krkskz
Türk’ün tarihi değerlerine saldırmak ne kadar moda olduysa, Türk tarihine dost görünüp yanlış tanıtmakta o kadar moda oldu. Bazı kesimler, Türk tarihini 1923’ten, bazı kesimler de 1299’dan başlatmaktadır.
On binlerce yıllık Türk tarihini, kısıtlamak, yanlış anlatmak, doğruları çarpıtıp batı medeniyetini her zaman yüksekmiş gibi göstermek, Türk gencinde aşağılık kompleksi yaratmıştır. Bugün, batılının her türlü tarihi abartılı yalanlarına inanan gençler, bunları sorgulamazken, Türk tarihi için olumlu olan her şeyi sorgulayıp, inanmama ihtiyacı güderler.
Kendilerine anlatılan tarihin çok sonralar başlaması, okullar da anlatılan tarihimizin yabancı kaynaklı olması düşünüldüğünde, bu Türk gencinin değil, tarih alanında hizmet veriyor görünüp, makamlarında keyif çatan profesörlerin suçudur. Türk tarihine samimi olarak hizmet vermek isteyen kaç Türk tarihçisini bu medya tanıttı?
Çok azdır.
Tarihimizi, hangi yalanlarla doldurduklarına, hangi acımasızlıklara imza atıp Türk tarihini çarpıttıklarına göz atalım;
İlk Türk yazıtları, Orhun yazıtları olarak anlatılır. Halbuki, gerek Ön-Türkçe, gerek bize anlattıkları, adı sözde Göktürk olan Türük-Bil devletinin Türkçesi ile tarihe geçmiş pek çok Türk yazıtı vardır. Bu yazıtlar, Yunanistan’da dahi bulunmaktadır. Avrupa’nın en kuzeyinde yer alan bölgelerde de bu yazıtlara rastlanmıştır.
Bunu anlattığınız da, inanmazlar mesela. Ama gerçek böyledir, Avrupalı tarihçilerin Latince vb. diller ile okuyamadığı yazıtları, Türk araştırmacılar çağrı üzerine gidip, Ön-Türkçe okumuşlardır.
“ Yunanlıların yurdunda ne işin var? Ben buna inanmıyorum. “ diyenler de olacaktır. Ama Yunan adının bile nereden geldiğini biliyorlar mı?
Heredot, Meydan Larousse ve Türk Milletinden başka bu topluluğa, “ Yunan “ diyen yoktur, “ Grek “ derler.
Çünkü Heredot’un yazdıklarına göre Turanlılar bile Yunanlılardan önce bu topraklara gelmiş. Yunan adı, “ Ne olduğu belirsiz “ demektir. Çünkü gerçekten, bu topluluğun nereden geldiği bilinmemekle beraber, Yunanistan’da kalan bütün toplulukları birleştirmiş, Anadolu’ya işgalci olarak yerleşmiş olduğunu görüyoruz.
Bunlar, işin sadece belli bir kısmı. Bir de, Türklerin barbar olarak gösterilmesi olayı var. En başta da dediğimiz gibi, batılılar, sanki çok önceden beridir büyük medeniyet sahibi gibi anlatılmaktadırlar.
Halbuki ne medeniyeti?
Tuvalet kültürüne bile sahip olmayan, bir zamanlar krallarının ülkesini oturaktan yönettiği, zengin olmayanların tamamını köle gören, “ deli “ insanları içine şeytan girmiş diyerek yakan ve akla sığmayacak kadar medeniyetsiz olan Avrupa, son 300 yılda kültürel anlamda kendine gelmiştir.
Hunları, barbar ve acımasız olarak anlatırlar. Bizans kaynaklarında “ Turk Hun “ olarak geçen Hunlar, sanıldığı gibi barbar değildir. Aksine, piskolojik savaşın temelini atmış bir topluluktu.
Kendilerine esir olan Romalıları, kendileri hakkında canavar hikayeleri anlattıktan sonra Roma’ya gönderen Hunlar, böylelikle savaşlara 1-0 önde başlıyordu. Ayrıca, hangi mantık, barbar bir toplumun Roma gibi bir devleti yok edebileceğini söyler?
Tabi ki batılı mantığı!
Barbar toplumlar ile Türklerin arasında dağlar kadar fark vardır. Bir kere hiçbir barbar toplum, Türklerin yarattığı gibi bir kültüre, bir tarihe, bir anlayışa sahip olamaz. Barbar toplumlar, birkaç yüzyılda dağılmaya mahkumdur! Oysa, on binlerce yıllık bir Türk tarihinden söz ediyoruz değil mi?
Dediğimiz gibi, zengin olmayanlar Avrupa’da köle olarak görülürken, Türkler de çok önemli bir “ demokrasi “ anlayışı vardı. İl, yani toplum, boy beyleri ile yapılan toplantılara katılabiliyor, görüş dile getirebiliyordu. Bunlar, “ şölen “ adı verilen meclislerdi.
Ziya Gökalp’in, Türkçülüğün Esasları adlı eserinde belirttiği üzere, “ İl mi yaman bey mi yaman “ atasözü, buradan gelmektedir. Görüldüğü üzere, Milleti, beylerden küçük görmeyen bir anlayış söz konusu.
Bu toplum mudur barbar olan?
Bir de, Türk büyüklerini yanlış tanıtıp, Türklerin belirli görüşlere sahip kesimleri birbirine düşürmek gibi bir durum da söz konusu. Bu, tarihi yalanlar içerisinde en “ bölücü “ olanlarıdır.
Mesela, Emir Timur nasıl anlatılır? Altın Ordu devleti ile Yıldırım Han ile giriştiği savaşlar nasıl yansıtılır? Buna göz atmak, bize yardımcı olacaktır.
Emir Timur, Toktamış Han’ı eğitip, emrine verdiği orduyu, kuzeye yolladı. Emir Timur, Toktamış Han’a “ Oğlum “ derdi. Kuzeye göndermesinin sebebi, Altın Ordu devletinin 20 yılda 14 kez Han değiştirmesi üzerine saygınlık kaybetmesi ve Rusların güçlenmesi idi. Toktamış, bu devleti yeniden toparladı.
Fakat, “ Bunları ben tek başıma kazandım “ gibi düşüncelere kapılmaya başladı. Timur Şiraz’da dinlenirken, Timur’un Kafkasya’da ki topraklarını yağmaladı! Bunun üzerine Timur, 6 ay boyunca kovalarken bile Toktamış’a “ Oğlum “ demeye devam etti. En sonunda, yakalayıp bozguna uğrattı…
Peki ya Yıldırım ile olan savaşı?
Bu savaş, Türk tarihi ve gücü açısından iyi olmamıştır. Fakat, suçu yine Emir Timur’a yüklemeleri sakıncalı bir olaydır. Yıldırım’ın da hataları olmuştur.
Timur’un, yazdığı ilk mektupta, “ Kardeşim “ diye hitap ettiği Yıldırım Han’a, Haçlılara karşı yardımcı olma teklifi önemlidir. Çünkü tam da burada, işin içine, Yıldırım Han’ın Sırp eşi Despina aracılığı ile Haçlı entrikaları girmiştir. Timur’dan korkan Haçlı zihniyeti, Yıldırım’ın kendisine “ kardeşim “ diye hitap eden Timur’a hakaretler etmesine sebep olmuş, iki önderin savaşmasına sebep olmuştur.
Netice de Yıldırım ile Timur Ankara savaşını yapmış, bu savaşta başta Tatarlar olmak üzere Türkler Timur’un tarafına geçmiştir. İşin ilginç yanı, Yıldırım’ın yanında bir tek Sırplar kalmıştır!
Atatürk, en sevdiği tarihi kişilik olan Timur için, Ankara savaşının haritasını incelerken, “ Böyle bir kıskaçtan ancak Timur çıkabilirdi “ demiştir. Gerçekten, kendisini kıskaca alan Yıldırım’ın bu hamlesini bozmuş ve Yıldırım Han’ın olabildiğince geriye yaslanmasını sağlayarak, O’nu bozguna uğratmıştır.
Kendisine yardım eden Türkmen beylerine topraklarını geri vermek haricinde, Osmanlı topraklarına dokunmamıştır Timur. Mesela, Osmanlı’nın yıllarca kuşatıp alamadığı İzmir’i birkaç günde almıştır. Ancak, o toprakları da Osmanlı’nın idaresine bırakacak kadar Türkçü birisidir.
En önemli özelliklerden birisi, yendiği Türk devletlerinin topraklarına karışmamasıdır. Bu da, Timur’un 7 kez gerçekleşen Turan ülküsüne ne kadar uygun hareket ettiğinin göstergesidir. Çünkü Türkler Turan’ı gerçekleştirdikten sonra hiçbir vakit yendikleri devletlerin topraklarını sınırlarına katmamışlardır. Mete, Çin’de neden Kağan olmadı? Çünkü tek amaç, Turan’ı kurup sadece Türkleri birleştirmektir.
Kendisinin, Moğol olduğunu iddia edenler vardır. Evet, bir Moğol’dur fakat ırki veya mensup olduğu Millet açısından değil, siyasi bir mirasçı olduğundan Moğol’dur. Moğol adı da Timur’un zamanlarında tıpkı Osmanlı gibi, Millet değil siyasi bir addır. Moğollar, daha yeni tam bir “ Ulus “ haline gelmeye başlamışlardır.
Bugün Türkiye Türkçesine çok yakın olan Çağatay Türkçesini kullanarak yazdığı Tüzükat-ı Timur adlı eserinde, “ Türk’ü yüceltmek için yaşa, Türk’e kılıç kaldıran eli kır “ der.
Aynı zaman da dindar da bir adamdır. Türkmen katliamı yapıyordu diyenlere bir şey ispat etmeye çalışmayacağımız gibi, onlara sadece daha başka kimlerin de Türkmen katliamı yaptığını sormamız gerekecek…
Peki ya kötülenen sadece Timur mu?
Yıldırım Han’ı, kadın düşkünü, korkak, Türkmen katliamcısı olarak gösterenlerin de, Aksak Timur’u haksız yere karalayanlardan farkı yoktur. Yıldırım Han, bir kahramandır. Ankara savaşında da, Türk kahramanlarına yaraşır bir şekilde savaşmıştır.
Milletimize, saçma bir fikir aşılamaya çalışanlar da mevcuttur. Diyorlar ki, “ Ayran ve rüşvetten başka icadımız yoktur. “
Bu, aşağılık bir düşünce olup, büsbütün batı uşaklığı yapmaktır. Kim demiş ki başka icadımız yok diye?
Dünya’da çizgi film tekniğini geliştiren, Türklerdir. Nakkaş Osman’ın, sayfalarını çevirdikçe hareket eden görüntüler ortaya çıkaran eseri, ilk çizgi film tekniğidir.
Mimar Sinan’ın yarattığı eserler, sizce de deha ürünü değil midir?
Daha çok buluşumuz var. Orta Asya’dan getirdiğimiz ayran çok eski bir kültüre, tarihe dayandığı gibi, rüşvet haysiyetsizliği de kendini Türk sanan soysuzlara has bir olay değildir. Amerika’da yok mu bu olay? Hangi ülke de yoksa söylesinler de bilelim!
Sonuç olarak, çok uzatmanın bir anlamı olduğunu düşünmüyoruz. Kurganlar, yani piramitler yapmış, dünyanın temeline kendi kültürünü ve dilini yerleştirmiş Türk’ün bugün ki halinin, geçmişi hakkında yanıltıcı düşüncelere yer vermemesi gerekir.
Her Türk genci bilmelidir ki, kendisine tarihin bu denli “ soysuzca “ anlatılmasının sebebi, Türk’ü Milli şuurdan yoksun bırakmak, aşağılık kompleksi yaratmaktır.
Bu oyuna gelecek misin Türk çocuğu?
Şunu belirteyim arkadaşlar, ben ne ırkçıyım ne faşistim ne de ülkücü! Ben Atatürkçü bir Türk genciyim ve doğal olan ırkımı sevme hakkımı kullanarak ırkımı seviyor ve Atamın dediği gibi yükseltmek için elimden geleni yapıyorum. Bu yazıda da gerçekler anlatılmış. Bir warband sever olarak forumu takip ederken bu bölümde bu yazıyı yazan arkadaşımın bahsettiklerini epeyce görmüştüm, Türk tarihiyle ve Türklerle bir alay sözkonusu idi. Neyse, umarım birkaç tane de olsa Türk çocuğu, okuyup özüne döner, yanlışlara-yalanlara inanmaz, atalarından utanmaz, aslını inkar etmez, KENDİ TARİHİ ile alay etmez. Tanrı Türk'ü korusun!
On binlerce yıllık Türk tarihini, kısıtlamak, yanlış anlatmak, doğruları çarpıtıp batı medeniyetini her zaman yüksekmiş gibi göstermek, Türk gencinde aşağılık kompleksi yaratmıştır. Bugün, batılının her türlü tarihi abartılı yalanlarına inanan gençler, bunları sorgulamazken, Türk tarihi için olumlu olan her şeyi sorgulayıp, inanmama ihtiyacı güderler.
Kendilerine anlatılan tarihin çok sonralar başlaması, okullar da anlatılan tarihimizin yabancı kaynaklı olması düşünüldüğünde, bu Türk gencinin değil, tarih alanında hizmet veriyor görünüp, makamlarında keyif çatan profesörlerin suçudur. Türk tarihine samimi olarak hizmet vermek isteyen kaç Türk tarihçisini bu medya tanıttı?
Çok azdır.
Tarihimizi, hangi yalanlarla doldurduklarına, hangi acımasızlıklara imza atıp Türk tarihini çarpıttıklarına göz atalım;
İlk Türk yazıtları, Orhun yazıtları olarak anlatılır. Halbuki, gerek Ön-Türkçe, gerek bize anlattıkları, adı sözde Göktürk olan Türük-Bil devletinin Türkçesi ile tarihe geçmiş pek çok Türk yazıtı vardır. Bu yazıtlar, Yunanistan’da dahi bulunmaktadır. Avrupa’nın en kuzeyinde yer alan bölgelerde de bu yazıtlara rastlanmıştır.
Bunu anlattığınız da, inanmazlar mesela. Ama gerçek böyledir, Avrupalı tarihçilerin Latince vb. diller ile okuyamadığı yazıtları, Türk araştırmacılar çağrı üzerine gidip, Ön-Türkçe okumuşlardır.
“ Yunanlıların yurdunda ne işin var? Ben buna inanmıyorum. “ diyenler de olacaktır. Ama Yunan adının bile nereden geldiğini biliyorlar mı?
Heredot, Meydan Larousse ve Türk Milletinden başka bu topluluğa, “ Yunan “ diyen yoktur, “ Grek “ derler.
Çünkü Heredot’un yazdıklarına göre Turanlılar bile Yunanlılardan önce bu topraklara gelmiş. Yunan adı, “ Ne olduğu belirsiz “ demektir. Çünkü gerçekten, bu topluluğun nereden geldiği bilinmemekle beraber, Yunanistan’da kalan bütün toplulukları birleştirmiş, Anadolu’ya işgalci olarak yerleşmiş olduğunu görüyoruz.
Bunlar, işin sadece belli bir kısmı. Bir de, Türklerin barbar olarak gösterilmesi olayı var. En başta da dediğimiz gibi, batılılar, sanki çok önceden beridir büyük medeniyet sahibi gibi anlatılmaktadırlar.
Halbuki ne medeniyeti?
Tuvalet kültürüne bile sahip olmayan, bir zamanlar krallarının ülkesini oturaktan yönettiği, zengin olmayanların tamamını köle gören, “ deli “ insanları içine şeytan girmiş diyerek yakan ve akla sığmayacak kadar medeniyetsiz olan Avrupa, son 300 yılda kültürel anlamda kendine gelmiştir.
Hunları, barbar ve acımasız olarak anlatırlar. Bizans kaynaklarında “ Turk Hun “ olarak geçen Hunlar, sanıldığı gibi barbar değildir. Aksine, piskolojik savaşın temelini atmış bir topluluktu.
Kendilerine esir olan Romalıları, kendileri hakkında canavar hikayeleri anlattıktan sonra Roma’ya gönderen Hunlar, böylelikle savaşlara 1-0 önde başlıyordu. Ayrıca, hangi mantık, barbar bir toplumun Roma gibi bir devleti yok edebileceğini söyler?
Tabi ki batılı mantığı!
Barbar toplumlar ile Türklerin arasında dağlar kadar fark vardır. Bir kere hiçbir barbar toplum, Türklerin yarattığı gibi bir kültüre, bir tarihe, bir anlayışa sahip olamaz. Barbar toplumlar, birkaç yüzyılda dağılmaya mahkumdur! Oysa, on binlerce yıllık bir Türk tarihinden söz ediyoruz değil mi?
Dediğimiz gibi, zengin olmayanlar Avrupa’da köle olarak görülürken, Türkler de çok önemli bir “ demokrasi “ anlayışı vardı. İl, yani toplum, boy beyleri ile yapılan toplantılara katılabiliyor, görüş dile getirebiliyordu. Bunlar, “ şölen “ adı verilen meclislerdi.
Ziya Gökalp’in, Türkçülüğün Esasları adlı eserinde belirttiği üzere, “ İl mi yaman bey mi yaman “ atasözü, buradan gelmektedir. Görüldüğü üzere, Milleti, beylerden küçük görmeyen bir anlayış söz konusu.
Bu toplum mudur barbar olan?
Bir de, Türk büyüklerini yanlış tanıtıp, Türklerin belirli görüşlere sahip kesimleri birbirine düşürmek gibi bir durum da söz konusu. Bu, tarihi yalanlar içerisinde en “ bölücü “ olanlarıdır.
Mesela, Emir Timur nasıl anlatılır? Altın Ordu devleti ile Yıldırım Han ile giriştiği savaşlar nasıl yansıtılır? Buna göz atmak, bize yardımcı olacaktır.
Emir Timur, Toktamış Han’ı eğitip, emrine verdiği orduyu, kuzeye yolladı. Emir Timur, Toktamış Han’a “ Oğlum “ derdi. Kuzeye göndermesinin sebebi, Altın Ordu devletinin 20 yılda 14 kez Han değiştirmesi üzerine saygınlık kaybetmesi ve Rusların güçlenmesi idi. Toktamış, bu devleti yeniden toparladı.
Fakat, “ Bunları ben tek başıma kazandım “ gibi düşüncelere kapılmaya başladı. Timur Şiraz’da dinlenirken, Timur’un Kafkasya’da ki topraklarını yağmaladı! Bunun üzerine Timur, 6 ay boyunca kovalarken bile Toktamış’a “ Oğlum “ demeye devam etti. En sonunda, yakalayıp bozguna uğrattı…
Peki ya Yıldırım ile olan savaşı?
Bu savaş, Türk tarihi ve gücü açısından iyi olmamıştır. Fakat, suçu yine Emir Timur’a yüklemeleri sakıncalı bir olaydır. Yıldırım’ın da hataları olmuştur.
Timur’un, yazdığı ilk mektupta, “ Kardeşim “ diye hitap ettiği Yıldırım Han’a, Haçlılara karşı yardımcı olma teklifi önemlidir. Çünkü tam da burada, işin içine, Yıldırım Han’ın Sırp eşi Despina aracılığı ile Haçlı entrikaları girmiştir. Timur’dan korkan Haçlı zihniyeti, Yıldırım’ın kendisine “ kardeşim “ diye hitap eden Timur’a hakaretler etmesine sebep olmuş, iki önderin savaşmasına sebep olmuştur.
Netice de Yıldırım ile Timur Ankara savaşını yapmış, bu savaşta başta Tatarlar olmak üzere Türkler Timur’un tarafına geçmiştir. İşin ilginç yanı, Yıldırım’ın yanında bir tek Sırplar kalmıştır!
Atatürk, en sevdiği tarihi kişilik olan Timur için, Ankara savaşının haritasını incelerken, “ Böyle bir kıskaçtan ancak Timur çıkabilirdi “ demiştir. Gerçekten, kendisini kıskaca alan Yıldırım’ın bu hamlesini bozmuş ve Yıldırım Han’ın olabildiğince geriye yaslanmasını sağlayarak, O’nu bozguna uğratmıştır.
Kendisine yardım eden Türkmen beylerine topraklarını geri vermek haricinde, Osmanlı topraklarına dokunmamıştır Timur. Mesela, Osmanlı’nın yıllarca kuşatıp alamadığı İzmir’i birkaç günde almıştır. Ancak, o toprakları da Osmanlı’nın idaresine bırakacak kadar Türkçü birisidir.
En önemli özelliklerden birisi, yendiği Türk devletlerinin topraklarına karışmamasıdır. Bu da, Timur’un 7 kez gerçekleşen Turan ülküsüne ne kadar uygun hareket ettiğinin göstergesidir. Çünkü Türkler Turan’ı gerçekleştirdikten sonra hiçbir vakit yendikleri devletlerin topraklarını sınırlarına katmamışlardır. Mete, Çin’de neden Kağan olmadı? Çünkü tek amaç, Turan’ı kurup sadece Türkleri birleştirmektir.
Kendisinin, Moğol olduğunu iddia edenler vardır. Evet, bir Moğol’dur fakat ırki veya mensup olduğu Millet açısından değil, siyasi bir mirasçı olduğundan Moğol’dur. Moğol adı da Timur’un zamanlarında tıpkı Osmanlı gibi, Millet değil siyasi bir addır. Moğollar, daha yeni tam bir “ Ulus “ haline gelmeye başlamışlardır.
Bugün Türkiye Türkçesine çok yakın olan Çağatay Türkçesini kullanarak yazdığı Tüzükat-ı Timur adlı eserinde, “ Türk’ü yüceltmek için yaşa, Türk’e kılıç kaldıran eli kır “ der.
Aynı zaman da dindar da bir adamdır. Türkmen katliamı yapıyordu diyenlere bir şey ispat etmeye çalışmayacağımız gibi, onlara sadece daha başka kimlerin de Türkmen katliamı yaptığını sormamız gerekecek…
Peki ya kötülenen sadece Timur mu?
Yıldırım Han’ı, kadın düşkünü, korkak, Türkmen katliamcısı olarak gösterenlerin de, Aksak Timur’u haksız yere karalayanlardan farkı yoktur. Yıldırım Han, bir kahramandır. Ankara savaşında da, Türk kahramanlarına yaraşır bir şekilde savaşmıştır.
Milletimize, saçma bir fikir aşılamaya çalışanlar da mevcuttur. Diyorlar ki, “ Ayran ve rüşvetten başka icadımız yoktur. “
Bu, aşağılık bir düşünce olup, büsbütün batı uşaklığı yapmaktır. Kim demiş ki başka icadımız yok diye?
Dünya’da çizgi film tekniğini geliştiren, Türklerdir. Nakkaş Osman’ın, sayfalarını çevirdikçe hareket eden görüntüler ortaya çıkaran eseri, ilk çizgi film tekniğidir.
Mimar Sinan’ın yarattığı eserler, sizce de deha ürünü değil midir?
Daha çok buluşumuz var. Orta Asya’dan getirdiğimiz ayran çok eski bir kültüre, tarihe dayandığı gibi, rüşvet haysiyetsizliği de kendini Türk sanan soysuzlara has bir olay değildir. Amerika’da yok mu bu olay? Hangi ülke de yoksa söylesinler de bilelim!
Sonuç olarak, çok uzatmanın bir anlamı olduğunu düşünmüyoruz. Kurganlar, yani piramitler yapmış, dünyanın temeline kendi kültürünü ve dilini yerleştirmiş Türk’ün bugün ki halinin, geçmişi hakkında yanıltıcı düşüncelere yer vermemesi gerekir.
Her Türk genci bilmelidir ki, kendisine tarihin bu denli “ soysuzca “ anlatılmasının sebebi, Türk’ü Milli şuurdan yoksun bırakmak, aşağılık kompleksi yaratmaktır.
Bu oyuna gelecek misin Türk çocuğu?
Şunu belirteyim arkadaşlar, ben ne ırkçıyım ne faşistim ne de ülkücü! Ben Atatürkçü bir Türk genciyim ve doğal olan ırkımı sevme hakkımı kullanarak ırkımı seviyor ve Atamın dediği gibi yükseltmek için elimden geleni yapıyorum. Bu yazıda da gerçekler anlatılmış. Bir warband sever olarak forumu takip ederken bu bölümde bu yazıyı yazan arkadaşımın bahsettiklerini epeyce görmüştüm, Türk tarihiyle ve Türklerle bir alay sözkonusu idi. Neyse, umarım birkaç tane de olsa Türk çocuğu, okuyup özüne döner, yanlışlara-yalanlara inanmaz, atalarından utanmaz, aslını inkar etmez, KENDİ TARİHİ ile alay etmez. Tanrı Türk'ü korusun!

