Lanet, Pis, İğrenç, Kaka Hikikomoriler

Users who are viewing this thread

Tezekyalayan

Susturulmamdan beri bu konuyu açmayı ve bunun üzerinden konuşmayı düşünüyordum. Sonunda yazabiliyom, herkese tekrar selam.

Kaç aydır beni düşündüren, acaba ben de mi öyleyim diye neredeyse kafayı yiyeceğim bi hastalıktan bahsedicem. İlk önce Japonya'da görülmüş, devlet adamlarını yetkili beylerini bayağı bir rahatsız eden hikikomoriler. Bu hastalığın genel teması, hayattan elini ayağını çekmek, her şeyden kendini soyutlayıp bilgisayar veya televizyon başında hayatını geçirip evden çıkmamak. Dört duvar insanı olmak. Şu resimi de şöyle temsili olarak atayım:
nhk3.gif
nhkbox-screen-2009100601_2.jpg
6a00d83451b3d069e20120a8a5531b970b-800wi
images
Bu resimler Welcome to the NHK animesinden, izleyenleriniz olmuştur mutlaka.

Eminim ki bu forumda benimle beraber olmak üzere bir sürü hikikomori var. Sadece kendimize geek deyip hasta demiyoruz ve bir şekilde avutuyoruz kendimizi. Gerçek dünyada adam akıllı ilgimizi çeken bir şey olmamasından ve insanların sürekli birbirini küçük düşürme amacından müzdaribiz. Bu yüzden, çoğumuz odamıza çekildik. Anamız babamızla bu yüzden nerdeyse her gün kavga ediyoruz. günde en az 20 bölüm anime izleyip bi de yetmezmiş gibi oturup karakterlerine aşık oluyoruz. Seks hayatımız, işsizlikten ibaret. Bir sürü hentailer izliyoruz, galgeler oynuyoruz. Hentailerde veya ecchilerdeki lolita müthiş kawai kızlarımızı bilgisayarımızda dosya dosya arşivliyoruz. Tabii bu bahsettiğim biraz otakuluğa giriyor, sonuçta her otaku da bi nevi hikikomori oluyor.

Gamer şekillerimiz de var, aramızda Warband'ı 1000 saatten fazla oynamayan çok az kişi. Steam'imizde 100'lerce oyunumuz var ve bunu bir de tabulaştırıp kendimize Steampunk deyip havalı falan oluyoruz. Bu şekilde kendimizi üstün gördükçe hikikomoriliğin dibine vuruyoruz ve ne kendimizi kurtarmak istiyoruz ne de başkası bizimle uğraşıyor. Forumda, herkesin vakit geçirme süresi en az 30 gün... Tumblr blogu açıp, binlerce vintange grunge kızlarımızı reblogluyoruz. Hayatımızı hayal dünyasında yaşıyoruz resmen.

Daha fazla anlatamıyorum, tıkandım biraz daha da araştırmak isteyenler aratabilirler googledan.

Welcome to the NHK animesinde bu konu harika işleniyor. Hikikomori olan olmayan herkese o animeyi öneririm. Başroldeki adamı çoğunuz kendiniz gibi görebilirsiniz ve ne kadar iğrenç göründüğünüzü fark edebilirsiniz. Aşağıladığım için söylemiyorum, ifadelerim biraz kıt olduğu için lütfen ters anlamayın. Şimdi asıl soruma geliyorum, bu lanet hastalıktan nasıl kurtulabilirim arkadaşlar? Hayvan gibi depresyondayım şu an çünkü :/
 
Basit olarak asosyalizm denmesi kafa karışıklığını azaltır diye düşünüyorum.

Ben hala kendi çapımda ergenliğimin henüz bitmemesinden dolayı azıcık asosyalim, tabii ki. Ama evvelki senelere göre çağ atladım diyebilirim sosyallik konusunda. Nasıl atladığımı size söyleyeyim. "Olgunluk." Olgun olmayı istemek, olaylara ne aşırı ciddi, katı suratlı ve mizahsız bakmak ne de - troll, laubali, ciddiyetsiz bakma isteği doğdu bende. Bu yüzden ben de olgun olmayı istedim. Siyasi konulara ağırlık verdim. 1 yıl içerisinde 400-500 arası kitap okudum, her biri politik romandı. Her kesimden eserleri okudum. Teoriye hakim olduktan sonra işi pratiğe döktüm. Örgütlendim, zaten organizasyonların cartı curtu derken sizi sosyal olmaya zorluyor bu örgüt işleri. İnsanlarla çok konuşuyorsunuz, ve oradaki insanlar toplumdaki gibi hoşgörüsüz de değiller. O örgütlerden en yakın, en sıkı dostluklar ve en güzel aşkları da yaşadım. Gezi olayı da çok yardımcı oldu, aktif rol oynadım orada. Sonra aradan bir yıl geçtiğini farketmeden asosyallikten kurtulduğumu farkettim.

"İyi diyorsun hoş diyorsun da hacı abi sen uğraşmışsın biz daha yatağımızdan kalkmaya üşeniyoruz" derseniz, orası farklı. Ufak ufak şeylerle başlayın derim. Gidin kendinizi şehrinizin en kalabalık en gürültülü caddesinde insanların suratına bakmaya zorlayın, orada yaklaşık bir saat durun. 2 yıl öncesinde terapistimin bana verdiği ödev buydu. Bunun gibi şeylerle kademe kademe atlayıp, bir sosyal statü kazanın, sosyal olduğunuzu farketmeyeceksiniz bile.
 
Adı herneyse genelde asosyallik sonucu oluşan bir psikolojik durum.Ben kendim öyleyim,bir ay odama kapansam yine sıkılmam fakat her türlü sosyal ortama ayak uydurabiliyorum nedense.
 
İşe girmek biraz sıkıntı. İşe girmeyi istediğin için giriyorsan ne güzel. Ama sırf sosyal olmak için giriyorsan sıkıntı olur. Önce neden bir işe girmen gerektiğini anla, kafanda oturt taşları. "Ben işe gireyim kesin sosyal olurum" deme, daha kötü olur, yaşadım. İstek çok önemli. İsteyerek asosyalliği bırakmak toplum baskısıyla bırakmaktan çok daha iyidir.
 
Nautilus said:
İşe girmek biraz sıkıntı. İşe girmeyi istediğin için giriyorsan ne güzel. Ama sırf sosyal olmak için giriyorsan sıkıntı olur. Önce neden bir işe girmen gerektiğini anla, kafanda oturt taşları. "Ben işe gireyim kesin sosyal olurum" deme, daha kötü olur, yaşadım. İstek çok önemli. İsteyerek asosyalliği bırakmak toplum baskısıyla bırakmaktan çok daha iyidir.

Doğru söylüyorsun aslında çünkü ben işimi severek yapıyorum ama asıl konuya dönersek herkesin böyle asosyal bir dönemi oluyor ve hayatı boyunca illaki birkaç kez daha olacaktır o yüzden pek kafaya takmamak gerek, takmadığın zaman kendiliğinden çıkarsın zaten sadece asosyalim diye kendi kendini dışlama farkına varmadan çıkacaksındır zaten.
 
İyice bu çağımızın bir hastalığı değil ki.Birçok derviş evinden çıkmadan yaşamıştır.İnsanların dışarda ilgisini çeken birşey yoksa evde oturur.Sorun sende değil herkeste
 
Nautilus said:
Basit olarak asosyalizm denmesi kafa karışıklığını azaltır diye düşünüyorum.

Ben hala kendi çapımda ergenliğimin henüz bitmemesinden dolayı azıcık asosyalim, tabii ki. Ama evvelki senelere göre çağ atladım diyebilirim sosyallik konusunda. Nasıl atladığımı size söyleyeyim. "Olgunluk." Olgun olmayı istemek, olaylara ne aşırı ciddi, katı suratlı ve mizahsız bakmak ne de - troll, laubali, ciddiyetsiz bakma isteği doğdu bende. Bu yüzden ben de olgun olmayı istedim. Siyasi konulara ağırlık verdim. 1 yıl içerisinde 400-500 arası kitap okudum, her biri politik romandı. Her kesimden eserleri okudum. Teoriye hakim olduktan sonra işi pratiğe döktüm. Örgütlendim, zaten organizasyonların cartı curtu derken sizi sosyal olmaya zorluyor bu örgüt işleri. İnsanlarla çok konuşuyorsunuz, ve oradaki insanlar toplumdaki gibi hoşgörüsüz de değiller. O örgütlerden en yakın, en sıkı dostluklar ve en güzel aşkları da yaşadım. Gezi olayı da çok yardımcı oldu, aktif rol oynadım orada. Sonra aradan bir yıl geçtiğini farketmeden asosyallikten kurtulduğumu farkettim.

"İyi diyorsun hoş diyorsun da hacı abi sen uğraşmışsın biz daha yatağımızdan kalkmaya üşeniyoruz" derseniz, orası farklı. Ufak ufak şeylerle başlayın derim. Gidin kendinizi şehrinizin en kalabalık en gürültülü caddesinde insanların suratına bakmaya zorlayın, orada yaklaşık bir saat durun. 2 yıl öncesinde terapistimin bana verdiği ödev buydu. Bunun gibi şeylerle kademe kademe atlayıp, bir sosyal statü kazanın, sosyal olduğunuzu farketmeyeceksiniz bile.
Çözüm yolu senin de dediğin örgütler veya kuruluşlar mı? Hayır,bende denedim bir hafta Ülkü Ocağı bir hafta ADD,Hizbullahçıların getirdiği kitapları okudum,Nurcuların sohbetlerine katıldım.İşçi Bayramı'nda meydanda sendikacılarla birlikte yürüdüm.Demek istediğim çok yönlü olmakta çözüm değil.Asosyallik sadece idealist olmak veya insan tanımayla çözülmüyor.Herşey kendinde önce kafanda yok edeceksin.

Edit:Alıntı.
 
Sabah kalktığımda ilk işim telefonuma bakıp ardından kahvaltı etmeden pc açmak mesela bugün 10saattir pc deyim en az başka hiç bişey yapmadım annemlerle diyalogum bile yok nerdeyse ama bunun yanında arkadaşlarımla basket ve bilardo oynamayıda seviyorum yani milletin yanında o kadarda sıkılmıyorum şimdi ben asosyalmiyim :grin:
 
Sewerus said:
Nautilus said:
İşe girmek biraz sıkıntı. İşe girmeyi istediğin için giriyorsan ne güzel. Ama sırf sosyal olmak için giriyorsan sıkıntı olur. Önce neden bir işe girmen gerektiğini anla, kafanda oturt taşları. "Ben işe gireyim kesin sosyal olurum" deme, daha kötü olur, yaşadım. İstek çok önemli. İsteyerek asosyalliği bırakmak toplum baskısıyla bırakmaktan çok daha iyidir.
Çözüm yolu senin de dediğin örgütler veya kuruluşlar mı? Hayır,bende denedim bir hafta Ülkü Ocağı bir hafta ADD,Hizbullahçıların getirdiği kitapları okudum,Nurcuların sohbetlerine katıldım.İşçi Bayramı'nda meydanda sendikacılarla birlikte yürüdüm.Demek istediğim çok yönlü olmakta çözüm değil.Asosyallik sadece idealist olmak veya insan tanımayla çözülmüyor.Herşey kendinde önce kafanda yok edeceksin.
Dediğimi iyi oku. Pratiğe dökmeden önce teoriyi hallet diyorum. Türkçülüğü bile anlatan bilimsel kitaplar var, onların da yararı dokunabilir bir asosyale. Doğru kitap önemli. İdealist değil ki zaten materyalist bakış açısı bu. Neden yok etmesin? Bende bayağı bir etti, zaten iletimin başında "benim yaptığım bunlar" demiştim. Kafanda yok etmenin yolu, kafana yeni ve düzgün şeyler sokmaktan geçiyor. Bunların en sağlıklı yönü de kitap okumak.
 
Arkadaşlık kurmamda sorun yok ama dost bulmada sorunum var. Kimse ben sormadığım sürece ya da işi düşmediği sürece bana mesaj atmaz nedense. Galiba insanlar için çıkar kapısı olarak gözüküyorum. Dışarıda centilmenimdir, kabalık etmem ama galiba insanlara fazla değer verdiğimden kaynaklanıyor bu. Bu da beni doğal olarak sadece odama itiyor. Şu sıralar ise kimseye ne mesaj atıyorum ne de hatrını soruyorum onlar sorasıya kadar. Yaptığım şeyin doğruluğundan şüpheliyim ama bunu yapmam gerek diye hissediyorum.

Kendimde bulduğum tek hata şu: Keşke daha az kitap okusaydım. Bana bilgi anlamından çok yararı oldu. Aynı şekilde kelime anlamından da yararı oldu ama kelime bakımından o kadar yararı oldu ki bazen konuşurken hangi kelimeyi seçeceğimi düşünüp konuşmamı kesiyorum. İletişimime engel oluyor bu da.
 
KarStark said:
Arkadaşlık kurmamda sorun yok ama dost bulmada sorunum var. Kimse ben sormadığım sürece ya da işi düşmediği sürece bana mesaj atmaz nedense. Galiba insanlar için çıkar kapısı olarak gözüküyorum. Dışarıda centilmenimdir, kabalık etmem ama galiba insanlara fazla değer verdiğimden kaynaklanıyor bu. Bu da beni doğal olarak sadece odama itiyor. Şu sıralar ise kimseye ne mesaj atıyorum ne de hatrını soruyorum onlar sorasıya kadar. Yaptığım şeyin doğruluğundan şüpheliyim ama bunu yapmam gerek diye hissediyorum.

Kendimde bulduğum tek hata şu: Keşke daha az kitap okusaydım. Bana bilgi anlamından çok yararı oldu. Aynı şekilde kelime anlamından da yararı oldu ama kelime bakımından o kadar yararı oldu ki bazen konuşurken hangi kelimeyi seçeceğimi düşünüp konuşmamı kesiyorum. İletişimime engel oluyor bu da.
İlk paragrafta beni anlattın be duygulandım  :oops:
 
KarStark said:
Kendimde bulduğum tek hata şu: Keşke daha az kitap okusaydım. Bana bilgi anlamından çok yararı oldu. Aynı şekilde kelime anlamından da yararı oldu ama kelime bakımından o kadar yararı oldu ki bazen konuşurken hangi kelimeyi seçeceğimi düşünüp konuşmamı kesiyorum. İletişimime engel oluyor bu da.
Eh tabii ki her şeyin aşırısı kötü bazılarına göre. Ama ben de çok okudum, öyle bir sorunla karşılaşmadım. Eskiden bilmeden yarı alaycı bir dille yanıt verirken, şu an beynimde kurmama bile gerek kalmıyor kelimeleri, kendiliğinden dökülüyor.
 
Kesinlikle okuyan ile okumayan arasındaki fark çok büyük.Genelde haftada iki kitap bitirmeye çalışırım,arada gece bile okuduğum oluyor.Fakat okuduğun kaliteli ve güvenilir bir yazarın kitabı olmalı,yoksa bazıları var kenardan köşeden kaynak topluyor,birleştiriyor alsana kitap,okuyanında aklı karışıyor.
Kitap seçimi çok önemli.Kendi sevdiğin türe uygun olacak.
 
Sewerus said:
Kesinlikle okuyan ile okumayan arasındaki fark çok büyük.Genelde haftada iki kitap bitirmeye çalışırım,arada gece bile okuduğum oluyor.Fakat okuduğun kaliteli ve güvenilir bir yazarın kitabı olmalı,yoksa bazıları var kenardan köşeden kaynak topluyor,birleştiriyor alsana kitap,okuyanında aklı karışıyor.
Kitap seçimi çok önemli.Kendi sevdiğin türe uygun olacak.
Aşırı fantastik ise pek bir yararı dokunmaz,adı üstünde fantazi, hayal dünyası, sevdiğin türden çok seni hayata bağlayacak realist romanlar okumak lazım.
 
Bana göre asosyal bir insan olmak o kadar da kötü bir şey değil. Evde oturup yapabileceğin o kadar çok şey var ki. Önemli olan evde yada dışarıda sahip olduğun zamanı nasıl değerlendirdiğinde.
 
Back
Top Bottom