[Öykü Yarışması] Suikast

Users who are viewing this thread

beykoz34

Recruit
Hikayenin can alıcı kısmını simgeleyen oyun içi görüntümü son bölüm ile birlikte paylaşacağım.

Bölüm 1 - İğrenç Teklifler

-Diz çökmüştüm. Sağ dirseğimi sağ diz kapağıma yasladım. Karşımdakinin konuşmasından çok içinde bulunduğum durumun daha ne kadar süreceğini merak ediyordum. Alnımdan süzülen ter damlaları deri çizmemin üst kısmına damlayıp duruyordu. Kirli sakalıma küfürler savuruyordum. Adımın söylendiğini farkettiğimde başımı kaldırıp karşıma baktım.

-Sesin samimiyetsizliğinden söylenenlerin tiksinti ile sarf edildiği apaçık belliydi. ''Eğer başarabilirsen bu bir kasa altın senin olabilir.'' dedi. Konuşan kişi baba değil oğluydu. '' Bu işten sonsuza kadar emekli olabilirsin.'' Bir kasa dolusu altın. Benim rutin hayatım için bir kese dolusunu altın fazlasıyla yetebilirdi. Koca bir kasayı yanımda nasıl gezdireceğimi düşünüyordum. Gözümün önünden içebileceğim fıçılarca şarap ve düzülecek düzinelerce fahişe geçti. Hayatımı Sargot şehrinde noktalayabilirdim. Genel evleri meşhur Sargot! ''Adın, işlediğin cinayetlerin öncesinde yaptığın tecavüzlerle anılıyor!'' Bu kelimeler biraz daha hiddetle söylenmişti. Sağ arka cebimden ayırmadığım baba yadigarı fırlatma bıçağımı saliseler içinde boğazına saplamamak için zor duruyordum. Öldüren şey bıçak darbesi olmayabilirdi fakat dış yüzeyini kaplayan zehirden kaçış yoktu. Dayanamadım ve '' Sadece ismini söyleyin! Gerisini ben hallederim'' dedim.

-Piyadeler bakışlarını sertleştirip etrafımdaki çemberi biraz daha daralttılar. ''Lanet Swadyalılar'' dedim ve karşımdakine bir pislikmiş gibi bakmaya başladım. Sağ dizimdeki uyuşukluk sinir sistemimi derinden etkiliyordu. Belinde taşıdığı çift elli kılıçta ki ince işçilik kılıcın bu diyarlarda dövülmediği izlenimini veriyordu bana. Üstündeki demir zırh binlerce altın edebilirdi. Pullu eldiveni ve kaplan derisinden çizmeleri. Yürüyen bir hazineden farksızdı benim için. Sadece onu öldürsem eliyle işaret ettiği bir kasa altının en az 2-3 katı para kazanabilirdim. Kral Harlaus'un konuşmaya katılmayarak tahtında şarap yudumlamasının tek sebebi veliaht olan oğlunun kendini ispatlama çabasıydı. Derken oğul tekrar söze girerek ''Emrine dokuz fedai vereceğim. On kişilik bir suikast timi olacaksınız. Göreviniz çok zor olacak. Başarı şansınız da çok az. Swadya Krallığı'nın geleceği artık sizin ellerinizde!''

-''On kişilik bir tim mi? Öldüreceğim kişinin kadın olduğunu söylemiştiniz. Yoksa Tanrıça avına mı gidiyoruz!'' Bu kelimeleri sarf ederken şehir kalesinde toplanan onlarca lord sessiz bir şekilde veliahtı dinlemekteydi. Ukalalığı duruşundan ve bakışlarından önce lanet ses tonundan dahi belli oluyordu. Saçları kısa kesilmişti. Veliahtın sakallı halini henüz gören olmamıştı. Bu savaş yüzü görmemiş 22 yaşındaki velet yalnızca Swadya diyarındaki değil Veagir ve Rodok diyarındaki Leydiler'in bile gönüllerini çalmıştı. Karşılıksız aşkı yüzünden intihar edenler bile vardı. ''Öldüreceğin kişinin kim olduğunu öğrenmeden çabuk karar verme. Suno Leydisi'ni öldüreceksin. Suno Leydisi İsolla!''

-Yüzümdeki alaycı ve bir o kadar da şehvetli gülümsemeyi herkesten önce yine veliaht görmüştü. Aklımdan geçenleri oda dahil herkes az çok tahmin etmişti. İsolla! Küçük çaptaki koruma birliği dışında emrine amade olan yüzlerce savaşçının komutanı İsolla! Sağ elime yumruk şeklini vererek ayağa kalktım. Yumruğumu havaya kaldırdım ve kalbimin üstüne sertçe vurdum. Bu bir suikastçi yeminiydi. Anlamı, eğer görevimi tamamlayamazsam vücudum arenada çarmıha gerilerek ibret-i alem için yağlanıp yakılacaktı! Söz konusu ihanet olursa sonuç değişmeyecekti. Başımla selamımı verip salondan ayrılırken Kral şarap kadehi ile beni selamlıyordu.

Bölüm 2 - Çakal Uğultusu

http://forums.taleworlds.com/index.php/topic,305808.msg7265947.html#msg7265947
 
Bölüm 2

Dik bir yamaca inşa edilmiş Preven şehrinden ayrılırken, şehir girişinde Swadya diyarında yetişen elma, üzüm ve zeytin satan bir köylüden bir çuval elma aldım. Bizim gibi on kişilik bir gurubu basit tüccarlardan ayıran tek şey şüphesiz zırhlı giyimlerimiz ve tekinsiz yüzlerimizdi. Sağımda at süren çöl bedevisine benzeyen badem bıyıklı, eli yüzü bıçak yarasıyla dolu yaşlıca adam kendini Rolf olarak tanıtmıştı. Sıcak kanlı bir katildi. Arkadaşları ondan oğlancı diye bahsediyordu. Kazandığı tüm parayı 14-15 yaşındaki genç erkek çocukları için gözünü kırpmadan savuruyormuş. ''Oğlancılık he?'' dedim tiksintiyle. Aslında umurumda bile değildi. İsterse bir kayayla bile ilişkiye girebilirdi. Hepimizin yalnızca bir ortak yanı vardı. Biz aşağılık katillerdik. Kimisi kurbanı öldürmeden önce türlü işkenceler yapardı. Kimisi parmak, ayak, kol gibi uzuvları keserek kurbanın attığı çığlıklarla aldığı hazdan kendinden geçerdi. Akan kanları kovaya doldurup banyo yapan bile vardı.

Suna şehrinin 5 mil dışındaki ormanlık arazide kamp kurduk. Ateşin üstünde, suikast timinden iki kişinin avladığı 4 tavşan yavaş yavaş pişmekteydi. Kor haline gelmiş yaş odunlara damlayan yağlar, çıkardıkları dumanla aç bir çakal sürüsünü yakınlarımıza kadar çekmişti. Etrafımızda daireler çizerek uluyorlardı. Normal zamanda olsa çakallar insanlara yaklaşmaz olabildiğince uzak yaşamaya çalışır. Ama aç bir sürüyü insandan uzak tutacak bir sebep yoktur. Sürünün lideri olduğu ulumasından belli olan iri ve yaşlı çakal arkada sürünün diğer üyelerine emirler yağdırır gibi bir hali vardı. Hepimiz heyecanla ayağı kalktık. Bir çakal ağızından saçılan salyalarla birlikte saldırıya geçmeye hazırlanıyordu. Bulutların arkasına saklanan ay görüşümüzü zorlaştırıyordu. O anda '' Meşaleleri yakın!'' diye gürledim. Şimdi ortam biraz daha aydınlanmıştı. Aramızdaki 20 li yaşlardaki en genç suikastçi adayı saldırının başlıca hedefiydi. Çakalı savurmak için salladığı meşaleyi ıskalayınca bileğini çakala kaptırmak zorunda kaldı. Acı içinde yerde kıvranırken bir düzineyi aşkın diye tahmin ettiğim sürünün diğer 5 üyesi de saldırıya geçmişti. Rolf dışında herkeste panik ve korku havası seziliyordu. O an arka cebinden çektiğim bıçağımı ilk saldıran çakalın baş kısmına doğru fırlattım. Fışkıran kanlarla beraber önce sendeledi ardından yere yığıldı. Sonra çadırımın yanına dikili uzun mızrağımı alıp sürünün lideri olduğunu tahmin ettiğim çakala var gücümle fırlattım. Kaburgalarından sertçe giren mızrak çakalla birlikte arkasındaki ağaca saplandı. Tiz bir uluma sesiyle aç hayvan can verdi. Mızraktan süzülen kan damlaları ağacın dibindeki sonbahar yapraklarına damlıyordu. Diğer çakallar tiz çığlıklar atarak uzaklaşırken bileğini ovuşturan genç suikastçi bağdaş kurmuş vaziyette yerde oturuyordu.

İlk konuşan Rolf oldu. '' Bu diyarlarda çıldıranlar yalnızca insanlar değil! Hayvanlarda kafayı yemiş '' dedi ve destekli bir küfür savurdu. '' Kış geliyor, kürkleri işe yarayacak'' dedim. Rolf güldü: '' Hele şu işin hakkından gelelim de, gerekirse sana bir düzine kürk alırım. Kıytırık çakal değil ha! Dağ ayısı kürkü hem de!'' Samimi tavrı hoşuma gitmişti. Belki de köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyordu. Suno Leydisi'nden hemen sonra Rolf'u da öldürüp ırzına geçtiği oğlan çocuklarının yanına yollayabilirdim. Gece uyumadan önce sadece bu konuyu düşünmüştüm. Rolf'u durmadan aşağılıyordum ama bende en az onun kadar aşağılık bir tecavüzcüydüm. ''Borcha'' dendiğinde akla ilk gelen ırzına geçtiğim bakire, köylü ve şehirli kızlar geliyordu. Kergit diyarından özellikle getirttiğim kısrak sütü kımızı bir dikişte içtim ve tatlı bir rüya hayaliyle uykuya daldım..

Bir Hafta Sonra

'' Efendim, Leydi 2 gün önce düzensiz bir orduyla Halmar Şehri civarında görülmüş '' Swadya ile Kergit krallığı savaş halinde bulunduğundan Sancar Han, Leydi'yi açıktan açığa destekliyormuş. Darbeciler için kurulan milis gücü için şahsi hazinesinden büyük meblağlar ödemekteymiş. Düzensiz birliğin başına da en yetenekli savaş kurmaylarından birini geçirmiş. Kral Harlaus'un piç veliahtının da dediği gibi Leydi ölürse ortada ne milis gücü kalır nede darbe. Elimizi çabuk tutmalıyız. Milis gücünün arasına karıştırdığım şahsi casusum yakında Reindi kalesine bir saldırı planlandığını mektubunda belirtmiş. Büyük bir ihtimalle Kergit ordularının da desteği ile Darbenin ilk adımını atarak Reindi gibi stratejik önemi büyük bir kale alarak işe başlayacaklar.'' Konuşan Marnid adındaki genç casustu. İstihbarat konusunda çok başarılı olan orta yaşlı adam, iş birini öldürme konusuna gelince bir o kadar da beceriksizdi. Ormanda bir ay tek başına aç susuz kalsa yemek için av bile avlayamazdı. Ya çok merhametliydi yada inanılmaz beceriksizdi. Ama casusluk konusunda dev bir istihbarat ağının merkezindeydi. Emrinde çalışan onlarca kişi vardı. Herhangi bir millete bağlı değildi. Savunduğu bir görüş yoktu. En çok parayı verenin yanındaydı... Bu kadar bilgiyi nerden topladığını sorduğumda, '' ben bu iş için doğdum efendim! Bu işin yarısı sadakatse diğer yarısı da paradır! Bu diyarlarda paranın yapamayacağı şey yoktur bilirsiniz ve para için yapılmayacak işte yoktur'' dedi. O an sevdiğim bir söz aklıma geldi. ''Para her şeyi yapar diyen adam, para için her şeyi yapan adamdır.'' Bu sözü hiddetle suratına çarpacaktım ki herhangi bir etkide bulunmayacağını düşünerek söylemekten vazgeçtim.  Herkes işini yaptığı sürece şahsi zevk ve düşüncelerin bir önemi yoktu. Umurumda da değildi.

Dhirim Şehrinin kuzeyinde konaklıyorduk. Halmar Şehri ile aramızda 2 büyük dağ kalmıştı. Erzak tedariki yapıp yola çıkmamız gerekiyordu. Veliahtın tanıdığı süre giderek kısalmaktaydı. '' 20 gün'' dedi Rolf. '' Yalnızca 20 lanet günümüz kaldı!'' Yetişeceğiz dedim, o, kılıcını bileme taşıyla bilerken. O Leydi'nin defterini düreceğiz. Az sabır dedim ve doldurduğum şarap kadehini Rolf'e doğru uzattım.

 
Çok teşekkür ettim. Yorumun içinde çok sağol. Ben 3-5 dolarlık oyun için girmedim yarışmaya. Eğer yarışmayı kazanırsam ödülü istemiyorum. Yarışmaya katılma amacım yazdıklarımın bir çok okuyucuya kavuşması. Değerlendirilmesi, beğenilmesi ve bazende iğnelenmesi. Burdan tekrar duyuruyorum. Eğer ben kazanırsam yarışmayı ki zaten zor görünüyor. İki ödülde 2. ye verilsin. Saygılarımla Vesselam.
 
2 bölümü de okudum çok başarılı bir hikaye olmuş. Devamını bekliyorum. O değil de, ben Isolla için sürgün yedirteyim, sen git onu öldürt iyi mi o_O Adadan dönüyorum bi bakıyorum Isolla ölmüş :grin:
 
Ya dün tam onu diyecektim unuttum lost muhabbeti yüzünden. Sonra aklıma geldi dedim kalabalık yapmayayım yalandan. Borcha hacı gözünün yaşına bakmaz gebertir valla :grin:
 
Back
Top Bottom