Dogukan 说:
dalai pasha 说:
cehaletimizden
samimiyim, olabilecek en iyi cevaptı.
Cleidophoros 说:
Dağa kaçmış, inek içmiş ne bileyim?
moruk bilirsin ya bilirsin... eğitim öğretim denen beyin yıkama mekanizması vs. olmasaydı, yani öğrenmeseydik milliyetçiliği sence nereden bilecektik.
bu forumun (ben de dahil olmak üzere

) acilen
benedict anderson un hayali cemiyetlerini okuması gerek. yok modernistmiş, şuymuş, buymuş ama okuması gerek önce bi.
mfozmen 说:
İşte tamda yol ayrımı burda. Ben asil kanlıyım diyebilirsin bu normal. Ama başka millete kanı bozuk demeyeceksin diyemezsin. İkisini ayrı kulvarlarda götürmen gerekir. Herkeste olması gerekir dememin sebebi bu. Yaşadığımız vatanı sevmeliyiz. Atalarımızla gurur duymalıyız. Nerden geldiğimizi bilmeliyiz. Ama gidipte Ermeni'nin atasına laf söylememeliyiz. Bizi ilgilendirmez çünkü.
bu durumun denge noktası herkesin kendine asil demesiyle sonuçlanır.
ve herkes asilse, asaletin bir manası yoktur.
kitabın tanıtım metni (siteden):
Bugün içinde yaşadığımız dünya bir uluslar sistemidir. Çok değil, yalnızca 150 yıl önce, bugün varolan ulusal devletlerin yarısı bile henüz ortada yoktu. Son iki yüzyıldır milyonlarca insan, kendi uluslarına olan bağlılıkları nedeniyle başkalarına kin ve düşmanlık besledi, farklı ulustan insanları katletti. Bu bir yana, insanları bile bile ölüme gidecek kadar fedakâr kılan bu bağlılığı, bir ulusa ait olma duygusunu nasıl anlayabiliriz?
Benedict Anderson, milliyetçi siyasal hareketler üzerine yapılmış çoğu çalışmanın sormadığı bir soruya yanıt arıyor: Ulusların doğuşunu ve gelişimini, dinsel cemaatlerle, hanedanlıkların çöküşüyle, kapitalizm ve yayıncılığın gelişmesi, resmi devlet dillerinin oluşumu ve "zaman" kavrayışımızın değişmesiyle ilişkilendiriyor. Ulusu, kan bağı ve din gibi eski tip cemaatlerin yerini alan hayal edilmiş bir topluluk olarak ele alan yazar, milliyetçiliğin, ilk kez Amerika'da ortaya çıktıktan sonra, önce Avrupa'daki halk hareketleri, sonra emperyalist güçler ve nihayet Üçüncü Dünya'nın anti-emperyalist mücadeleleri tarafından kopyalanıp çoğaltılabilir bir model oluşturduğunu savunuyor.
İnsanlığı ve coğrafyayı ulusal sınırlara bölerek, herbiri kendinin "en eski ve en köklü olduğunu" iddia eden ve sürekli "dış düşmanlara" karşı bir "biz" kimliğiyle kendilerini meşrulaştıran ulus-devletlerden kurtulmak mümkün mü? Anderson, ulus ve milliyetçilik üzerine, resmi-tarihten gelen önyargılarımızı ve inançlarımızı sarsacak ve yeniden düşünmemizi sağlayacak tezleriyle, ilgiyle okunacak bir tarih sunuyor bize...
Hayali Cemaatler, ilk kez yayımlandığı 1983’ten günümüze, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sosyal bilimler literatürünü derinden etkiledi, birçok çalışma alanına esin kaynağı oldu ve açılım yarattı.