımında da red herring olarak Almanları seçtiler, kölelik sistemini geri getirdiklerinde de konuk işçi olarak Türkleri oraya aldıklarında Almanları red herring olarak seçtiler.

Sonuç:  Türkler milattan önce Avrupa'daydı ve Avrupa'da yaşayan insanlardan sayıca az olsalarda (daha öncesini bilemiyoruz) kültürel ve teknolojik olarak ileridelerdi. Onlara soykırım uygulandı. Avrupalıların "page" dediği, benim ise "piç" dediğim çırak şovalyeler bu Türklerin çocuklarıydı. Bu kişiler devşirildi ve başlarına başka devşirilmiş Türkler konularak haçlı seferlerine yollandı. Kimi zaman Orta Doğu'ya köle olarak satıldılar.

Kısaca din adamları Türklere karşı bir komplo kurdular. Kendi bağlarını kopardılar ve ilahlıklarını ilan ettiler.

Arapları Sünnilik Şiilik olarak bölüp kendi dinlerini onlara empoze ettikten sonra sıra Oğuzlara geldi ve bu vahşi topluluğu Türk yurduna saldılar. Türk tarihinin Ogurlardan sonraki en büyük soykırımı gerçekleştirildi. Türklerin yazılı eserleri, tarihi eserleri ne varsa dümdüz ettiler. Sonra intikam Türkleri kardeş olarak bilen Moğollar tarafından alındı.  Bağdat'a girdiler ve taş üstünde taş kalmayana kadar atlarla orayı düz bir ovaya dönüştürdüler.
 
Güzel yazmışsın hocam araştırayım bu konuları, biraz zorlama gibi geldi ama yanlış diyemem tabi bilgi sahibi değilim bu konuda.
 
O zaman @ancalimon bu Arapların Türk katliamları doğru?

Türkler daha önceden'de yerleşmek amacında olmayan akınlar yapmışlar.Belki o zaman bırakmışlardır?Bunun hakkında bilgi yazdıysanız görmedim topa tutmayın.

Hangi Türk Devleti veya Boyu olduğu hakkında bilgi varmı?

EDİT:
Dogukan 说:
ancalimon 说:
Dogukan 说:
Kim ne buldu bilmiyorum ama
Kurgan=Türk diye bir formül yok.

Doğukancım öyle bir formül var. Ona paleolitik devamlılık deniyor. Böyle nası bi şey biliyor musun?  Rüzgara karşı işersen sidiğin sana geri döner gibi bir mantığı var. Kısaca Hint-Avruplılar aynı anda iki farklı kültür olamaz gibi bir düz mantık üzerine kurulu. Genel kabul gören teorilerde Hint-Avrupalılar omnipresent (aynı anda her yerde) kabul edildikleri için ve senin tahminimce bir Kürt milliyetçisi olarak hoşuna gittiği için böyle düşünmen normal. Bir de Kurgan kültürünün tarım değil, at kültürü olması  ve Samoyed, Slavca, Fin-Ogur dillerine atla ilgili sözcüklerin Türkçeden geçmiş olması durumuyla ilişkili. Yani ortada yumurta mı tavuktan tavuk mu yumartadan çıkar gibi bir durum bile yok. Düz mantık yaptım oldu gibi bir durum var.

Kısaca Kurgan = Türk demekten öte Türk = Kurgan demek daha mantıklı. Yani  Kurgan bulunan yerlerde Türk varlığı araştırmak yerine Türk varlığının bulunmuş olduğu ya da olabileceği yerlerde kurganları araştırırsak daha verimli olur diye düşünüyorum başlangıç için.

Dur sana haber linki vereyim güle güle oku.

http://odatv.com/bu-kesif-demirtasa-kapak-oldu-1605161200.html

Fesupanallah ya...kürt milliyetçisiymişim...asfasf
sizin ontolojinize ben. Adam doğada Türk diye bir şey varmış gibi laf anlatıyor.

Dog out.
:lol:
 
İşbara Alp 说:
O zaman @ancalimon bu Arapların Türk katliamları doğru?

Türkler daha önceden'de yerleşmek amacında olmayan akınlar yapmışlar.Belki o zaman bırakmışlardır?Bunun hakkında bilgi yazdıysanız görmedim topa tutmayın.

Hangi Türk Devleti veya Boyu olduğu hakkında bilgi varmı?

EDİT:
Dogukan 说:
ancalimon 说:
Dogukan 说:
Kim ne buldu bilmiyorum ama
Kurgan=Türk diye bir formül yok.

Doğukancım öyle bir formül var. Ona paleolitik devamlılık deniyor. Böyle nası bi şey biliyor musun?  Rüzgara karşı işersen sidiğin sana geri döner gibi bir mantığı var. Kısaca Hint-Avruplılar aynı anda iki farklı kültür olamaz gibi bir düz mantık üzerine kurulu. Genel kabul gören teorilerde Hint-Avrupalılar omnipresent (aynı anda her yerde) kabul edildikleri için ve senin tahminimce bir Kürt milliyetçisi olarak hoşuna gittiği için böyle düşünmen normal. Bir de Kurgan kültürünün tarım değil, at kültürü olması  ve Samoyed, Slavca, Fin-Ogur dillerine atla ilgili sözcüklerin Türkçeden geçmiş olması durumuyla ilişkili. Yani ortada yumurta mı tavuktan tavuk mu yumartadan çıkar gibi bir durum bile yok. Düz mantık yaptım oldu gibi bir durum var.

Kısaca Kurgan = Türk demekten öte Türk = Kurgan demek daha mantıklı. Yani  Kurgan bulunan yerlerde Türk varlığı araştırmak yerine Türk varlığının bulunmuş olduğu ya da olabileceği yerlerde kurganları araştırırsak daha verimli olur diye düşünüyorum başlangıç için.

Dur sana haber linki vereyim güle güle oku.

http://odatv.com/bu-kesif-demirtasa-kapak-oldu-1605161200.html

Fesupanallah ya...kürt milliyetçisiymişim...asfasf
sizin ontolojinize ben. Adam doğada Türk diye bir şey varmış gibi laf anlatıyor.

Dog out.
:lol:

Türk kültürünü diğerlerinden ayıran bir özellik var. Türkler savaşmaya gitmiyor bir yere gittiklerinde. Boş bir yerler bulup oraya il götürmeye gidiyor. Orhun yazıtlarında da ordunun dünyanın dört bir yanına "il götürmek" için sevk edildiği yazar. Türkler insanlara saldıran bir topluluk değildi eskiden. Tek dertleri hayvanlarını otlatmak kale yapıp vahşi insanlardan ayrı kendi kültürlerini yaşamak ve dileyene bunu vermek idi.  Bu kültüre sahip tanıdığım son Türk lider Kaddafi idi. Bu düzeni oluşturan ilahlığını ilan eden din adamlarının piyonları tarafından katledildi.

Roma göz önüne alındığında Balkanlarda henüz yerleşme olmayan yerler Türklere verildi ve Türkler oraları cennet haline getirdi. Hatta Romalı asillerin mal varlıklarının tam üçte birini onlara vermeleri ile ilgili yasa çıkardı Roma.
 
后退
顶部 底部