İmparatorluğa Giden Yol - 3. Bölüm

Users who are viewing this thread

RoadWarriror

Master Knight
WBNWWF&S
Uzun zamandır yazdığım hikayeyi sizlere sunmaya karar verdim. Umarım beğenirsiniz: :smile:
Not: Arkadaşlar, hikaye konusunda yeniyim. Bu yüzden acemiliklerimi anlayışla karşılayın. Kendimi geliştireceğim...

Giriş:
"Parçalanmış bir diyar; altı krallık, dokuz büyük hanedan, yüzlerce tanrı ama bir imparatorluk. Bir kişi koca bir diyarı parçaladı. Bir kişi ise koca bir diyarı birleştirdi. Sizi, 'ben' dili ile yazılmış karakterimizin maceralarına götürüyorum. Ve bu hikayenin bize anlatacağı şey: Bir insan; isterse bir toplumu, isterse bir ülkeyi ve de bir dünyayı değiştirebilir."

Yıllar önce parçalanmış diyardan kilometrelerce uzakta Horgras kasabasında doğdum. Kalradya hakkında anlatılan her efsaneyi çocukluğumdan beri dinliyordum. Babam yıllar önce ölmüştü. Annem ise bana ve kardeşime bakmak için mücadele ediyordu. Küçücük bir kasabada hayatta kalmak hiç de kolay değildi. Bu yüzden kazandığım her parayı, dövüş eğitimi almak için harcadım. Günler günleri kovalamıştı, 15 yaşıma basmıştım. Artık her şeyi daha iyi anlıyordum, bu Dünya'nın ne kadar adaletsiz olduğunu görüyorum. Horgras fakir ve kötü bir arazide olduğu için, büyük güçlerin hiçbir zaman ilgisini çekmezdi. Küçük kasabamız hiçbir zaman işgal edilmedi, taa ki bugüne kadar. Gecenin ilerleyen saatleriydi. Ani bir şekilde çığlıklar ve bağırışmalar için de uyandım. Annem ve küçük kardeşim pencereleri ve kapıyı kapatıp, korku içinde bekliyorlardı. 'Neler oluyor?' Dedim.
'Bir grup eşkiya kasabamızı buldu ve hemen saldırdılar.' Dedi annem. Her ikisi de korku içinde titriyorlardı. Çığlık sesleri daha da artıyordu. Artık dayanamadım, kılıcımı alıp dışarı çıktım. Kıyamet kopuyordu âdetâ. Herkes canının derdine düşmüştü. Arkadaşlarım, akrabağlarım ve sevdiğim diğer insanların kanlı cesetlerini gördüm. Kâbus gibiydi. Yapacak bir şey yoktu, kasabayı terk etmeliydik. Eve koşup annem ve kardeşimi aldığım gibi ormana kaçtım. Eşkiyalar arkamızdan köpek sürüsü gibi geliyorlardı. Yol ayrımına yaklaşmıştık. Her iki yolda da iskele vardı. Haydutlar geliyordu, peşimizi bırakmayacaklardı. Ani kararla ve annemi ikna ederek yolun sağ tarafına geçtim. Onlarda sol taraftan gittiler. Dikkat çekmeye çalıştım. Böylelikle eşkiyalar benim peşime düştüler. İskeleye gidip, kılıcımı kuşandım. Eşkiyalarla karşı karşıyaydık. Muharebe başladı, neyseki sayıları azdı. Birkaç sıyrıkla hepsini gebertmeyi başardım. Hızla sala bindim. Gaz yağını yakıp ailemi aramaya başladım. Birden, bir ışık gördüm; evet bu onların salıydı. El sallayıp, seslendim. Beni fark ettiler. Ama daha tam denize açılacakken bir okçu; kalleşce beni vurdu. Yere yığılmıştım. Bir anda bütün hayatım gözümün önünden geçti, bayılmıştım. Kendime geldiğimde kıyıya vurmuştum. Neyseki yoldan bir köylü geçiyordu. Yanına koştum:
-Efendi dur!
-Ne oldu evladım?
-Sorma başıma gelenleri. Annem ve kardeşimi kaybettim.
-Geçmiş olsun efendi.
-Nerdeyim ben efendi?
-Kalradya diyarındasın.
-(Gözleri büyür)Emin misin efendi?
-Evet, yıllardır bu topraklardayım.
-Kalradya hakkında binlerce efsane duydun.
-Evet Kalradya hakkında anlatılan efsaneler var. Kimileri doğrudur kimileri ise yanlıştır.
-Gerçekten parçalanmış bir diyar mı?
-Maalesef evet.
-Bana anlatabilir misin?
-O dönem hakkında pek fazla bir şey bilmiyorum. Lakin sana bildiklerimi anlatabilirim:
Kalradya yıllar önce bir imparatorluktu. Bütün ve barışçıldı. Huzur içinde yaşanılıyordu çünkü: İmparatorlukta tek ırk kabul edilmişti. Nasıl giyinirsen giy, nasıl konuşursan konuş, kültürün ne kadar farklı olsa da sen bir Kalradyalısın mantığı vardı. İmparatorluğun son dönemlerinde ise tahtta İmparator Van Bolshareck vardı. Bolshareck tahta sıkıntılı bir şekilde geçti. Tahta geçtiği dönemlerde Nord ırkı devasa gemilerle Sargoth taraflarına girmiş, ve yerleşmişlerdi. İmparator bu ırka hoş görülü bir şekilde yaklaşmıştı. Ve onlara bu topraklarda yaşama izni vermişti. Hatta onlara Sargoth şehri kurmalarına yardım bile etmişti. Yıllar sonra Sargoth şehri kurulmuş, Nord klanının önde gelenlerinden Galvaran lider seçilmişti. Kabile sisteminden, devletçik sistemine geçilmişti. Bolshareck ise taht sıkıntıları çekmeye devam etti. Yıllar sonra ünlü bir Nord ve aynı zamanda devrimci olan, Galvaran`ın oğlu Harkan, Kalradya diyarını dolaşmaya çıkmıştır. Shariz şehrine girince orada yaşayan halkın, farklı bir dilde konuştuğunu görmüştür. Ticaret usulleri, kültürleri ve gelenekleri bambaşkaydı. Harkan ise bunu fırsat bilmiştir. Zira O, Kalradya İmparatorluğu`nun yönetimine karşıydı. Kötü niyetli mi düşünmüştür? Yoksa özgürlük için midir? Bilinmez. Lakin tekbir kişi koca Kalradya`yı bölmüştür. Harkan ilk olarak Shariz halkını örgütlemiştir. Halk yeni ve ilginç fikirler görmüş ve hemen benimsemiştir. Aslında devrim için küçük bir kıvılcım yeterdi. Zira Bolshareck`in taht kavgaları, imparatorluğa benzin dökmüştür bile. Yangın için bir kıvılcım yeterliydi. Ve o kıvılcım Shariz şehrinde yandı. Shariz halkı Harkan önderliğinde isyan başattı. O dönem doğu taraflarında otorite yoktu. Böylelikle isyan kolay oldu. Shariz halkı kendi hükumetini kurdu ve isimlerini Sarranid Sultanlığı yaptılar(o dönem ki isimlerini bilmiyorum). Bolshareck`in en büyük hatası ise taht uğruna bu isyanı bastırmadı. Olan oldu Sarranid isyanının ardından diğer isyanlar peş peşe geldi. Özgürlük akımı bütün diyarda yayılmaya başlamıştı. Kergitler, Vaegirler, Rodoklar derken bütün diyar yangın yerine döndü. Kanlar aktı. Milyonlarca insan öldü. Kalradya İmparatorluğu yıkıldı. Bolshareck boğduruldu. Ve oğlu Herakliyus, Svadya hükumetini kurdu. Başkent Praven şehri yapıldı. Ardından yapılan aralıksız savaşlar günümüze kadar şekillendi. Nordlar`da toprak almayı ihmal etmedi.
-Peki ya Harkan?
-O, Bolshareck tarafından acılı bir şekilde idam edilmişti. O`nun idamıyla Nordlar savaş ilan etti. Nordlar`dan etkilenen diğer topluluklarda savaş ilan etti. Peki beyim sizin geçmişiniz nedir?
-Haydutlar kasabamızı işgal etti. Kaçtım ve kendimi burada buldum.
-O zaman köyümüze gel bu diyarda parasız ve yoldaşsız kalmak çok tehlikeli. Gücünü kuvvetini topla.
-Çok sağ ol amca sana da zahmet oldu.

Beraber sohbet ederek Azgad denen bir köye ulaştık. Köy halkı beni sıcak karşıladı. Birkaç hafta dinlendikten sonra, yaşlı amca sağ olsun bana bir ev ayarladı. Lakin ailemi bulmalıydım. Ama paraya ve birkaç adama ihtiyacım vardı. Bu tehlikeli diyarda maceraya çıkmamın vakti gelmişti sanırım. Kılıç ve ahşap bir kalkan ile binek atı buldum. Vedalaşma vakti gelmişti. Köylülerle oldukça samimiydim. Ayrılmak zor oldu. Kim bilir belki gene gelirim. Lakin kardeşim ve annemi bulmalıydım. Söz verdim kendime ailemi bulmadan, evime dönmek yoktu...

PDZpyb.jpg

Atımla beraber maceraya çıkmıştım. Uzun bir yolcuğun ardından Praven şehrinin surları parlıyordu. Yorgunluktan hemen hana girmiştim. Param azdı bir şeyler yapmalıydım. Ertesi gün bağırışmalar içinde uyandım. Yatağımdan kalkıp, dışarı çıktım. Bir asi grubu lonca başkanını yolda durdurmuş etrafını sarıyordu. Lonca başkanın yanında ise sadece birkaç muhafız vardı. Koca şehrin ortasında olacak şey mi bu? Diğer muhafızlar yolda olmalıydı. Asi grubu ile lonca başkanı arasında ciddi bir tartışma vardı. Halk ise korku içinde onları izliyorlardı. Araya girmek istedim ama oradaki bazı insanlar beni uyardılar. Bende durup, bekledim. Tartışma büyüyordu. Her an bir şey olabilirdi. Asi grubu halkı uzaklaştırmaya çalıştı. Herkes korkuyordu. Bende sessizce uzaklaştım. Birden fırtına koptu. Kılıçlar çekilmişti. Kavga başladı zavallı lonca başkanın yanında iki muhafız vardı. Büyük bir dövüştü. Tam o sırada asilerden biri boşluk bulup, elindeki bıçağı başkana saplayacaktı ki arbalet okum onu durdurdu. Adamı vurduğum gibi koşup, onlara yardım ettim. Ustaca hareketlerimle çok geçmeden hepsi yerlere serildi. Ufuktan muhafızların sesleri geldi, yardıma gelmişlerdi. Ama gerek kalmadı. Lonca başkanı:
-Sağ ol evladım! Sen olmasaydın o bıçak hayatıma son verecekti.
-Önemli değil başkanım. Bunlar sizden ne istiyorlardı?
-Saçma sapan taleplerinin yerine getirilmesini. Ama hata bende, az muhafızla yola çıktım.
-Neyse ki bir şey olmadı.
-Senin sayende evlat. Sana borçluyum. Nereden geldin sen? Seni buralarda hiç görmedim.
-Ben uzak bir diyardan geliyorum. Ailemi aramaya geldim.
-Hmm durum kötü anlaşılan. Handa oturuyorsun sanırım.
-Evet
-Beni kurtaran bu kahramana borçluyum bundan sonra dile benden ne dilersen. Ayrıca sana kalacak bir yer ayarlayacağım. Evimin üst katı boş, ister misin?(Israr eder)
-Olur başkanım.
-Lütfen, bana Barzet de.
-Tamam Barzet.(Tebessüm eder)

Beraber evin yolunu tuttuk. Barzet`e başımdan geçenleri anlattım. Bana yardım edeceğini söylemişti. Ama bu diyarda onları güvenli bir şekilde bulmak için yanımda birkaç savaşçıya ihtiyacım varmış. Onlara bakabilecek parayı turnuvada bulabilirmişim. Ertesi gün turnuvaya gittik. Birkaç bahis oynamasıyla turnuvaya katıldım. Barzet, kazanırsam 4000 dinar alabileceğimi söyledi. Yanımda çalışacak yoldaşlar için iyi paraydı.
g6Jn7Q.jpg

Ok ve kılıçta müthiş performanslar gösterdim. Ardından büyük turnuvaya çıktım. Rakiplerim çok kolaydı. Hepsini yerlere devirdim. Turnuvanın son turuydu. Karşıma büyük bir savaşçı çıktı. Çıkar çıkmaz herkes onu haykırdı ve alkışladı. Büyük bir savaşçı galiba. Bütün ihtişamıyla, asaletli bir duruş gösterdi. Onu yenersem ödülü kazanacaktım. Dövüş başladı, oldukça güçlüydü. Yerlere seriliyor, ama pes etmiyordum. Lakin canım acımaya başlamıştı. Ama hiçbir acı ailemi bulamamaktan daha kötü bir şey değildi. Bu hırsla ayağı kalktım. Ağır bir kılıç darbesiyle onu yere serdim. Ve yenildi. Turnuvayı ben kazanmıştım!
9NPRnO.jpg

Bir anda herkes sustu. Hakem kas katı kesildi. Savaşçı ayağı kalktı. Ve doğrudan bana baktı. O an hakem, “Kral Harlaus ilk defa yenildi!” diye bağırdı. Gözlerime inanamadım. Karşımda ki Svadya Krallığı`nın kralı, Kral Harlaus`du. Hemen diz çöküp, başımı eğdim ve hiçbir şey söylemedim. Ve birden arenadaki herkes, “Öldür onu!” diye bağırdı. Korkmuştum, hem de çok. Kral Harlaus el işaretiyle kalkmamı istedi. Kalktım ve doğrudan göz göze geldik. Ve şöyle dedi, “Yıllar sonra beni ilk defa yere seren ve gözümü açan bu savaşçıyı öldürmem! Ona hak ettiği ödülü verin!” dedi. O an rahat bir nefes aldım. Hakem kese kese dinar verdi. Kral ise beni yanına aldı. Zırhlarını giydi. Ve yüzüme baktı:
-Savaş yeteneklerin gerçekten harikaydı.
-Teşekkür ederim kralım.(Titrek bir sesle)
-Beni tanımıyorsun sanırım. Herkes bu şehirde ne kadar iyi kalpli, cömert ve kibar olduğumu bilir. Lütfen çekinme.
-Ben buradan değilim kralım. Çok uzak bir yerden geliyorum.
-Hmm, anlaşılan uzun bir hikayen var.(Tebessüm eder)

Bir şey demedim. Ardından gülerek beni sarayına götürdü. Gerçekten ihtişamlı bir saraydı. Sarayda geçen; kahkaha ve konuşmaların ardından beni sevmişti. Sonra ona bütün başımdan geçenleri anlattım. Bana yardım edecekti. Krallığın dört bir yanına haber gönderdi. Bu süreçte de bana görevler verdi. İlk görevim çapulculardan kurtulmaktı. Bana yetenekli birlikler ve güzel bir zırh takımı verdi. Ufak bir erzak desteği de sağladı. Ve koca Kalradya diyarında beni macerama gönderdi. Maceraya hazırdım. Görevimi tamamlamak için yola çıktım.
qvZ35V.jpg

Kalradya zor bir diyardı. Haydutların peşine düşmek ise daha zordu. Birliğimde iz bulmakta yetenekli askerlerde vardı. İşim kolay oldu. Bir gece kamp kurarken hırsızlar bütün zırhımı çalmıştı. Neyse ki paramı bulamamışlardı. Sabah fark ettim, zırhlarımın çalındığını. Yapacak bir şey yoktu. Eski kıyafetlerim ve silahlarımla yoluma devam ettim. Haydutların yerini sonunda bulmuştum. Peşlerine düştüm.
MD3XO7.jpg

Arbalet oklarımdan kaçamadılar. Birliğimle hepsini geberttik. Ve paralarını aldık. Hazinem baya büyüktü. Yeni zırhlar alsam iyi olurdu. Hem diyarı keşfetmek hem de yeni şeyler görmek için Dhirim Şehri`ne gittim. Şehir ve halkı harikaydı. Geldiğimde, şehrin kontu sefere çıkmıştı bile. Handa biraz dinlendikten sonra elimdeki parayla yeni adamlar ve bir zırh takımı aldım. Sonra Rolf adında bir adamla karşılaştım. Aradan geçen samimi konuşmamızın ardından iyi bir arkadaş olduk. Küçük bir ücret karşılığında birliğime gelmek istedi. Kabul ettim. Bu maceramda nihayet benimle eşlik edebilecek bir yoldaş bulmuştum…
VD1l5q.jpg

Dhirim şehrinde geçen günlerin zorlu ve sıkıcı olduğunu biliyordum sadece. Aileme olan özlem gün gün artmaktaydı. İçer de seni kemiren bir acı gibi ve canın hiçbir şey yapmak istemez. İşte bu hisler beni gerginleştiriyordu ama adamlarıma sıçramaması için gülümsemekten başka bir seçeneğim yoktu. Neyse ki Dhirim kontu seferden dönmüştü, en azından konuşabileceğim ve belki bana yardım edebilecek bir soyluya benziyordu. Adı Delinardmış, ilginç bir isim olduğunu kabul etmeliyim Archeia adalarından geliyordur belki. İsmini duyunca istemsiz bir gülüş gelmişti. Belkide sorarım nereden geldiğini, tabii önce onu görmeliyim. Rolf ile kalenin giriş kapısına varmıştık. Eskimiş surlara çarpan sert güneş ışınları ve gümüşten yapılmış demirler gözlerimi kamaştırmıştı. O an içimdeki garip bir histi. Muhafızların bana dik dik bakışları ise o yaşadığım hissi mahvetmişti sanırım. Rolf`un iyi bir ikna yeteneği olmalı, kontla görüşme talebimiz iletilmişti. İyi biri olmalı ki sorgulamadan bizi sarayına kabul etti. Güzel bir ziyafetin ortasında gelmiştik. Tanrı yüzümüze mi gülüyordu ne. Sarayın her köşesine asılmış özel armalı bayrakları oldukça dikkat çekiyordu. Neyin simgesi ki bu? Karanlık bir günün izlerini taşıyan bir simge mi? Yoksa kazanılmış büyük bir zaferi taşıyan bir sembol mü? Sanırım tüm cevaplar kontta olmalıydı. Sıcak bir karşılama ve ziyafetin ardından konutumuzun leydisini ikna etmesi zor oldu. Fazla kibar galiba ama kanım ısındı diyebiliriz. Uzun geçen bir sohbet anıydı, tabi Rolf ikide bir çok biliyormuş gibi sözümü kesmese daha iyi olabilirdi. Her neyse kontumuzdan da desteğini almıştık. Hatta bana birkaç adam bile vermeyi teklif etti, galiba oda beni sevmişti. Sarayın kapısına kadar bize eşlik ediyordu, o sırada muhafızlardan biri yanımıza kadar gelmişti. Hangi cesaretleydi acaba, kontumuza yakın olmalı ki konuşmalarımızı dinlemeye çalışıyordu. Rolf`ün gözü tutmamıştı, benimde öyle. Hele ki Kont Delinard`ın geldiğim yeri açık açık söylemesi işleri karıştırmıştı. Muhafız bunu duyar duymaz gözleri büyüdü ve şaşkın halde bana baktı. Bir terslik vardı. O arada kontumuz sarayında kalmamızı eski bir handa kalmamıza gönlünün rahat etmediğini söylemişti. Gerçekten çok iyi bir kont, konuşmaları beni oldukça büyülemişti. Tanrı onu korusun...
Hana bitkin bir şekilde varmıştık, Rolf kafayı bulmaya başlamıştı bile. Handaki diğerleriyle saçma şakalar ve gülüşmeleri yukarıdan duyuluyordu. Ortama ayak uydursam mı ne, zaten uyuyamıyordum bile. Bu kararsızlıklar beni bitiriyor. Derken o an bir ses duyuldu. Aşağı kata Rolf`ün yanına gittim. Bir anda içeri şehrin muhafızları girdi:
-Kımıldamayın! Tutuklusunuz!
-Ne? Ne oluyor? Neden tutukluyuz?
-Leydimizin mücevherlerinden birisi çalındı. Derhal bizimle geliyorsunuz.
-Asla!(Kılıçlar çekilir)

*Ağır bir mücadele başladı, handa ki iki kişi yaralanırken dört kişi öldü."
Mücadele bitmişti son adamı ani bir darbeyle vurdum ama vuruşum kötü olmalıydı. Adam ölmek üzereydi:
-Kimsin sen? Ne istiyorsun bizden?
-Beni boşver, sen kendini düşün. Yakında öleceksin Horgraslı!

Adam oracıkta can verdi. Kimdi o adam? Neden leydimizin ismini verdi? Benim nereli olduğumu biliyordu ve en önemlisi neden beni öldürmeye çalıştı?
Sanırım cevapları yarın alabileceğim, tabii yarını görebilirsem...
 

RoadWarriror

Master Knight
WBNWWF&S
Yeni bölüm geldi!
PDZpyb.jpg

Atımla beraber maceraya çıkmıştım. Uzun bir yolcuğun ardından Praven şehrinin surları parlıyordu. Yorgunluktan hemen hana girmiştim. Param azdı bir şeyler yapmalıydım. Ertesi gün bağırışmalar içinde uyandım. Yatağımdan kalkıp, dışarı çıktım. Bir asi grubu lonca başkanını yolda durdurmuş etrafını sarıyordu. Lonca başkanın yanında ise sadece birkaç muhafız vardı. Koca şehrin ortasında olacak şey mi bu? Diğer muhafızlar yolda olmalıydı. Asi grubu ile lonca başkanı arasında ciddi bir tartışma vardı. Halk ise korku içinde onları izliyorlardı. Araya girmek istedim ama oradaki bazı insanlar beni uyardılar. Bende durup, bekledim. Tartışma büyüyordu. Her an bir şey olabilirdi. Asi grubu halkı uzaklaştırmaya çalıştı. Herkes korkuyordu. Bende sessizce uzaklaştım. Birden fırtına koptu. Kılıçlar çekilmişti. Kavga başladı zavallı lonca başkanın yanında iki muhafız vardı. Büyük bir dövüştü. Tam o sırada asilerden biri boşluk bulup, elindeki bıçağı başkana saplayacaktı ki arbalet okum onu durdurdu. Adamı vurduğum gibi koşup, onlara yardım ettim. Ustaca hareketlerimle çok geçmeden hepsi yerlere serildi. Ufuktan muhafızların sesleri geldi, yardıma gelmişlerdi. Ama gerek kalmadı. Lonca başkanı:
-Sağ ol evladım! Sen olmasaydın o bıçak hayatıma son verecekti.
-Önemli değil başkanım. Bunlar sizden ne istiyorlardı?
-Saçma sapan taleplerinin yerine getirilmesini. Ama hata bende, az muhafızla yola çıktım.
-Neyse ki bir şey olmadı.
-Senin sayende evlat. Sana borçluyum. Nereden geldin sen? Seni buralarda hiç görmedim.
-Ben uzak bir diyardan geliyorum. Ailemi aramaya geldim.
-Hmm durum kötü anlaşılan. Handa oturuyorsun sanırım.
-Evet
-Beni kurtaran bu kahramana borçluyum bundan sonra dile benden ne dilersen. Ayrıca sana kalacak bir yer ayarlayacağım. Evimin üst katı boş, ister misin?(Israr eder)
-Olur başkanım.
-Lütfen, bana Barzet de.
-Tamam Barzet.(Tebessüm eder)

Beraber evin yolunu tuttuk. Barzet`e başımdan geçenleri anlattım. Bana yardım edeceğini söylemişti. Ama bu diyarda onları güvenli bir şekilde bulmak için yanımda birkaç savaşçıya ihtiyacım varmış. Onlara bakabilecek parayı turnuvada bulabilirmişim. Ertesi gün turnuvaya gittik. Birkaç bahis oynamasıyla turnuvaya katıldım. Barzet, kazanırsam 4000 dinar alabileceğimi söyledi. Yanımda çalışacak yoldaşlar için iyi paraydı.
g6Jn7Q.jpg

Ok ve kılıçta müthiş performanslar gösterdim. Ardından büyük turnuvaya çıktım. Rakiplerim çok kolaydı. Hepsini yerlere devirdim. Turnuvanın son turuydu. Karşıma büyük bir savaşçı çıktı. Çıkar çıkmaz herkes onu haykırdı ve alkışladı. Büyük bir savaşçı galiba. Bütün ihtişamıyla, asaletli bir duruş gösterdi. Onu yenersem ödülü kazanacaktım. Dövüş başladı, oldukça güçlüydü. Yerlere seriliyor, ama pes etmiyordum. Lakin canım acımaya başlamıştı. Ama hiçbir acı ailemi bulamamaktan daha kötü bir şey değildi. Bu hırsla ayağı kalktım. Ağır bir kılıç darbesiyle onu yere serdim. Ve yenildi. Turnuvayı ben kazanmıştım!
9NPRnO.jpg

Bir anda herkes sustu. Hakem kas katı kesildi. Savaşçı ayağı kalktı. Ve doğrudan bana baktı. O an hakem, “Kral Harlaus ilk defa yenildi!” diye bağırdı. Gözlerime inanamadım. Karşımda ki Svadya Krallığı`nın kralı, Kral Harlaus`du. Hemen diz çöküp, başımı eğdim ve hiçbir şey söylemedim. Ve birden arenadaki herkes, “Öldür onu!” diye bağırdı. Korkmuştum, hem de çok. Kral Harlaus el işaretiyle kalkmamı istedi. Kalktım ve doğrudan göz göze geldik. Ve şöyle dedi, “Yıllar sonra beni ilk defa yere seren ve gözümü açan bu savaşçıyı öldürmem! Ona hak ettiği ödülü verin!” dedi. O an rahat bir nefes aldım. Hakem kese kese dinar verdi. Kral ise beni yanına aldı. Zırhlarını giydi. Ve yüzüme baktı:
-Savaş yeteneklerin gerçekten harikaydı.
-Teşekkür ederim kralım.(Titrek bir sesle)
-Beni tanımıyorsun sanırım. Herkes bu şehirde ne kadar iyi kalpli, cömert ve kibar olduğumu bilir. Lütfen çekinme.
-Ben buradan değilim kralım. Çok uzak bir yerden geliyorum.
-Hmm, anlaşılan uzun bir hikayen var.(Tebessüm eder)

Bir şey demedim. Ardından gülerek beni sarayına götürdü. Gerçekten ihtişamlı bir saraydı. Sarayda geçen; kahkaha ve konuşmaların ardından beni sevmişti. Sonra ona bütün başımdan geçenleri anlattım. Bana yardım edecekti. Krallığın dört bir yanına haber gönderdi. Bu süreçte de bana görevler verdi. İlk görevim çapulculardan kurtulmaktı. Bana yetenekli birlikler ve güzel bir zırh takımı verdi. Ufak bir erzak desteği de sağladı. Ve koca Kalradya diyarında beni macerama gönderdi. Maceraya hazırdım. Görevimi tamamlamak için yola çıktım.
qvZ35V.jpg

Kalradya zor bir diyardı. Haydutların peşine düşmek ise daha zordu. Birliğimde iz bulmakta yetenekli askerlerde vardı. İşim kolay oldu. Bir gece kamp kurarken hırsızlar bütün zırhımı çalmıştı. Neyse ki paramı bulamamışlardı. Sabah fark ettim, zırhlarımın çalındığını. Yapacak bir şey yoktu. Eski kıyafetlerim ve silahlarımla yoluma devam ettim. Haydutların yerini sonunda bulmuştum. Peşlerine düştüm.
MD3XO7.jpg

Arbalet oklarımdan kaçamadılar. Birliğimle hepsini geberttik. Ve paralarını aldık. Hazinem baya büyüktü. Yeni zırhlar alsam iyi olurdu. Hem diyarı keşfetmek hem de yeni şeyler görmek için Dhirim Şehri`ne gittim. Şehir ve halkı harikaydı. Geldiğimde, şehrin kontu sefere çıkmıştı bile. Handa biraz dinlendikten sonra elimdeki parayla yeni adamlar ve bir zırh takımı aldım. Sonra Rolf adında bir adamla karşılaştım. Aradan geçen samimi konuşmamızın ardından iyi bir arkadaş olduk. Küçük bir ücret karşılığında birliğime gelmek istedi. Kabul ettim. Bu maceramda nihayet benimle eşlik edebilecek bir yoldaş bulmuştum…
VD1l5q.jpg
 

OghuzBey

Squire
WBNWVCWF&S
Dostum, öncelikle hikâyende ben pek bir "Giriş-Gelişme-Sonuç" döngüsü yok. Ayrıca araya biraz zaman bırak, ve bölüm sonunu heyecanla bırakmalısın. Forumda özellikle "Tamamlanmış Hikâyeler" bölümündeki ve Enes Sancak'ın hikâylerini okursan ne dediğimi anlarsın.
 

Brave Sir

Sergeant at Arms
forumun AAR'ye ihtiyacı vardı bu açıdan iyi oldu. bir üstteki arkadaşın dediği önerilere dikkate al derim.
 

RoadWarriror

Master Knight
WBNWWF&S
Vakanüvis said:
forumun AAR'ye ihtiyacı vardı bu açıdan iyi oldu. bir üstteki arkadaşın dediği önerilere dikkate al derim.
Teşekkür ederim, onlara dikkat edeceğim. 3. Bölüm yakında sizlerle...
 

RoadWarriror

Master Knight
WBNWWF&S
Dhirim şehrinde geçen günlerin zorlu ve sıkıcı olduğunu biliyordum sadece. Aileme olan özlem gün gün artmaktaydı. İçer de seni kemiren bir acı gibi ve canın hiçbir şey yapmak istemez. İşte bu hisler beni gerginleştiriyordu ama adamlarıma sıçramaması için gülümsemekten başka bir seçeneğim yoktu. Neyse ki Dhirim kontu seferden dönmüştü, en azından konuşabileceğim ve belki bana yardım edebilecek bir soyluya benziyordu. Adı Delinardmış, ilginç bir isim olduğunu kabul etmeliyim Archeia adalarından geliyordur belki. İsmini duyunca istemsiz bir gülüş gelmişti. Belkide sorarım nereden geldiğini, tabii önce onu görmeliyim. Rolf ile kalenin giriş kapısına varmıştık. Eskimiş surlara çarpan sert güneş ışınları ve gümüşten yapılmış demirler gözlerimi kamaştırmıştı. O an içimdeki garip bir histi. Muhafızların bana dik dik bakışları ise o yaşadığım hissi mahvetmişti sanırım. Rolf`un iyi bir ikna yeteneği olmalı, kontla görüşme talebimiz iletilmişti. İyi biri olmalı ki sorgulamadan bizi sarayına kabul etti. Güzel bir ziyafetin ortasında gelmiştik. Tanrı yüzümüze mi gülüyordu ne. Sarayın her köşesine asılmış özel armalı bayrakları oldukça dikkat çekiyordu. Neyin simgesi ki bu? Karanlık bir günün izlerini taşıyan bir simge mi? Yoksa kazanılmış büyük bir zaferi taşıyan bir sembol mü? Sanırım tüm cevaplar kontta olmalıydı. Sıcak bir karşılama ve ziyafetin ardından konutumuzun leydisini ikna etmesi zor oldu. Fazla kibar galiba ama kanım ısındı diyebiliriz. Uzun geçen bir sohbet anıydı, tabi Rolf ikide bir çok biliyormuş gibi sözümü kesmese daha iyi olabilirdi. Her neyse kontumuzdan da desteğini almıştık. Hatta bana birkaç adam bile vermeyi teklif etti, galiba oda beni sevmişti. Sarayın kapısına kadar bize eşlik ediyordu, o sırada muhafızlardan biri yanımıza kadar gelmişti. Hangi cesaretleydi acaba, kontumuza yakın olmalı ki konuşmalarımızı dinlemeye çalışıyordu. Rolf`ün gözü tutmamıştı, benimde öyle. Hele ki Kont Delinard`ın geldiğim yeri açık açık söylemesi işleri karıştırmıştı. Muhafız bunu duyar duymaz gözleri büyüdü ve şaşkın halde bana baktı. Bir terslik vardı. O arada kontumuz sarayında kalmamızı eski bir handa kalmamıza gönlünün rahat etmediğini söylemişti. Gerçekten çok iyi bir kont, konuşmaları beni oldukça büyülemişti. Tanrı onu korusun...
Hana bitkin bir şekilde varmıştık, Rolf kafayı bulmaya başlamıştı bile. Handaki diğerleriyle saçma şakalar ve gülüşmeleri yukarıdan duyuluyordu. Ortama ayak uydursam mı ne, zaten uyuyamıyordum bile. Bu kararsızlıklar beni bitiriyor. Derken o an bir ses duyuldu. Aşağı kata Rolf`ün yanına gittim. Bir anda içeri şehrin muhafızları girdi:
-Kımıldamayın! Tutuklusunuz!
-Ne? Ne oluyor? Neden tutukluyuz?
-Leydimizin mücevherlerinden birisi çalındı. Derhal bizimle geliyorsunuz.
-Asla!(Kılıçlar çekilir)

*Ağır bir mücadele başladı, handa ki iki kişi yaralanırken dört kişi öldü."
Mücadele bitmişti son adamı ani bir darbeyle vurdum ama vuruşum kötü olmalıydı. Adam ölmek üzereydi:
-Kimsin sen? Ne istiyorsun bizden?
-Beni boşver, sen kendini düşün. Yakında öleceksin Horgraslı!

Adam oracıkta can verdi. Kimdi o adam? Neden leydimizin ismini verdi? Benim nereli olduğumu biliyordu ve en önemlisi neden beni öldürmeye çalıştı?
Sanırım cevapları yarın alabileceğim, tabii yarını görebilirsem...
 

OghuzBey

Squire
WBNWVCWF&S
Biraz daha uzun yazabilir idin. Ayrıca tam bir AAR değil sanırım. Bu yüzden betimlemeler yapmalısın.
 

Lalaitha

Sergeant Knight at Arms
VCNWWBWF&S
öylesine biraz okudum. resimlerle anlatman çok güzel olmuş. bildiğin wmb aleminde hikayeyi yaşadım. :lol: vaktim olunca hepsini okuyacağım. ellerine sağlık.
 
Top Bottom