Kral'ın Haydutları - Giriş

Users who are viewing this thread

n00bPanda

Squire
WBVCNWWF&S
okJ6N7.png



Wicerikath'ın meşhur kralının soylular tarafından haince öldürülmesiyle Wicerikath tahtına Kral'ın küçük kızı geçmiştir fakat krallığın kontrolü aslında küçük kızda değil Wicerikath'ın soylularındadır. Soylular yeni Kraliçe'nin izni olmadan konsey adı altında toplanıp kendi çıkarları doğrultusunda  kanun çıkarıyor ve halkı  sömürüyordur. Bu hikaye, artık Wicerikath soylularının baskısından bıkmış usanmış bir haydut çetesini anlatıyor. Haydut çetesinin amacı ülkeyi ve ülkenin insanlarını sömüren çıkarcı soyluların yok edilip eski Kral Torygg'in intikamının alınmasıdır. 

 

n00bPanda

Squire
WBVCNWWF&S
Yazım ve anlam hataları olabilir, epeydir hikaye yazmıyordum. Şimdiden özür dilerim.

Sorgu odası havasız ve yarı karanlıktı. Odanın  ortasındaki masada sadece bir mum yanıyordu. Demir kapının önünde karanlıklara bürünmüş iki muhafız vardı. Kılıçları ellerindeydi , mahkumun herhangi bir hareketinde harekete geçmeye hazırlardı. Kapının dışında da iki tane muhafız vardı.

Masaya çekilmiş iki sandalye vardı , bir sandalyede  Griffin Muhafızı Edwyn Norde diğerinde ise Karanlık Mahkum. Muhafızlar ona bu ismi takmıştı. Adamın yüzünü kimse görmemişti. Uzun, başlıklı siyah bir palto giyiyordu. Başlık adamın yüzününün yarısından fazlasını örtüyordu. Adamın sadece dudakları görüküyordu. Dudaklarını kırmızıya boyamıştı.

Muhafız Edwyn ürkek ve sıkılmış bir ses tonu ile mahkuma günlerce sorduğu soruyu sordu. ''Highever ailesinin cinayetinden sen mi sorumlusun?''
''Evet.'' Bu cevap muhafızı hem şaşırtmış hem de korkutmuştu.  Adamı neredeyse on gündür bu karanlık ve havasız odada tutuyolardı. Eğer bugünkü sorguda suçunu itiraf etmezse bir sonraki aşamaya geçiceklerdi. İşkence.  Bunlar sıradan, krallığa bağlı muhafızlar değildi. Mahkuma işkence çoğu krallıkta yasaktı.
''Cinayeti neden ve nasıl işledin? Yanında kimler vardı?'' diye sordu Muhafız Edwyn. Vücudu karanlıkta boğulmuştu, karanlık odada belirgin olan tek şey altın sarısı saçlarıydı. Çelik miğferi masanın üstündeydi. Griffin Muhafızlığının arması çelik miğferin yanağına işlenmişti.

Mahkum ilk derin bir nefes aldı ardından da tebessüm ederek kanlı cinayetini yavaş yavaş anlatmaya başladı.
''İlk önce kalenin dışındaki muhafızları öldürdük. Sonra ben tek başıma kaleye girdim. İki hizmetçi kalenin girişindeki sandalyede karşılıklı oturup sohbet ediyordu. İkisini de öldürdüm. Karşıma bir çocuk çıktı, bir kız çocuğu. İlk önce bana gülümsedi ben ona yaklaşmaya başlayınca gerilemeye başladı. Diz çöktüm ve kızın yüzüne baktım. Gülmeye devam etti. Hançeri karnına sapladım,''

Muhafız Edwyn dehşetle kaşlarını çattı. Muhafızlara yeni katıldığı  belliydi.

''Üst kata çıktım. Saygıdeğer Lord Robert Highever ve Leydisinin yanına. İlk önce odalarındaki bütün mumları yaktım. Ardından çocuklarının küçük ve hafif cesedini ikisinin üstüne attım. Lord Robert şiddetle uyanırken leydisi ağlayarak uyandı. Lord Robert yastığının altında sakladığı hançerle bana saldırmaya kalktı. O daha yataktan kalkamadan hançeri ayağına sapladım. Acıyla inledi. Karısı hala ölmüş çocuğuna sarılıyordu. Alnını öpüyordu, gözyaşları çocuğun kanlı elbisesine dökülüyordu. Lord Robert tekrar saldırmaya kalktı fakat ayağa kalktığı anda yatağa doğru geri sendeledi. Ceza olarak diğer ayağına da sertçe hançerimi sapladım. Tekrardan acıyla inledi. Yanımda dört hançer vardı. İkisi ile ayaklarını, biri ile iki elini yatağa sapladım. Korkusuz ve saygıdeğer Lord Robert ağlamaya başladı. Bütün vücudu titriyordu fakat aynı zamanda bana dehşetle bakıyordu. Sonunda ''Bunu neden yapıyorsun?'' dedi. ''Biraz sonra öğreneceksiniz lordum.'' dedim ve karısını kolundan tutup yere fırlattım.Küçük  kızın cesedi yatağın üstündeydi. Yatağın çarşafı kırmızıya boyandı.

Elimde kalan son hançerle kadının kıyafetleri yırttım. Lord Robert acıyla inledi, kadın yüzüme tüm gücüyle şamar attı fakat ben kıyafetlerini yırtmaya devam ettim. Kadın şiddetle direniyordu hançerle iki elinide derince kestim. Gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu. Artık direnecek gücü kalmamıştı. Kadını, kocasının gözü önünde tecavüz ettim. Saygıdeğer ve korkusuz Lord Robert ağlamaya başladı. Hem bana küfür ediyordu hem de bir yandan ağlıyordu. Kızın cesedi soğumuştu. Yataktan zemine kan damlıyordu. En sonunda Lord Robert ağlamayı kesince karısını ayağa kaldırdım ve hızlıca boğazını kestim. Bu aslında merhametti sör. Lord Robert bu merhameti hak etmiyordu. Ben merhametli bir adamım sör… Sonra Lord Robert ve kızın cesedine son kez baktım. ''Anladınız mı şimdi lordum?'' diye sordum. Saygıdeğer ve korkusuz Lord Robert başını eğdi fakat cevap vermedi. Sanki  dilini yutmuştu. Gözyaşları yatağa damlıyordu. Vücudu titriyordu. Kaleden çıktım ve orayı adamlarımla ateşe verdim. Bunu zaten biliyorsunuzdur. Oradaki yangın ne yazık ki Kral Ormanına da sıçradı.''

Muhafız Edwyn mahkumun anlattığı hikayenin dehşeti ile hızlıca ayağa kalktı ve yeşil gözleriyle karanlıkta boğulmuş mahkuma baktı. Gözlerinde dehşetin ve korkunun ta kendisi vardı.

''Griffin Muhafız Lideri Abel Creat'ın bana verdiği yetkiyle sizi cinayetle suçluyor ve idama mahkum ediyorum.  İdamınız acısız olmayacak. Yakılacaksınız.''

Karanlık Mahkum hafif bir kahkaha koyuverdi. Bu kahkaha bir saniyeliğinede olsa adamın yüzündeki başlığı bir saniyeliğine kaldırmıştı.

''Yanlış hatırlamıyorsam sör, bana neden cinayeti işlediğimi de sormuştunuz. Yoksa yanlış mı hatırlıyorum?''
''Evet sormuştum. '' dedi  Muhafız Edwyn ve sandalyesine yavaşça oturdu. Gözleri hala adamın üstündeydi. Bir an bile gözlerini kaçırmıyordu. Mahkuma yaklaştı ve kısık sesle ''Böyle bir canavarlığın hiçbir açıklaması olamaz , yaratık.''

Karanlık mahkum kırmızıya boyanmış dudakları ile sinsice güldü ve konuşmaya devam etti. Sesi bu sefer hüzünlüydü. Bu Muhafızı garip bir şekilde şaşırttı. Adamın sesini hiç böyle duymamıştı.

''Benimde aynı Lord Robert gibi küçük bir kızım ve bir karım vardı sör. Bir marangozdum. Tahtadan sandalye, masa ve daha birçok şey yapardım. Kızıma küçük tahtadan insanlar yapardım. Onlarla oynamayı çok severdi. İlk küçük tahta insanı ona verdiğimde küçücüktü. Sürekli ağlardı ama yinede dünyanın en güzel şeyiydi. İkinci tahta insanını verdiğimde ise büyümüştü gözümde. Bana kocaman gülümsemiş ve sarılmıştı. Genelde eve geldiğimde ter ve tahta kokardım. Pek iyi bir karışım olduğu söylenemez ama karım kokuya aldırış etmez, veda edermişçesine sıkıca sarılırdı bana. Mutluyduk.  Birgün soylu bir aileden özel marangozluk teklfi edildi. BU biz marangozlar için zenginlik, refah ve huzur demekti.  O an hem gururlandım hem de sevindim. Bunu kutlamak için arkadaşlarımla tavernaya gittim. İçebildiğim kadar içtim, bütün paramı arkadaşlarımla harcadım. Bütün tavernaya içki ısmarladım. Sonunda içmeyi bıraktığımda öyle bir başım dönüyorduki zar zor yürüyordum. Gece olmuştu , heryer sessizdi. Sokaklardaki tek canlılık askerlerin devriyeleriydi. Karım ne kadar geç olursa olsun mutlaka beni beklerdi, istersem eve şafakta döneyim, yine de beklerdi beni. Simsiyah saçları, altın lekeli yeşil gözleri vardı. Dünyada gördüğüm en güzel gözlerdi… Saçlarının kokusunu her içime çektiğimde mutlulukla dolardım. İpince bir vücudu vardı, teni bembeyadı…''

''O gece eve girdiğimde beni karım karşılamadı, kızım karşıladı. Yerde kan gölünün içinde yatıyordu. Karnına bir hançer saplanmıştı. Cesedi çoktan soğumuştu… Onu kollarıma aldım ve karımın yanına gittim. Yemyeşil gözleriyle bana bakıyordu. Beni her gördüğünde gülümserdi fakat bu sefer gülümsememişti.  Kızımı hafifçe karımın yanına bıraktım. Karım , kızımın alnına düşmüş saçları geri itti ve hafifçe  öptü. İlk defa Alyria'mı ağlarken görmüştüm… Bana tekrar baktığında kıyafetlerinin yırtılmış olduğunu fark ettim. Vücüdunun her tarafında morluklar vardı. Yüzü şişmişti, gözyaşları şişmiş yüzünden önlüğüme düşüyordu. Narin ve bembeyaz elleri ile gözyaşlarını sildi ve bana, kendisine tecavüz eden, kızımı ve kendisini öldüresiciye döven ve öldüren adamları tarif etti ve sonra yanağıma bir öpücük kondurdu, son bir kez gülümsedi ve ellerimde öldü. Ölmeden önce ''Bana söz ver…'' dedi.  Sözümü nihayet yerine getirdim.''

Muhafız Edwyn ifadesizdi. Mahkuma bakmayı bırakmıştı, masanın üstündeki muma bakıyordu. Edwyn'in yeşil gözleri mahkuma bi an karısını hatırlattı.
 
Top Bottom