• Please note that we've updated the Mount & Blade II: Bannerlord save file system which requires you to take certain steps in order for your save files to be compatible with e1.7.1 and any later updates. You can find the instructions here.

Kaldradya Türkleri 5. Bölüm Yayında! (Lütfen yorumlarınızı yazınız)

Hikaye sizce nasıl olmuş?

  • * * * * * yıldız

    Votes: 8 40.0%
  • * * * * yıldız

    Votes: 3 15.0%
  • * * * yıldız

    Votes: 2 10.0%
  • * * yıldız

    Votes: 2 10.0%
  • * yıldız

    Votes: 5 25.0%

  • Total voters
    20

Users who are viewing this thread

Dr.Nyber

Baron
WBNW
            Arkadaşlar, bazılarınız bu konuyu önceden görmüştür. Hikayeyi iptal etmiştim. Ancak artık daha güzel bir konu ile baştan başlatıyorum. Bu, öbüründen daha iyi emin olabilirsiniz.

                                                          MACERA BAŞLIYOR
                                         
                                                         
          Selim şanssız biriydi. Babası savaşta şehit düşmüş annesi ise hemşirelik yapıyordu.Fakat ülkeleri Kaldradya Türkleri Swadya Krallığının
saldırısı altındaydı. Malesef ülkede düşmeyen tek yer Praven şehriydi.Ama Genç Kral Harlaus buraya da iki bin kişilik orduyla geliyordu. Bu haberi duyan Selim savaşın başlayacağı Praven tepesine doğru ilerledi. Türk askerlerinin çoğu oralardaydı. Selim de orada etrafı inceliyordu. İncelediği sırada nal sesleri duyulmaya başladı.
Swadyalılar Praven şehri önündeydi.Bir anda etrafı Swadya askerleri sardı.Praven tepesindeki Türk Askerlerini hunharca katlediyorlardı.Selim oradan hızla kaçtı.                                                                                                                                                                                   
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                         
                                                                                                   
        Selim olanları hemen Türk Sultanı 2.Cengiz’e anlattı. Olanları duyan 2.Cengiz bin kişilik bir orduyla Praven Tepesine doğru yola çıktı.Fakat yoldaki bir Türk casusu Swadyalıların tam iki bin kişi olduğunu bildirdi. Bunun üzerine
2.Cengiz Swadyalılara bir pusu kurdu.Swadyalılar geçerken üstlerine yüzlerce ok yağdıran 2.Cengiz’in ordusu savaşa girmişti. Türklerin bin kişilik ordusu genellikle acemilerden oluşuyordu. Bu yüzden savaş esnasında çoğu acemi öldü ve kaçtı. Türkler sadece beş yüz kişi kalmıştı. O beş yüz kişi kahramanca savaşmıştı. Fakat düşman askerleri sayılarının çokluğu nedeniyle savaşı kazandı. Artık Kaldradya Türkleri yok olmuştu.
  Swadyalılar şehri ele geçirince tüm Türk halkına eziyet etti. Selim’in annesi de şehirdeki kargaşalardan dolayı kayboldu ve bir türlü bulunamadı.
  Selim ve kardeşi de kıtanın öbür ucundaki Kergit Hanlığı’na sığınmayı planlıyordu. Uzun sürecek yol için gerekli erzakları aldılar. Selim ve kardeşi hazırlıkları tamamladıktan sonra hızla şehirden kaçmaya başladılar. Yola çıktıktan sonra Selim’in aklına bir şey geldi ve çok pişman oldu. Yolda haydut grubuna rastlamaları onları perişan ederdi. Bunun için ellerindeki son paralarıyla
Birkaç atlı asker satın aldı.Uzun yol sonunda Kergit Hanlığı’nın en büyük şehri
            Tulga’ya vardı.  Fakat Selim orda kendini çok yalnız hissediyordu. Bu yüzden sık sık şehir meydanında arkadaş arıyordu, maalesef  kimseyi bulamıyordu. Bir gün şehrin ilan panosunda bir ilan gördü. Şehrin en zengin tüccarının kardeşi haydutlar tarafından esir alınmıştı.  Tüccar kardeşini getirecek kişiye tam 200 dinar verecekti. Selim o ilanı görünce hemen tüccarın köşküne gitti. Tüccara iyi bir savaşçı olduğunu fakat askerinin olmadığını anlattı ve asker almak için senden 100 dinar para istiyorum kardeşini istiyorsan bana güven dedi. Tüccar seve seve kabul etti. Selim’de asker arayışına çıktı.                                                                                                                                             

              Selim askerleri nerde bulabilirim ki diye düşünürken aklına birilerine sorabileceği geldi. Dasiba köyü yakınlarında bulunan Selim köye girdi. Köylü-
lere sorular soran Selim köylülerin birine ben buraların yabancısıyım da ufak bir ordu kurmak istiyorum, nerden asker alabilirim diye sordu ve aldığı cevap şuydu:
“Böyle konuları köyümüzün lideri olan köy yaşlısına sorabilirsin bu konulardan o anlar” oldu. Selim atını köy yaşlısına doğru sürdü ve nerden asker alabileceği-ni sordu. Köy yaşlısı şöyle dedi:
“Hımm.Asker mi istiyorsun biz kendi yetiştirdiğimiz özel gençleri tanesi 10 dinardan satıyoruz. Tabi siz bunu isterseniz.” Selim tüccardan aldığı paralarla 7 asker aldı ve yola koyuldu.
              Yola devam eden Selim yolda ses tonunda korku olan insanlara rastladı. Onlara ne iş yaptıklarını sordu ve hiç beklemediği bir cevapla karşılaştı:
“Biz tüccarın kardeşini kaçıran haydutlarız. Sen ve askerlerin bize katılmak isterseniz sizi grubumuza alırız.” Selim haydi askerlerim saldırın dedi. Orada çetin bir taarruz çıktı. Selim askerlerine:
“Yakın durun ve birbirinizden asla ayrılmayın, bu savaş bizim!” dedi. Askerleri tüm emirleri teker teker yapıyordu. Fakat daha tam teçhizat olmadıkları için bir sürü darbe yediler.
Selim önden gidip haydutlara çok sert bir kılıç darbesi vurdu. Yerden kalkama-
dan hayduta bir darbede Selim’in askerlerinden geldi. Savaş iyiye doğru gidiyordu ki Selim’in askerlerinden 3’ü yaralandı. Fakat ne olursa olsun Selim
ve geri kalan askerleri savaşı kazandı. Selim yaralı hayduta: 
“Nerde saklıyorsunuz tüccarın kardeşini!” diye bağırdı. Haydut:
“Dasiba yakınlarındaki mağaramızda.” der ve kan kaybından ölür.
Selim:
“Birliğim hedefimiz Dasiba ileri!!!” der ve yönünü Dasiba’ya çevirir.
                Yaklaşık bir gün süren yolculuk sonunda Dasiba sığınağının reisiyle konuşarak tüccarın kardeşini alıp tüccara teslim etti.

Yaklaşık bir gün süren yolculuk sonunda Dasiba sığınağının reisiyle konuşarak tüccarın kardeşini alıp tüccara teslim etti.
                Tüm şehir Selim’i konuşuyordu. Nasıl o haydutları yendiğini Selim’e
soruyorlardı. Selim artık şehrin önde gelenlerinden biriydi. Artık arkadaş bulmakta da hiç sıkıntı çekmiyordu artık.
                Tüccar bir gün Selim’i yanına çağırdı ve sordu:
“Biraz daha para kazanmaya ne dersin Selim.”dedi.
¬-Ne kadar kazanacağım?
-200 dinar daha kazanacaksın, var mısın?
-Peki görev nedir?
-Şehirde yüksek miktarda haydut elini kolunu sallaya sallaya geziyor ve ben bundan rahatsızım. Zaten benim kardeşimi de şehir içinden kaçırmışlardı. Görevse benim paralı askerlerim var fakat onlara kumandanlık edecek birisi eksik, orduma kumandanlık edip haydutları öldürmeni istiyorum var mısın?
-Eğer adalet sağlanacaksa ve işin ucunda para varsa varım!
-Şimdi saldırıya geçelim mi?
-Elbette.
-O zaman askerlerim hazır ve senin emrindeler.
                “Haydi askerler gidelim.” der Selim. Selim ve askerler cadde cadde haydutların kaldığı daireye kadar yürürler ve Selim haydi hücum!!!Der demez küçük çaplı bir muharebe çıkar. Şehir sessizken aaaaa sesleri ile yankılanır. Küçük çatışma bitince Selim tüccarın yanına gider ve şöyle der:
-Evet haydutların işi bitti ver bakalım 200 dinarı.
-Elbette paralarını dinarı dinarına hak ediyorsun.
-Sağol, ben gidiyorum sağlıcakla…
-Görüşürüz.
                    Selim elindeki 400 dinarla asker sayısını 15’e çıkarır ve bütün askerlerine teçhizat ve at aldı. Geri kalan paralarla ise erzak ve yiyecek alır,
artık Selim’in ordusunun eksiği kalmamıştır.

                    Selim ve askerleri Tulga şehri etrafında adeta haydut avına çıkmıştı. Nerde haydut görseler ya teslim ol yada öl diyorlardı ve haydutlarda genellikle teslim oluyorlardı. Tulga şehri civarında nerdeyse hiç haydut kalmamıştı. Selim’de artık yavaş yavaş yeni şehirler görmeye ihtiyaçları olduğunu düşünü-yordu. Birkaç asker daha satın alan Selim ve askerleri Narra şehri yakınlarına doğru yola çıktı. 20 asker ve kardeşiyle birlikte Narra şehrine doğru yola çıkan Selim acaba başıma ne gelecek diye düşünüyordu. Fakat karşısını birisi çıktı.
Aralarında şu konuşma geçti:


-Senin adın ne kardeş?

-Benim adım Mert  senin adın ne?

-Ben Selim, Tulga şehri ve civarında tanınıyorum.Seni buralara hangi rüzgar attı?

-Ben bir savaşçı olmak istiyorum. Fakat tanıdığım hiçbir soylu beni ordusuna almadı sen alır mısın?

-Elbette her zaman senin gibi savaşçılara ihtiyaç vardır.

-Tamam o zaman atıma atlayıp geliyorum.

                    Selim ve askerleri yola devam ettiler ve karşılarına bir haydut çetesi çıktı. Selim:
-Ağır olun serseriler ben Kumandan Selim buradan geçemezsiniz.
-Neden kılıcımın tadına mı bakmak istiyorsun?
-Askerler saldırın!!!


                    Bu komut üzerine iki taraf arasında orta büyüklükte bir çarpışma çıktı. Bu çarpışmada Selim, Mert’ın süper bir savaşçı olduğunu anlamaya başladı. Harika savaşan Mert önündeki haydutları yere seriyordu. Fakat bir haydut Mert’ın tam kafasına doğru sert bir ok attı.  Belki de bu Mert’ın son savaşı olacaktı ama öyle olmadı. Selim usta bir ok atışı ile havadaki oku vurdu. Böylece ok yönünü değiştirdi. Selim ardından ok atan haydutun kafasına
kılıç darbesini indirince haydut vahimce öldü. Haydutların sayısı git gide azaltıyordu. Bunun üzerine 4 tane haydut arkalarına bile bakmadan kaçmaya başladılar. Ancak Selim buna izin vermeyecekti. Mert ile birlikte haydutları kovalamaya başlamışlardı. Selim haydutların ardından 2 tane ok salladı. Ancak o okların hiçbiri hedefini bulmadı. O sırada Mert de birkaç ok salladı. Oklardan ikisi hedefini bulup at üzerindeki 2 haydutu yere serdi. Ancak geriye kalan iki haydut kaçmıştı. Anlaşılan Selim, Mert'ten çok şey öğrenecekti...
                              SAVAŞ SONUCUNDA ORTAYA ÇIKANLAR
Selim’in ordusu:                                                Haydutlar:
1 ölü 2 yaralı                                                      6 ölü 5 yaralı 2 firari
                              Savaş Ganimeti ve Kazançları
                      Selim’in savaş ganimeti 187 dinar idi. Savaş kazancı ise Narra şehrine giden yolların birini temizlemek oldu. Birde bu savaşın ardından ordu büyük bir moral kazandı.
                              Narra’ya Varış ve Ordunun Büyümesi
                      Selim yola hızla devam ediyordu. Kış şartlarından dolayı Selim ve askerlerinin yolu normalden biraz daha uzun sürecekti. Birkaç saatlik yoldan sonra Narra şehrinin surları ve ardından kale nöbetçileri göründü. Selim şehir kapısına yaklaşınca Mert’i nöbetçilerin yanına gönderip giriş talep etti ve içeri girmeye izin aldı. Selim biraz dinlendikten sonra hana gitti. Orda iyi bir yemek yiyen ve hancı ile sohbet eden Selim şöyle dedi:
-Selamünaleyküm
-Aleykümselam
-Yukarıdan 3 oda kiralayacağım ve askerlerimle kalacağım ücreti ne kadar?
-Ücret 25 dinar.
-Al bu parası, bu da bahşiş.
-Bahşiş için sağol.
-Önemli değil.

Selim yukarı doğru merdivenlerden çıkarken yukarıda 8 tane asker gördü ve onlarla arasında şöyle bir konuşma geçer:
-Selamünaleyküm
-Aleykümselam
-Siz usta askerlere benziyorsunuz, zırhlarınız da tam teçhizat.
-Evet bize “Paralı Süvari” derler, biz bu ülkedeki en teçhizatlı ve güçlü savaşçılarız.
-Orduma faydalı olabilirsiniz.
-Fakat biz öyle kuru kuruya gitmeyiz 1350 dinar verirseniz hepimiz geliriz.
-Hımm.Korkarım o kadar para veremem daha erzak almam lazım, o parayı 850 dinar yapsanız paramın gerisiyle erzak alacağım.
-Erzaksa tamam bu aç kalmayacağımızın garantisidir ver gelelim.
-Tamam alın size 850 dinar. Yarın yola çıkıyoruz ha hazır olun.
-Tamam biz her zaman hazırız.
-İyi görüşmek üzere.
-Bay bay.
                      Selim ve birliği handa yeteri kadar dinlenmişti ve Paralı Süvarileri alıp yola çıkacaklardı. Fakat tam yukarı çıkacak iken bir adam gördü ona şöyle dedi:
-Hımm, sen bugüne kadar gördüğüm en donanımlı adamsın. Süvariler bana biz en güçlü ve donanımlı askerleriz dediler.
-Doğru demişler, ben derebeylerinden Belir Noyan. Kergit Hanlığının mareşa-
liyim.
-Ben Selim Kumandan  efendim.
-Sizinle tanışmak bir şerefti Tulga şehrinde ismini çok duymuştum!
-O kadar ünlü olduğumu bilmiyordum.(şaşkın bir şekilde)
-Bu arada sana söylemem gereken bir şey var…
-Nedir?
-Sözümü kesmezsen anlatacağım.(sinirli)
-Pardon efendim.
-Ben Kergit Hanlığı’nın hanı Sancar Han ile çok iyi dostuz ve Sancar Han benden bir şey istedi. Şöyle dedi:
“Selim çok iyi bir savaşçı, onun artık Kergit Hanlığı’nın komutanı olmasını istiyorum.(Komutan: Derebeyliğinin bir alt kademesi)Onu ikna edeceğine güvenim sonsuz.” ve tabi kabul ettim. Cevabın nedir?
-Büyük bir onurla efendim.
-Tamam 800 dinarı hak ettin.
-Sağolun efendim.
                        Selim aldığı paralar ile 35 kişilik bir ordu kurdu ve yeniden yola devam etti. Ülkesi Kergit Hanlığı’nın Svadya Krallığı ile savaşı vardı ve bundan dolayı Svadya Krallığı’na girip sık sık köyleri yağmalaması gerekiyordu. Artık bu onun bir göreviydi. Zaten Svadya Krallığı gerçek ülkesinin tüm köylerini her sene gidip yağmalıyordu. Hatta bir kez Praven şehri işgalinde halka yanan meşale atıyorlardı.                                 
Ve bu meşalelerden biri Selim’e gelmişti ve en şaşırtıcı olayda Svadya köylü-
lerini toplayıp Türk Köylerini yağmalatmışlardı. Yolda Türk kervanları görseler zorla mallarını alıyor ve sonra kervanda çocuk yaşlı demeden herkese eziyet ediyorladı. Selim de bu olaylardan dolayı Svadya köylerini acımadan yağmala-ma kararı aldı. Fakat köylülere dokunmadan yağmalayacaklardı.
                        Selim ve askerleri “Dokan Köyü”ne doğru yola çıktılar. Fakat biraz ilerledikten sonra bir Svadyalı Komutanla karşılaşan Selim şunu söyledi:
-Merhabalar
-Merhaba
-Bence savaşmamız gerekmiyor, birbirimizi görmemiş gibi gitsek bence bizim için daha karlı, ben yensem askerlerimin sayısı 15-20 gibi bir sayıya düşer sen yensen asker sayın 5-10 gibi. Boşu boşuna savaşıp paralarımızı boşa mı harcayalım, sonuçta bizim asker paramızı ülkemiz mi ödüyor? Tabi ki onlar ödemiyor.
-Evet doğru söylüyorsun fakat benden senin kellen istendi ve yüksek miktar ödül var. Neden saldırmayayım ki. Bana verilecek ödül tam 3000 dinar ver parayı gideyim.
-Peh sen kimsin seni yenmek kadar kolay şey mi var? Askerler saldırın!!!
                                    SAVAŞTAKİ ASKER SAYILARI
Kergit Komutanı Selim:                        Svadya  Komutanı Radamel:
Sekiz Paralı Süvari                                Altı Paralı Süvari
Altı Kergit Kargıcısı                              Beş Svadya Zırhlı Süvarisi
Sekiz Kergit Atlısı                                Sekiz Svadya Atlısı
On Kergit Atlı Okçusu                          Yedi Zırhlı Svadyalı
                                      SAVAŞ BAŞLADI
                      Orta büyüklükte bir muharebe başladı.Selim askerlerine emir yağdırıyordu:
-Süvariler siz sağ ve sol kanata
-Okçular siz olduğunuz yerde kalın ve birkaçınız beni takip etsin
-Okçular hemen düşmanların çıkış yerlerini kapatın.
                      Selim ve askerleri bu emirlerin hepsini tek tek yaptılar ancak bir terslik çıktı. Tam Swadya komutanı Radamel'i yeneceği sırada o zamanki Dhirim Şehri derebeyi Kont Plais 39 kişilik birliği ile Selim'e saldırdı. Ne de olsa şu an Swadya sınırları içerisindeydi Selim. Selim'in sevinmesinin tek sebebi Kont Plais'in askerlerinin çoğunun acemi olmasıydı ve Radamel'in askerlerinin de çoğu ölmüş veya yaralanmıştı. Selim önce süvarilerini ileri sürdü. Süvarilerin atlarının çıkardığı toz ve duman acemi askerleri korkutmaya yetmişti. Bir çoğu sağa sola kaçmaya başlamışlardı. Selim, sırtından ağır kergıt yayını çıkardı ve gözüne kestirdiği Radamel'in tam kafasına nişan aldı. Ok havada süzülüyordu adeta. Radamel o sırada karşısındaki bir türk askerini öldürmeye çalışıyordu ve tam öldüreceği sırada ok Radamel'in tam şah damarına saplandı ve Radamel'in atı ve askerleri o anki telaşla sağa sola kaçmaya başladılar. Kont Plais ise bir an duraksadı ve askerlerine hücum emri verdi. Artık Selim'in ordusu Kont Plais'den üstün durumdaydı. Selim, süvari ve piyadelerine Kont Plais'in ordusunun arkasından dolaşmasını söyledi. Okçularını ise yan yana dizdirdi. Kont Plais'in ordusuna bir anda ok yağmuru başladı. O sırada dağılan orduyu arkadan dolaşan süvari ve piyadeler geriye kalan orduyu öldürdü ve Kont Plais'i Selim'e getirdi. Artık Selim Kont Plais'i esir almıştı. 
                                      SELİM’İN DEREBEYLİĞİ
                      Kergit Hanı Sancar Han Selim’in başarısını duydu ve onu yanına çağırdı. Sen artık benim başarılı bir derebeyim olmalısın diyen Sancar Han benim tekrarladıklarımı söyle dedi. Selim de tekrarladı ve artık Selim ünlü bir lorddu ve namı Selim Paşaydı.

Selim Paşa, Urumuda Noyan ve Stamar Noyan’a bir teklif hazırladı. Teklifi şuydu:
“Malayurg Kalesi tam 18 yıl önce biz Kergitlerin’miş. Fakat Svadya Krallığı Malayurg Kalesi’ni fethetmiş ve hala onların elinde. Sinirlenmiyor musunuz? Neden sessiz kalıyoruz Malayurg bizim olacak var mısınız? Sancar Han’ın vereceği ödülleri düşünün.”
Urumuda ve Stamar’da şöyle dediler:
“Çok haklısın Malayurg Kalesi bir an önce bizim olmalı. Teklifine cevabımız evet büyük zevkle askerlerini hazırla gidiyoruz!”

“Çok haklısın Malayurg Kalesi bir an önce bizim olmalı. Teklifine cevabımız evet büyük zevkle askerlerini hazırla gidiyoruz!”
                        Selim , Urumuda ve Stamar kola koyulmuşlardı. Malayurg Kalesi’ne yaklaşınca kuşatma kulesi inşa etmeye başlamışlar ve inşa başlayınca çok büyük bir muharebe başlamış. Kergit askerleri Malayurg Kalesi’ne çıkana kadar Kergit askerlerinden  yüz tanesi ölmüştü. Kaleye çıkınca sadece yüz elli Kergit askeri vardı Svadya askerlerinin sayısı ise tam iyi yüz elli kişiydi. Kaleye çıkınca Svadya Zırhlıları Kergit ordusunu darmadağın ediyorlardı. Selim ordusuna:
“Okçular derhal sağ ve sol kanatlara piyadeler vur kalkanı kullan taktiğine geçin.”
Bu emir yerli yerindeydi okçular kenarlardan ok atarken piyadeler kalkanları ile harikalar yaratıyorlardı.


                        Sonunda kale Kergitlerin eline geçti. Dev savaş galibiyetle sonuçlandı fakat kaleyi almak için adeta kalenin her yeri kanla sulanmıştı kalenin önü de kıpkırmızı bir hal almıştı. Kalenin her köşesi kanla sulanmadıkça
o kale ele geçmiş sayılamazdı fakat bu kalenin her yeri kan seline dönmüştü.
                          Svadyalıların teker teker tüm kaleleri düşüyordu ve işin ucunda hep Selim’in parmağı vardı. Sırada Dhirim şehri vardı. Birkaç gün sonra mutlaka şehir Selim ve askerleri tarafından fethedilecekti. Komutanlar Dhirim şehri  fethinin gerçekleşmemesi için bir plan yapıyorlardı ve sonunda Komutan Arches’in aklına bir plan geldi. Şehrin önüne yüzlerce metrelik bir hendek kazacaklardı. Selim ve askerleri ile olan savaşları başladığında da hendeğe ateş yakılacak böylece Selim ve askerleri geçemeyecekti, bu çok dahice bir plandı.
Bu arada Kergit Hanlığı savaş kaybetmeye başlamıştı. Svadya Krallığı askerleri
Dağınık Kergit ordusu gördüğünde iyice dağıtıyorlardı. Urumuda, Stamar,
Akadan ve Belir’in orduları dağılmış ve vahşice katledilmişti.


                          Selim ve askerleri Dhirim şehrine doğru hareket ediyorlardı. Biraz yaklaşınca çok kötü bir şey fark ettiler. Etraf hep hendeklerle çevriliydi. Selim ve askerleri hendeğe yaklaşınca Kont Arches askerlerine emir verdi:
“Herkes ateşli ok atın, hendeği de yakın Selim ve askerleri altta gebersinler. Ha ha ha ha.”
Bu emre uyan Arches’in askerleri resmen alev kusuyorlardı. Havada yüzlerce ateşli ok isabet ettiği adamın vücudunun derinliklerine giriyor yakarakta öldürüyordu. Selim askerlerine:
“Geri çekilin askerlerim geri çekilin! Bir plan yapana kadar uzakta kamp kuracağız.”
                  Selim ve askerleri Dhirim şehrinin yaklaşık iki üç kara mili uzaklık-
ta bir yerde kamp kurmuşlardı. Selim biraz düşünüp plan yaptıktan sonra:
“Haydi askerler okları çıkarın ucuna erimiş katran dökün bir de yakın acaba buna dayanabilecekler mi?”
Bu bir ilkti. Erimiş katran ilk defa ok da kullanılıyordu. Fakat kötü bir şeyi hesaba katmıyordu Selim. Erimiş kalkan okun ucunu da eritirdi. Katran damlar damlamaz atılması gerekiyordu. Bunun için ilk oklar boşa gidecekti.
                    Selim ve 90 kişilik ordusu Dhirim Şehri’ne doğru gidiyorlardı. Yaklaşınca katranlı okları atmaya başladılar (hem katranlı hem ateşLi). Fakat sorun orada başladı. Atılan oklar düşman askerlerinin vücuduna girmiyordu. Sadece deyip çıkıyordu. Yüzlerce kergit oku boşa gitti. Dhirim garnizonundaki askerler de bu sırada kendilerinde cesaret bulmaya başlamışlardı. Selim'in ordusu ise boşa kürek salllıyordu sanki. Akıntı da boş durmuyor, teknelerini denizin derinliklerine doğru sürüklüyordu. Selim bunun üzerine Mert'e şu emri verdi:
“Mert yanına 4 asker al ve katran kovalarını buraya getirin derhal buraya getirin.
-Elbette efendim, hadi gelin gidiyoruz.
-Öbür askerler beni takip edin!
-Tamam efendim.
                    Selim biraz geriye doğru gidiyordu. Mert’e buraya getirin katranları derhal, dedi. Orhan getirdi.
                      Selim:
-Okları katrana daldırır daldırmaz atın. Adamlara bir parmak kalınlığı kadar saplansa ölürler.
-Siz bir dahisiniz
-Elbette öyleyim, neyse işinize.
                    Selim ve askerleri Dhirim garnizonundaki çoğu askeri öldürmüştü ve sıra kaleye çıkmaktaydı. Selim ve askerleri kale merdivenine doğru yaklaşmış olan Selim askerlerine siz önce çıkın dedi bir şeyler seziyordu. Asker-
ler merdivendeyken bir anda merdiven devrilince tüm askerler dev çukurlara düşmüştü. Tabi merdivendeki askerler düşmüştü. Düşen askerler yerden kalka-  mayacak kadar yaralanmışlardı. Bunun üzerine Selim:
- Mert derhal yerdeki askerleri kampa çek ve birkaç askerle birlikte tedavi et.
-Tamam kumandanım ben o işi halledeceğim.
Selim kendi komutasındaki 60 askere şunları dedi:
-Derhal merdiven inşaatına başlayın. O merdiveni bir an önce yapmalısınız. Şehirde nerdeyse hiç asker kalmadı kaldıysa da şuan tünel kazıyorlardır. Onlar tüneli bitirmeden derhal bitirin şu işi.
-Kumandanım biz merdiven inşaatını tüm gayretimizle yapacağız.(Üff kolaysa kendin yap)
-İyi aferin, derhal bitirin bu şehri alırsak savaşmış her askere 500 dinar para vereceğim.
-Olleyyyy.(Neyse ben yaparım ooo zengin olacam ya)
-Hadi lan hadi hemen yapalım da kazanalım.
-Offf benim aylık maaşım 50 dinarken bu kadar para ufff.
-Hadi bir şey dedik ya hadi başlayın artık.
-Tamam kumandanım.
                      Selim’in askerleri bu işi yaparken Selim bir şeyler düşünüyordu. Ya Sancar Han bu şehri benim idareme vermezse. Hayır hayır Sancar Han böyle birisi değil ki. Ya vermezse o zaman ne yapacağım? Hımmm en iyisi ben bu şehri feth edersem burada beklerim. Sancar Han’ın şehri kime vereceği açıklanana kadar beklerim ve eğer Sancar Han şehri bana vermezse bu şehre el koyar ve kendi ülkemi kurarım.
                      Merdiven inşası tamamlanmıştı. Bunun üzerine Selim ve askerleri merdivenle şehre çıkınca önlerinde bir tünel gördüler. Selim birkaç asker görevlendirdi içeri girmeleri için. Aradan birkaç dakika geçince askerler geri döndü ve şu haberleri verdi:
-Kumandanım.
-Efendim.
-Şeyyyyyy.
-Ne oldu gevelemede söyle be adam!
-Kumandanım şehirliler köle gibi çalıştırılıp büyük bir tünel açdırılmış.
-Eeee sonra.
-Yüksek miktar destek toplamışlar.
-Neeee? Beceriksizler zaten sizin gibilerden daha ne beklenirdi? Alt tarafı bir merdiven için tam 7 gün beklenir mi tabi destek toplarlar. Şimdi kahramanca savaşacağız ve şehri alacağız var mı itirazı olan.
-Hayır kumandanım o şehir bizim olacak ve onların ağzı açık kalacak. Yaşasınnnn Kumandan Selim (Çoşkuyla ve hep bir ağızdan).
                      Selim ve askerleri 60 kişiydi düşman askerleri ise tam 100 zırhlı kişiydi. Selim askerlerine emir verdi:
-Çabuk 30’unuz sağ kanata 30’unuz sol kanata.
-Derhal,
-Selim askerlerine emir verdi kaçın!
-Neden?
-Size kaçın dedim bir bildiğim var herhalde.
-Tamam.
                        Selim askerleriyle kaçarken askerlerine şöyle dedi:
-Gördünüz mü düşmanların bir kısmı bizi takip ediyor bir kısmı hala geride.
Derhal sürüden ayrılmış koyunlara hatalarını canıyla ödetin!Ha ha ha.
Selim ve askerleri 40 kişilik düşman grubunu katlettiler. Ardından sıra öbürlerine gelmişti onları da Selim ve askerleri rahatça öldürünce şehir artık
Kergit Hanlığı’nındı.
                        Selim düşündüğü gibi yaptı. Ta ki Sancar Han’dan mektup gelene kadar.

Yıl 1267                        Dhirim Şehri
                        Şanlı kumandanım Selim duydum ki kahramanca savaşarak Dhi-
rim şehrini almışsın. Çok mutlu oldum. Babam Divan Han o şehri tahta çıkınca almamı istemişti. Fakat alamadım. Alan kişi sen oldun. Neyse ki Kergit Hanlı’ğının şanlı bir kumandanısın. Dhirim Şehri benimdir beni anlamanı umut ederim.
                                      SaNCaR HaN

                      Selim bu mektubu alınca bir tebessüm etti ve şu mektubu yazdı:
Yıl: 1267
                                      Dhirim Benimdir
Sen kimsin? Ben şuan Dhirim şehrindeyim ve kendi ülkemi kurdum. Çok iyi hatırlarsın 2 yıl önce Kral Harlaus’un ordusuna sırf benim ülkemi yok etmesi için tam 1000 asker vermiştin. Neden? Çünkü sen Kaldradya Türkleri’
nden korkuyordun. Nord ve Vaegir Krallıkları hariç hepiniz Svadya Krallığı’na binlerce asker verdiniz ve Kral Harlaus nerdeyse hiç askerini feda etmeden benim ülkemi feth etti. Şuan ki hesapları ne biliyor musun? Eminim bilmiyorsun ki senin ülkeni yok edecek. Fakat önce ben seni yok edeceğim kısaca Kaldradya
Türkleri’ni kurdum, Kaldradya Türkleri geri döndü.
                      Mektubu okuduktan sonra tir tir titreyen Sancar Han mektubu yırtıp attı.
                      Bu arada Orta Kaldradya’da yeni bir krallık kuruluyordu. Bu olaydan sonra etrafta dağılmış tüm Türk Halkı ülkesine geri döndü. Artık Selim değildi o veya Selim Paşa, Sultan Selim'di o artık! Şehre girdi Sultan Selim, Dhirim şehri halkı, yeni yöneticisinin masumlara karşı ne kadar merhametli olduğunu biliyordu, bunun için güllerle karşıladılar Sultan Selim'i ve yaşa Sultan Selim tezauratlarıyla. Sultan Selim şehre girer girmez Fakir şehir halkını askere aldı ve Dhirim şehri garnizonuna yerleştirdi. Ve sonra halkla sohbet tarzı konuşmaya başladı. Duyduğuna göe Dhirim şehrinin işlek mahallelerinden birinde Sendor adında bir adam yaşıyormuş ve askerleri eğitmede bir numaraymış aynı zamanda muhteşem bir disiplin eğitimi verirmiş. Bunun için Sultan Selim, Sendor'u askerleri eğitmesiiçin Dhirim Şehri garnizonunun Baş çavuşu yaptı. Kaldradya Türkleri artık iç siyasetinin iskeletlerini atmaya başladı: "Hoşgörülü, tüm vatandaşlar eşit..." Artık Sultan Selim uyumayı haketmişti. Bir açıdan da heyecanlıydı. İlk defa sarayını görecekti. Sarayının büyüklüğü karşısında biran kalbi duracak gibi olmuştu. Altın işlemeli bir teras, sarayın tavanında muhteşem çiniler, duvarlarda gümüşten aslan motifleri ve bunlara benzer bir çok şey görmüştü. Geriye bakmadığı tek bir oda kalmıştı. Odanın kapısını direk açtı ve içeri bodozlama girdi. O da neydi: "Bir kadın hamamı ve içinde 10'larca kadın." Selim hayatında ilk defa böyle birşey ile karşılaşmıştı ve heyecandan bayıldı. Bayılırken de oha bu ne  demişti.   
  Selim yanına bir yoldaş daha almak istiyordu. Bundan dolayı şehir meydanında dolaşan Selim şehirde birine rastladı. Ona soru sordu:
-Senin adın ne?
-Ben Raşit. Kardeşim Mert’le yolculuğa çıkmıştık ki o kayboldu. İkimizde süper savaşçılarız.
- Mert bana bundan hiç bahsetmemişti.
-Ne diyorsun sen ne bahsetmesi?
-Çok konuşma al şu 500 dinarı artık benim grubumdasın.
-Paralar mı iyiymiş adınızı öğrenemedim?
-Ben Sultan Selim
-Sen yeni Türk Devleti’ni kuran kişi miydin?
-Evet.
                        Senuzgda Seferi
              Selim bir an önce biraz daha toprak feth etmenin gerekli olduğunu düşünüyordu. Ülkemi 2-3 yılda eski topraklarına kavuşturmam gerek ve bunun için biran önce sefer yapmam lazım. Evet bunun için biran önce hazırlanmam gerek:
-Nöbetçiler derhal orduyu toplayın 150 kişilik bir orduyla sefere çıkacağız.
-Hemen efendim.
                Aradan birkaç saat geçmişti. Selim’in ordusu  tamamdı. Artık tek gereken şey erzak deposunun doldurulmasıydı. Selim bunun için pazardaki bütün erzakları satın aldı ve Sultan Selim’in ordusu Senuzgda Kalesi’ne doğru yola çıktı.
                Yaklaşık 3-4 saat süren yolculuk ardından Senuzgda Kalesi görünmüştü. Çok ihtişamlı bir görüntü vardı. Selim askerlerine şu emri verdi:
-Derhal Merdivenleri yapın, sakın çürük olmasın sonra çıkarken basamak düşer falan.
Aradan tam 6saat geçmişti ve Selim askerlerine:
-Derhal merdiveni takın ve ardından hücum.
-Taktık.
-Hücum dedim yaa,
-Alah Allah Allah Allah Allah
                  Allah Allah Allah Allah naraları yükseliyordu göklere. Her yerde Türk askerlerinin sesi duyuluyordu. Sanki tüm canlılar sessizce savaşı izliyordu. Fakat bir şeyler ters gidiyordu. Sultan Selim’in askerleri kaleye çıkana kadar çok
Kayıp veriyorlardı ve vereceklerdi. Selim askerlerine şu emri verdi:
-Askerlerim bu böyle gitmeyecek. Herkes yaylarını çıkarsın ve sizde düşmana ok atın. Eğer böyle giderse biz kaleye 20 kişi bile giremeyiz.
-Tamam efendim ok atacağız, fakat onlar kalenin tepesinde, kuru kuruya ok işe yaramaz.
-Ne düşünüyorsun?
-Şuraya dev bir ateş yakalım, okları da ateşe sokup yakalım ve öyle atalım.
-Tamam, derhal ateş yakın.
                  Askerin dediği doğruydu. Ateşli oklar normal oklara kıyasla çok daha fazla zarar veriyorlardı. Fakat bir sorun daha çıktı. Svadyalılar önlerindeki
Dev kale merdivenini yıkmışlardı. Selim ve askerleri de geri doğru gittiler.
Selim:
- Mert sence ne yapalım?
-Efendim siz bilirsiniz fakat bir planım var.
-Nedir?
-Daha demin ateş bizim askerlerimizi terletiyordu çünkü sıcaktı.
-Evet,
-Bu kalenin önüne dev bir ateş yakacağız ve kaledekilerin ölümünü bekleyece-
ğiz, böylece herkes susayacak ve en sonunda suları bitecek ve ölecekler.
-Fakat ya şehir içinden bir tünel daha kazarlarsa,
-Böyle bir şey yapamazlar çünkü en yakın şehir buradan 7-8 saat uzaklıkta hem de atlıyken. Onlarda ata binemeyecekler çünkü kalelerde at kullanılmıyor. Böylece yol en az 2-3 gün sürecek. 2. neden ise kalelerde hiç halk hiç kalmıyor böylece ihtimalleri azalıyor ve oradakilerin çoğunun yaralı ve ölü olduğunu hesaba alırsak zaten tünel kazmaları en az 3-4 gün sürer o zamana kadar da ölürler fakat bizim asıl sorunumuz biz burada beklerken düşmana destek kuvvet yetişmesidir, oda imkansız görünüyor.
-Evet süper bir fikir, askerler derhal çalı çırpı toplayın ve yanacak malzeme bulun, çok büyük bir ateş yakacağız ve hatta Nemrud’un ateşinden bile büyük olmalı.
-Tamam hünkarım
                      Mert’in dahice planı yavaş yavaş sonuç vermeye başlamıştı. Yakılan ateş  kaledekileri terletiyor su içmelerini sağlıyor böylece suları tükeniyordu. Sultan Selim’in ordusu ertesi güne kadar beklediler. O zaman içinde suları bitmişti. Ardından Kale Kumandanı Sultan Selimle konuşmak istedi ve şöyle dedi:
-Sultanım bu iş böyle gitmeyecek. Biz size kaleyi teslim ederiz fakat bir şartımız var.
-Nedir?
-Bize dokunmayacaksınız, öldürmeyeceksiniz.
-Peki size nasıl güvenebilirim ya siz yardım çağırır ve kaleyi almak için birlik getirtirseniz.
-Orası sizin bileceğiniz iş.
-Neden bu riski alayım ki, bunun yerine kahramanca savaşıp kaleyi alırız.
-Ama kahramanca savaşmış olmayacaksınız ki, bizim ordumuz şuan aç ve susuz. Yardım da gelmiyor.
-Napalım? Orası da sizin bileceğiniz iş.
                      Kale Kumandanı Selim’in verdiği cevaptan sonra adeta dilini yutmuştu. Zaten biraz sonrada kavurucu kalesine geri döndü. Bu arada Selim:
-Bu kaleyi almamız çok uzun sürüyor, bu işi bir an önce bitirelim.
-Ne yapalım.
-Derhal ateşi büyütün, ateş kalenin içine kadar girsin ve askerler yanarak ölsün.
-Tamam efendim. Zaten artık çok olmaya başladılar.
-Yada dur daha iyi ve merhametli bir şey yapabiliriz, derhal ateşi söndürün, kale merdiveni yapın ve dikin ardından da onların sancağını indirim bizimkini takın
Bakalım hangisi sesini çıkartabiliyor. Bu arada oradaki tüm askerleri esir alın. Birkaç hafta sonra serbest bırakırız.
-Yapıyoruz.
 

Ülgen

Baron
Girmesin artık Kalradya'ya Türkler, yeter yahu. Yazacaksanız ya adam akıllı gerçek dünyada Türkleri yazın ya da Kalradya'da Kalradya ülkelerinin hikayelerini yazın.  Siz hiç Orta Dünya'da ki Türkleri anlatan bir hikaye gördünüz mü? 2 ayrı dünyayı birleştirip cacık yapıyorsunuz.
 

Dr.Nyber

Baron
WBNW
Kayra said:
Girmesin artık Kalradya'ya Türkler, yeter yahu. Yazacaksanız ya adam akıllı gerçek dünyada Türkleri yazın ya da Kalradya'da Kalradya ülkelerinin hikayelerini yazın.  Siz hiç Orta Dünya'da ki Türkleri anlatan bir hikaye gördünüz mü? 2 ayrı dünyayı birleştirip cacık yapıyorsunuz.
Bir açıdan haklısın ancak bu tamamen yazan kişilerin hayal gücüne kalmış. Yorumun için teşekkürler.
 

Ülgen

Baron
NyberCraft said:
Kayra said:
Girmesin artık Kalradya'ya Türkler, yeter yahu. Yazacaksanız ya adam akıllı gerçek dünyada Türkleri yazın ya da Kalradya'da Kalradya ülkelerinin hikayelerini yazın.  Siz hiç Orta Dünya'da ki Türkleri anlatan bir hikaye gördünüz mü? 2 ayrı dünyayı birleştirip cacık yapıyorsunuz.
Bir açıdan haklısın ancak bu tamamen yazan kişilerin hayal gücüne kalmış. Yorumun için teşekkürler.
Yanlış anlama benim tepkim sana değil, "Kalradya'da Türkler" temasına. İki ayrı dünyayı birleştirmek ortaya güzel bir hikaye çıkarmaz aksine ortaya ne idüğü belirsiz bir şey çıkıyor. Yazarın hayal gücünü çalıştırmak istiyorsa alsın eline bir kalem çizsin kendi haritasını ya da Kalradya'da geçen ve Kalradya'ya aykırı olmayan sağlam bir hikaye yazsın.
 

Dr.Nyber

Baron
WBNW
Bu hikayenin en az yirmi beş bölümünü yazdım. İkinci sezonun sonunda herşey açıklanıyor. Şuanda tema saçma geliyor olabilir fakat 2. sezonun sonunda her şey açıklanıyor.
 

carrier

Eğer öyleyse bayağı sürükleyici olacak gibi. Anlatımını kuvvetlendirdiğinde bu hikaye akar gider bence. Türklerin Kalradya ya çıkması ne kadar garip olsa da sen hikayeyi sürükleyici ve heyecanlı götürdüğün sürece benim için okunabilir.
 

Dr.Nyber

Baron
WBNW
Arkadaşalr, hikayeyi tanıtmak üzere bugün 2 tane bölümü veriyorum. Buyrun ikinci bölüm:
Yaklaşık bir gün süren yolculuk sonunda Dasiba sığınağının reisiyle konuşarak tüccarın kardeşini alıp tüccara teslim etti.
                Tüm şehir Selim’i konuşuyordu. Nasıl o haydutları yendiğini Selim’e
soruyorlardı. Selim artık şehrin önde gelenlerinden biriydi. Artık arkadaş bulmakta da hiç sıkıntı çekmiyordu artık.
                Tüccar bir gün Selim’i yanına çağırdı ve sordu:
“Biraz daha para kazanmaya ne dersin Selim.”dedi.
¬-Ne kadar kazanacağım?
-200 dinar daha kazanacaksın, var mısın?
-Peki görev nedir?
-Şehirde yüksek miktarda haydut elini kolunu sallaya sallaya geziyor ve ben bundan rahatsızım. Zaten benim kardeşimi de şehir içinden kaçırmışlardı. Görevse benim paralı askerlerim var fakat onlara kumandanlık edecek birisi eksik, orduma kumandanlık edip haydutları öldürmeni istiyorum var mısın?
-Eğer adalet sağlanacaksa ve işin ucunda para varsa varım!
-Şimdi saldırıya geçelim mi?
-Elbette.
-O zaman askerlerim hazır ve senin emrindeler.
                “Haydi askerler gidelim.” der Selim. Selim ve askerler cadde cadde haydutların kaldığı daireye kadar yürürler ve Selim haydi hücum!!!Der demez küçük çaplı bir muharebe çıkar. Şehir sessizken aaaaa sesleri ile yankılanır. Küçük çatışma bitince Selim tüccarın yanına gider ve şöyle der:
-Evet haydutların işi bitti ver bakalım 200 dinarı.
-Elbette paralarını dinarı dinarına hak ediyorsun.
-Sağol, ben gidiyorum sağlıcakla…
-Görüşürüz.
                    Selim elindeki 400 dinarla asker sayısını 15’e çıkarır ve bütün askerlerine teçhizat ve at aldı. Geri kalan paralarla ise erzak ve yiyecek alır,
artık Selim’in ordusunun eksiği kalmamıştır.

                    Selim ve askerleri Tulga şehri etrafında adeta haydut avına çıkmıştı. Nerde haydut görseler ya teslim ol yada öl diyorlardı ve haydutlarda genellikle teslim oluyorlardı. Tulga şehri civarında nerdeyse hiç haydut kalmamıştı. Selim’de artık yavaş yavaş yeni şehirler görmeye ihtiyaçları olduğunu düşünü-yordu. Birkaç asker daha satın alan Selim ve askerleri Narra şehri yakınlarına doğru yola çıktı. 20 asker ve kardeşiyle birlikte Narra şehrine doğru yola çıkan Selim acaba başıma ne gelecek diye düşünüyordu. Fakat karşısını birisi çıktı.
Aralarında şu konuşma geçti:


-Senin adın ne kardeş?

-Benim adım Mert  senin adın ne?

-Ben Selim, Tulga şehri ve civarında tanınıyorum.Seni buralara hangi rüzgar attı?

-Ben bir savaşçı olmak istiyorum. Fakat tanıdığım hiçbir soylu beni ordusuna almadı sen alır mısın?

-Elbette her zaman senin gibi savaşçılara ihtiyaç vardır.

-Tamam o zaman atıma atlayıp geliyorum.

                    Selim ve askerleri yola devam ettiler ve karşılarına bir haydut çetesi çıktı. Selim:
-Ağır olun serseriler ben Kumandan Selim buradan geçemezsiniz.
-Neden kılıcımın tadına mı bakmak istiyorsun?
-Askerler saldırın!!!


                    Bu komut üzerine iki taraf arasında orta büyüklükte bir çarpışma çıktı. Bu çarpışmada Selim, Mert’ın süper bir savaşçı olduğunu anlamaya başladı. Harika savaşan Mert önündeki haydutları yere seriyordu. Fakat bir haydut Mert’ın tam kafasına doğru sert bir ok attı.  Belki de bu Mert’ın son savaşı olacaktı ama öyle olmadı. Selim usta bir ok atışı ile havadaki oku vurdu. Böylece ok yönünü değiştirdi. Selim ardından ok atan haydutun kafasına
kılıç darbesini indirince haydut vahimce öldü. Haydutların sayısı git gide azaltıyordu. Bunun üzerine 4 tane haydut arkalarına bile bakmadan kaçmaya başladılar. Ancak Selim buna izin vermeyecekti. Mert ile birlikte haydutları kovalamaya başlamışlardı. Selim haydutların ardından 2 tane ok salladı. Ancak o okların hiçbiri hedefini bulmadı. O sırada Mert de birkaç ok salladı. Oklardan ikisi hedefini bulup at üzerindeki 2 haydutu yere serdi. Ancak geriye kalan iki haydut kaçmıştı. Anlaşılan Selim, Mert'ten çok şey öğrenecekti...
                              SAVAŞ SONUCUNDA ORTAYA ÇIKANLAR
Selim’in ordusu:                                                Haydutlar:
1 ölü 2 yaralı                                                      6 ölü 5 yaralı 2 firari
                              Savaş Ganimeti ve Kazançları
                      Selim’in savaş ganimeti 187 dinar idi. Savaş kazancı ise Narra şehrine giden yolların birini temizlemek oldu. Birde bu savaşın ardından ordu büyük bir moral kazandı.
                              Narra’ya Varış ve Ordunun Büyümesi
                      Selim yola hızla devam ediyordu. Kış şartlarından dolayı Selim ve askerlerinin yolu normalden biraz daha uzun sürecekti. Birkaç saatlik yoldan sonra Narra şehrinin surları ve ardından kale nöbetçileri göründü. Selim şehir kapısına yaklaşınca Mert’i nöbetçilerin yanına gönderip giriş talep etti ve içeri girmeye izin aldı. Selim biraz dinlendikten sonra hana gitti. Orda iyi bir yemek yiyen ve hancı ile sohbet eden Selim şöyle dedi:
-Selamünaleyküm
-Aleykümselam
-Yukarıdan 3 oda kiralayacağım ve askerlerimle kalacağım ücreti ne kadar?
-Ücret 25 dinar.
-Al bu parası, bu da bahşiş.
-Bahşiş için sağol.
-Önemli değil.
 

carrier

-ar -er li cümleden sonra -di -dı kullanma kötü oluyor. Bir de anlatım yönünden bir kaç yanlışın var. Bunun dışında konu bakımından iyi. Birde tasvirlere biraz daha yer vermelisin. Başarılar dilerim.
 
Top Bottom