Dexess
Veteran

Ölüme Adanmış Hayatlar
Beyler bu benim ilk hikayem ve açıkçası iyi bir yazar değilim fakat Dörtyol Hanı için bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm ve bu projeyi hazırladım. Sizden ricam iyide olsa kötüde olsa yorum atmanız. Lordların isimlerini bulmak bile başlı başına bir emek. Beğenmeniz dilekleriyle.
Krallıklar
Svadya
Rodok
Sarranid
Kergit
Nord
Vaegir
Önsöz
2 Yıl Önceki Savaştan Önce Calradia:
2 Yıl Önceki Savaştan Sonra Calradia:
I.Bölüm: Talan
II.Bölüm: Toplantı
III.Bölüm: Yok Olan Ordu
Edit: Bu her krallıkta lordların isimlerini neden yazdı diyenler olabilir. Eğer hikayeye beklediğim reaksiyonu alırsam o ilgiler artacak ileri ki bölümlerde her savaşta lordların etkisini ön plana çıkaracağım.
Edit 2: Bu kadar isim bulmak zor oldu emin değilim aralarında önceden kullandığınız isimler var mı eğer varsa söylerseniz kaldırabilir veya izin verirseniz bir teşekkürle alıntı olduğunu belirtebilirim.
Teşekkürler: Hikayemde bana fikir konusunda yardımcı olan ve en önemli ayrıntı Vaegir Savaş Maskesini hatırlatan TheGoldStander ve hikayesini okuduktan sonra yazma şevki getiren Courage'ye teşekkürler.
Beyler bu benim ilk hikayem ve açıkçası iyi bir yazar değilim fakat Dörtyol Hanı için bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm ve bu projeyi hazırladım. Sizden ricam iyide olsa kötüde olsa yorum atmanız. Lordların isimlerini bulmak bile başlı başına bir emek. Beğenmeniz dilekleriyle.
Krallıklar
Svadya
Praven Lordu Kral Artohn
Suno Lordu ve Mareşal Kont Entry
Tevarin Lordu Kont Bolur
Ryibelet Lordu Kont Levi
Kont Allery
Kont Heydra
Kont Neglan
Suno Lordu ve Mareşal Kont Entry
Tevarin Lordu Kont Bolur
Ryibelet Lordu Kont Levi
Kont Allery
Kont Heydra
Kont Neglan
Jelkala ve Vyincourd Lordu Kral Pixis
Veluca ve Uxhal Lordu ve Mareşal Kont Erthan
Yalen ve Maras Lordu Kont Lyra
Ibdeles Lordu Kont Larwen
Culmarr ve Haringoth Lordu Kont Maletry
Etrosq Lordu Kont Lendry
Ergellon Lordu Kont Erın
Almerra Lordu Kont Orthın
Veluca ve Uxhal Lordu ve Mareşal Kont Erthan
Yalen ve Maras Lordu Kont Lyra
Ibdeles Lordu Kont Larwen
Culmarr ve Haringoth Lordu Kont Maletry
Etrosq Lordu Kont Lendry
Ergellon Lordu Kont Erın
Almerra Lordu Kont Orthın
Shariz ve Caraf Lordu Sultan Mayyit
Durquba ve Teramma Lordu Emir Neyyir
Ahmerrad Lordu Emir Atem
Barriye ve Bardaq Lordu Emir Ümrir
Weyyah Lordu Emir Hawen
Samarra ve Durrin Lordu Emir Hewl
Sharwa Lordu Emir Zarrien
Jameyyed Lord Emir Kuwan
Durquba ve Teramma Lordu Emir Neyyir
Ahmerrad Lordu Emir Atem
Barriye ve Bardaq Lordu Emir Ümrir
Weyyah Lordu Emir Hawen
Samarra ve Durrin Lordu Emir Hewl
Sharwa Lordu Emir Zarrien
Jameyyed Lord Emir Kuwan
Tulga ve Rindyar Lordu Susner Han
Ichamur Lordu Tellık Noyan
Halmar ve Malayurg Lordu Mareşal Iraza Noyan
Narra ve Distar Lordu Sellik Noyan
Tulbuk Lordu Ayen Noyan
Asugan Lordu Helkis Noyan
Unuzdaq Lordu Nelka Noyan
Uhhun Reindi Lordu Melza Noyan
Ichamur Lordu Tellık Noyan
Halmar ve Malayurg Lordu Mareşal Iraza Noyan
Narra ve Distar Lordu Sellik Noyan
Tulbuk Lordu Ayen Noyan
Asugan Lordu Helkis Noyan
Unuzdaq Lordu Nelka Noyan
Uhhun Reindi Lordu Melza Noyan
Sargoth ve Kelradan Lordu Kral Nell
Thir ve Knudarr Lordu Kont Centyr
Wercheg ve Jelbeği Lordu Mareşal Kont Lerwın
Hrus Lordu Kont Helrad
Tehlorg Lordu Kont Lenen
Albruq Lordu Kont Arren
Chalbek Lordu Kont Mayler
Curin Lordu Kont Urwın
Thir ve Knudarr Lordu Kont Centyr
Wercheg ve Jelbeği Lordu Mareşal Kont Lerwın
Hrus Lordu Kont Helrad
Tehlorg Lordu Kont Lenen
Albruq Lordu Kont Arren
Chalbek Lordu Kont Mayler
Curin Lordu Kont Urwın
Reyvadin, Dhirim ve Tilbaut Lordu Kral Pyrie (?)
Rivacheg, Slezkh ve Yruma Lordu Mareşal Kont Nerr (?)
Curaw ve Dramug Lordu Kont Intpyr
Khudan ve Bulugha Lordu Kont Cariey
Ismırala Lordu Kont Tarre
Jeirbe ve Senuzgda Lordu Kont Astnen
Nelag ve Sungetche Lordu Kont Seres
Radoghir ve Derchios Lordu Kont Jellenz
Rivacheg, Slezkh ve Yruma Lordu Mareşal Kont Nerr (?)
Curaw ve Dramug Lordu Kont Intpyr
Khudan ve Bulugha Lordu Kont Cariey
Ismırala Lordu Kont Tarre
Jeirbe ve Senuzgda Lordu Kont Astnen
Nelag ve Sungetche Lordu Kont Seres
Radoghir ve Derchios Lordu Kont Jellenz
Önsöz
2 yıldır herhangi bir savaş meydana gelmemişti. Sadece sınırda ufak tefek çatışmalar olmuştu. Svadya yok olmanın eşiğindeydi. 2 yıl önce ardı arkası kesilmeyen Vaegir saldırılarını hem durduramamış hem de ordularını kaybetmişlerdi. Bu fırsatla atağa geçen Rodok ve Nord saldırıları topraklarını kaybetmelerine neden olmuştu. Vaegir Dhirim’i aldıktan sonra barış teklifi yollamış; Svadya ağır vergi şartları bulunan anlaşmayı kabul etmek zorunda kalmıştı. Vaegir’in çekilmesi ile Nord ve Rodokta çekilmişlerdi. O zamandan bu yana savaş olmamıştı çünkü herkes Vaegir’den korkuyordu. Savaşa girip yıpranmaktan korkuyordu. Toprak kaybetmekten korkuyordu. Reyvadin merkez ordusundan korkuyordu… Nordlar Svadya ile savaşa girip Svadya’yı kökten yok etmek için can atıyordu ama Vaegir sınırında bulunan kalelerini güçlendirmeye çalışmaktan saldırı yapacak bir ordu toplayamıyorlardı. Sınırdaki lordlar sürekli asker topluyor çıkma ihtimali olan savaş için hazırlık yapıyorlardı. Kergitler 2 yıl önceki savaştan pek etkilenmemiş topraklarını çok azda olsa genişletmişlerdi. Onlarda Sarranid’e saldırmak için can atıyor ama Vaegir sınırına elit birlikler yetiştirmekten saldırıya vakit bulamıyorlardı. Sarranid ise 2 yıl önceki savaşta Rodoklar’dan kaybettikleri Weyyah’ı almıştı. Geri kalan kısımda savaşı uzaktan takip etmiş ve doğruyu söylemek gerekirse Vaegir’in gücünden korkmuşlardı. Diğer krallıklara göre daha rahatlardı çünkü Vaegir onlara uzak kalıyordu. Bu yüzden rahatça birlik oluşturabiliyor ve bolluk içinde yaşıyorlardı. Rodoklar 2 yıl önceki savaştan kârlı çıkan krallıklardan biriydi. Toprakları genişlemişti. Ama bunun dezavantajları yok değildi. Vaegir ile sınırları olmuştu. Bu zor bir durumdu çünkü lordlar 2 yıl önce Vaegir’in Svadya’yı kılıçtan geçirişini gözleriyle görmüştü. Krallar Vaegir’e karşı çözüm üretmeleri için danışmanlarına emirler yağdırıp duruyordu. Diğer krallarla bir araya gelip konuşmaktan kaçınıyordu. Bu durumu Vaegir’in öğrenmesi halinde dikkatlerin üzerlerine çevrileceğini düşünüyordu. Ama zaman daralıyordu. Calradia’da herkesin konuştu tek bir şey vardı: Lordlar Reyvadin’de toplanıyor ve Vaegir ordusu harekete geçiyordu.
2 Yıl Önceki Savaştan Önce Calradia:
I.Bölüm: Talan
Güneş tepede yükseliyordu. Annesi o doğarken ölmüştü. Tek varlığı babasıydı. Şimdide babasıyla birlikte tarlaya doğru gidiyorlardı. Köy fakirdi. Sürekli yağma alır yağma olmazsa da kazandıkları 3-5 kuruş vergiye giderdi. Günün yorucu geçeceğini düşündü. Tarlaya gidip akşama kadar çalışacak eve gelecek hayvanlarla ilgilenecekti. Sıradan bir gündü işte. Ta ki köyün başından yükselen çığlıkları duyana kadar. Kafasını çevirdiğinde Vaegir Şövalyelerinin köye girdiğini gördü. Kaçmaya başladılar. Bir yere sığınarak yağmanın bitmesini bekleyeceklerdi. Ama hayır bu bir yağma değildi. Vaegir Şövalyeleri geçtikleri yerdeki son canlı parçasına kadar yok ediyordu. Kaçmalıydılar. Eğilerek çalıların arasından gidiyor Vaegir Şövalyelerinin kendilerini görmemelerini umut ediyorlardı. Arkasına baktığında bir Vaegir Şövalyesinin atını dört nala kendilerine sürdüğü fark etti. Gözlerini kapattı ve kendisi babasına bıraktı. Tek güveneceği varlık oydu. Babasının elini sıkıca kavradı ve koşmaya devam etti. Nal sesi git gide yaklaşıyordu. Birden babasının elinin kendi elinden kaydığı hissetti. Gözlerini açtığında babasının kargının ucunda sürüklenişini gördü. Ayakları dolandı ve yere düştü. Hayattaki tek varlığı olan babası kargının ucunda sürükleniyor ve kendisi aciz bir şekilde yerde yatıyordu. Ayağa kalkıp kaçmak istedi ama yapamadı. Vaegir Şövalyesi attan inip babasının boğazına son kez kılıcını savurdu. Artık babası da annesinin yanına gitmişti…
Vaegir Şövalyesi kendisine baktığında maskenin arasında gözüken kan kırmızısı gözleri fark etti. Bunların nasıl bir insan olduğunu düşündü. Acımadan yok ediyorlardı. Ya da daha da önemlisi insan mıydı? Kan kırmızısı gözler onu şok etmişti. Maske daha da korkunç bir izlenim veriyordu.. Şövalye ağır ağır yaklaşıyordu. Hala dizlerinin üstüne çökmüş yerde bekliyordu. Babası annesinin yanına gitmiş ve onu bekliyordu. Şövalye yanına geldi ve kılıcını havaya kaldırdı. Gözlerini kapatmış ölümünü bekliyordu. Geçen 1-2 saniye ona onca yıl gibi geldi. Yüzünde bir sıcaklık hissetti. Ölümün soğuk olacağını hayal etmişti. Yoksa sıcak mıydı? Dakikalar geçiyordu. Ne olmuştu ölmüş müydü? Bir elin omzuna dokunması ile irkildi. Gözlerini açtığında Şövalye yerde kafasında bir ok; boğazında bir kesikle kanlar içinde yatıyordu. Yanında ayakta duran bir Arbaletli vardı.
“Kalk”
diye seslendi. Kalkmak istiyor ama kalkamıyordu. Ayakları tutmuyor gibiydi. Uzaktan bir atlı yanında iki atıyla geliyordu. Arbaletli tekrarladı.
“Kalk seni sersem!”
Hala kalkamıyordu. Aklında bir sürü soru vardı. Arbaletli sinirlenmeye başlamıştı.
“Nare şu sersemi ayağa kaldır.”
Bahsedilen sersem kendisi olmalıydı. Atlı yanına yaklaşıp ayağa kaldırdı. Ve sonra ikiside ata bindiler. Kendisi hala kımıldamıyordu. Arbaletlinin sabrı taşıyor gibiydi.
“Atada biz mi bindireceğiz seni ahmak!”
Güçlükle cevap verebildi.
“Be..beenn bi… binebilirim.”
Ata bindi atını öndeki 2 ata bağlamışlardı. Sadece atta oturuyordu. Yaşadığı şokun etkisiyle yavaş yavaş attın üzerinde mayışmaya başladı. Konuşanları yarım yamalak dinliyordu.
Arbaletli sinirli bir ifadeyle atlıya bir şeyler söylüyordu.
“Bu nasıl bir yağma Nare?”
“Bu bir yağma değil.”
“Bu adamların amacı ne Nare? Bir köyü son canlı parçasına kadar yok etmek de ne demek?”
“Kral Pyrie Şövalyelerin gücünü tüm Calradia’ya kabul ettirmek ve onlardan korkulması sağlamak istiyor olmalı ve… Bunu da kanla yapıyor.
Konuşma biterken bir orduya varmışlardı. Gözlerini daha fazla açık tutamadı ve kapattı.
Uyandığında çok geniş ve rahat bir yataktaydı. Burası çok lüks gözüküyordu. Ne yapacaktı şimdi? Gidecek bir yeri yoktu. Olayları akışına bırakmaya karar verdi. Odanın kapısı çok daha geniş bir salona açılıyordu. Salona giriş kapısında 2 muhafız vardı. Onlara yaklaştı.
“Neredeyim ben?”
“Ryibelet Kalesi salonundasınız.”
“Neden buradayım?”
“Kont Levi sizi buraya dinlenmeniz için getirdi. Daha fazla soru sorma görevimi yapmamı engelliyorsun.”
Derken salonun kapısı açıldı ve Arbaletli ile isminin Nare olduğunu hatırladığı atlı salona girdi.
“Sonunda ayağa kalkabildin genç adam ismin nedir?”
“Irwın efendim.”
“Hımm güzel isim Irwın. Ben de Kont Levi Ryibelet Kalesi ve Köyü lordu.”
Afallamıştı kendisini kurtaran Arbaletli bir kont muydu?
“Lafı fazla dolandırmayacağım genç adam. Tüm köy katledildi. Ruluns köyünden geriye kalan tek kişisin. Önünde iki seçeneğin var. 1. olarak buradan çıkar Suno’ya gidersin ve yaşamını orada devam ettirirsin. 2. olarak orduma katılır bana, krala ve hatta tüm Svadya’ya hizmet edersin seçim senin.”
Irwın 2. seçeneği beklemiyordu. Çok düşünmedi. Gidecek bir yeri yoktu. Hem askere katılıp babasının ve hatta tüm Svadya’nın intikamını almalıydı!
“Beni sadık bir hizmetkârınız olarak kabul edin efendim.”
“Bunu duyduğuma sevindim genç adam. Nare bu genci al ve hemen eğitime başla. Özel olarak çalışmanı istiyorum.
“Efendim her askeri özel olarak eğitecek miyiz?”
Bu soruyu Nare’den başkası sorsa Kont Levi azarlardı ama Nare en iyi askeri ve en yakın dostuydu.
“Evet. Bunu yapmaktan başka çaremiz yok. Vaegir Şövalyeleri çok güçlü bir hale gelmişler. 2 yıl önce Svadyalı Şövalyelerimin nasıl birer birer yok olduğu unuttun galiba! Kabul etmekten korkma Nare! Svadyalı Şövalyeler Vaegir Şövalyelerinin yanında acemi asker gibi duruyor. Bize Svadyalı Şövalye değil Elit Svadya merkez ordusu lazım!”
“Özür dilerim efendim.”
“Şimdi git ve işe baş…”
Sözünü bitiremeden kapı hızlıca açıldı ve içeri bir ulak girdi. Soluk soluğaydı.
“E..Efendim. Vaeg..Vaegirler!”
Vaegir Şövalyesi kendisine baktığında maskenin arasında gözüken kan kırmızısı gözleri fark etti. Bunların nasıl bir insan olduğunu düşündü. Acımadan yok ediyorlardı. Ya da daha da önemlisi insan mıydı? Kan kırmızısı gözler onu şok etmişti. Maske daha da korkunç bir izlenim veriyordu.. Şövalye ağır ağır yaklaşıyordu. Hala dizlerinin üstüne çökmüş yerde bekliyordu. Babası annesinin yanına gitmiş ve onu bekliyordu. Şövalye yanına geldi ve kılıcını havaya kaldırdı. Gözlerini kapatmış ölümünü bekliyordu. Geçen 1-2 saniye ona onca yıl gibi geldi. Yüzünde bir sıcaklık hissetti. Ölümün soğuk olacağını hayal etmişti. Yoksa sıcak mıydı? Dakikalar geçiyordu. Ne olmuştu ölmüş müydü? Bir elin omzuna dokunması ile irkildi. Gözlerini açtığında Şövalye yerde kafasında bir ok; boğazında bir kesikle kanlar içinde yatıyordu. Yanında ayakta duran bir Arbaletli vardı.
“Kalk”
diye seslendi. Kalkmak istiyor ama kalkamıyordu. Ayakları tutmuyor gibiydi. Uzaktan bir atlı yanında iki atıyla geliyordu. Arbaletli tekrarladı.
“Kalk seni sersem!”
Hala kalkamıyordu. Aklında bir sürü soru vardı. Arbaletli sinirlenmeye başlamıştı.
“Nare şu sersemi ayağa kaldır.”
Bahsedilen sersem kendisi olmalıydı. Atlı yanına yaklaşıp ayağa kaldırdı. Ve sonra ikiside ata bindiler. Kendisi hala kımıldamıyordu. Arbaletlinin sabrı taşıyor gibiydi.
“Atada biz mi bindireceğiz seni ahmak!”
Güçlükle cevap verebildi.
“Be..beenn bi… binebilirim.”
Ata bindi atını öndeki 2 ata bağlamışlardı. Sadece atta oturuyordu. Yaşadığı şokun etkisiyle yavaş yavaş attın üzerinde mayışmaya başladı. Konuşanları yarım yamalak dinliyordu.
Arbaletli sinirli bir ifadeyle atlıya bir şeyler söylüyordu.
“Bu nasıl bir yağma Nare?”
“Bu bir yağma değil.”
“Bu adamların amacı ne Nare? Bir köyü son canlı parçasına kadar yok etmek de ne demek?”
“Kral Pyrie Şövalyelerin gücünü tüm Calradia’ya kabul ettirmek ve onlardan korkulması sağlamak istiyor olmalı ve… Bunu da kanla yapıyor.
Konuşma biterken bir orduya varmışlardı. Gözlerini daha fazla açık tutamadı ve kapattı.
Uyandığında çok geniş ve rahat bir yataktaydı. Burası çok lüks gözüküyordu. Ne yapacaktı şimdi? Gidecek bir yeri yoktu. Olayları akışına bırakmaya karar verdi. Odanın kapısı çok daha geniş bir salona açılıyordu. Salona giriş kapısında 2 muhafız vardı. Onlara yaklaştı.
“Neredeyim ben?”
“Ryibelet Kalesi salonundasınız.”
“Neden buradayım?”
“Kont Levi sizi buraya dinlenmeniz için getirdi. Daha fazla soru sorma görevimi yapmamı engelliyorsun.”
Derken salonun kapısı açıldı ve Arbaletli ile isminin Nare olduğunu hatırladığı atlı salona girdi.
“Sonunda ayağa kalkabildin genç adam ismin nedir?”
“Irwın efendim.”
“Hımm güzel isim Irwın. Ben de Kont Levi Ryibelet Kalesi ve Köyü lordu.”
Afallamıştı kendisini kurtaran Arbaletli bir kont muydu?
“Lafı fazla dolandırmayacağım genç adam. Tüm köy katledildi. Ruluns köyünden geriye kalan tek kişisin. Önünde iki seçeneğin var. 1. olarak buradan çıkar Suno’ya gidersin ve yaşamını orada devam ettirirsin. 2. olarak orduma katılır bana, krala ve hatta tüm Svadya’ya hizmet edersin seçim senin.”
Irwın 2. seçeneği beklemiyordu. Çok düşünmedi. Gidecek bir yeri yoktu. Hem askere katılıp babasının ve hatta tüm Svadya’nın intikamını almalıydı!
“Beni sadık bir hizmetkârınız olarak kabul edin efendim.”
“Bunu duyduğuma sevindim genç adam. Nare bu genci al ve hemen eğitime başla. Özel olarak çalışmanı istiyorum.
“Efendim her askeri özel olarak eğitecek miyiz?”
Bu soruyu Nare’den başkası sorsa Kont Levi azarlardı ama Nare en iyi askeri ve en yakın dostuydu.
“Evet. Bunu yapmaktan başka çaremiz yok. Vaegir Şövalyeleri çok güçlü bir hale gelmişler. 2 yıl önce Svadyalı Şövalyelerimin nasıl birer birer yok olduğu unuttun galiba! Kabul etmekten korkma Nare! Svadyalı Şövalyeler Vaegir Şövalyelerinin yanında acemi asker gibi duruyor. Bize Svadyalı Şövalye değil Elit Svadya merkez ordusu lazım!”
“Özür dilerim efendim.”
“Şimdi git ve işe baş…”
Sözünü bitiremeden kapı hızlıca açıldı ve içeri bir ulak girdi. Soluk soluğaydı.
“E..Efendim. Vaeg..Vaegirler!”
“Vaegirler Ruluns’tan sonra Veidar’ı da katletmişler. Kral Arthon biran önce Praven Şehri Salonunda toplantıya çağırıyor.
Kont Levi ağzını açmadan içeri bir gözcü girdi.
“Efendim Ryibelet Köyü’nden dumanlar yükseliyor.”
Kont Levi’nin kafası allak bullak olmuştu.
“Dışarı çıkın herkes Nare sen benimle kal birkaç şey konuşmamız gerekecek.”
Herkes dışarı çıktı. Irwın çıkarken Kont Levi kapıda beklemesi gibi bir şeyler geveledi. Irwın kapıya oturdu ve içerden gelen seslere kulak verdi.
“Nare nereye gitmemiz lazım? Köyüm yağma altında e tabii buna yağma denirse ama bir yandan Kral Arthon’un Praven’e çağırma emri var. Kafam iyice karıştı. Kral Arthon’a hiç karşı gelmedim ama köyümün yok edilmesini izleyemem.
“Efendim böyle düşünmeyin. Oraya gitsek bile sonucu belli olmayabilir. Vaegir Şövalyelerinin sayısı fazla ise ordumuz dağılabilir bence en mantıklısı Praven’e yol almak.
“Bu da ne demek NARE! En mantıklısı halkımı ölüme terk etmek mi?
“Efendim olaya bu yönden yaklaşmak mantıksız. Ruluns’a gittik de ne oldu? Sadece genç 1 çocuk kurtardık. Ayrıca Ryibelet’teki yağmaya müdahale edebilecek güçte olsak bile kayıpsız savaş çıkarmak yerine alanı yukarıdan incelememiz ve taktik yapmamız gerekecek ve bu da yarım günümüzü alsa toplantıya geç kalırız. Bu toplantı Svadya’nın tarihindeki en büyük toplantılardan biri.
“Galiba haklısın Nare. İçime hiç sinmiyor ama hep yaptığım gibi sana güvenip Praven’e gideceğim. Orduyu toplayın. Şu genç çocuğu da al yola çıkıyoruz.”
Nare kısa sürede yola çıkacak olan orduyu hazırladı ve Praven’e doğru yola koyuldular. Ordu Nare’in üstün yetenekleri ve bölgeyi çok iyi bilmesi sayesinde kısa sürede Praven’e ulaştı. Tüm lordlar oradaydı ve Kont Levi’yi bekliyordu. Kont Levi Praven Kraliyet Salonu’na girdi ve kralın izin vermesi ile yerine oturdu. Kral Arthon öksürdükten sonra konuşmaya başladı.
“Bugün toplantının konusu Vaegirlerin ilerleyen saldırısı olacak. Hepiniz hoş geldiniz.”
Lordlar birkaç şey mırıldandı ve Kral Arthon konuşmaya devam etti.
“Raporlar”
Kraliyet Raporcusu kralın emri ile raporları anlatmaya başladı.
“Vaegirler önce Ruluns sonra Veidar ve Ryibelet köyünde yağma yapmış ve halen saldırılarını devam ettiriyorlar. Ayrıca 2 gün önce aldığımız raporlara göre sadece Svadya değil tüm Calradia’da Vaegir yağmaları söz konusu. Nordların ve Kergitlerin Vaegir yağmalarını durdurmaya çalıştığı duyumlarını aldık. Sarranid Vaegir’lere karşı sınırda kalabalık bir Memlük ordusu barındırmakta. Rodokların ise bizim gibi köyleri yağmalanmakta ve şuanda Jelkala Şehri Salonunda toplantıdalar.”
Konuşma bittikten sonra Kral Arthon devam etti.
“Evet… Çocuklar bizimde savunma yapmamız zamanı geldi. Artık bir savunma fikrinde karar kılmalı ve yola çıkmalıyız. Söyleyecek fikirleriniz vardır umarım.”
Mareşal Entry söz istedikten sonra konuşmaya başladı.
“Efendim önlemlerimizi herkesi malumu olduğu gibi Vaegir Şövalyelerine karşı almamız gerekmekte. Bu durumda Şövalyeler mükemmel olabilir ama atları aynı şekilde olacak değil. Ben planlarımızı atların üzerine kurmayı öneriyorum.
Kont Heydra söze atladı.
“Ne yani aciz bir korkak gibi atlara plan mı kuracağız. Saçmalık ben bir Svadyalı olarak atlardan medet umacağıma ölmeyi tercih ederim!”
“Olayları yanlış değerlendiriyorsun. Attan medet umduğumuz falan yok. Attın üzerine plan kurarken uygulayacak olanda bizi şuanda saçmalamaktan başka bir şey yapmıyorsun HEYDRA!”
“Ben mi saçmalıyorum? Sizi korkaklar biraz hazırlıksız yakalandık ve toprak kaybettik diye Vaegir adını duyunca 2 büklüm oluyorsunuz. Svadya’nın sizin gibi korkaklara ihtiyacı yok!”
“Kont Heydra sizi son kez uyarıyorum eğer bu tavrınız devam ederse orduya katılamayacaksınız!”
Tartışma devam ederken Kral Arthon araya girdi.
“Beyler kendi aramızda kavga edecek zamanımız yok. Öyle ya da böyle savaşacağız ve mareşalimiz Entry ne derse o olacak.”
İçeri bir muhafız girdi ve krala selam vererek elindeki kağıtları raporcuya uzattı.
“Rapor!”
“Efendim son aldığımız raporlara göre Vaegirlerin ilerleyişi Kergitler’de tam hızıyla devam ediyor. Nordlar ise yavaşlatmasına rağmen durdurabilmiş değil. Rodokların ise savunma pozisyonuna geçtiği ve Vaegir ordularıyla karşı karşıya beklediği söyleniyor. Sarranid’de ise Memlükler ve Vaegir Şövalyeleri arasındaki savaş başlamış durumda.”
Kısa bir sessizlikten sonra Kral Arthon konuşmaya başladı.
“Memlükler ve Şövalyeler… Sonucunu merak ettiren bir savaş. Toplantı bitmiştir. Beyler ordularınızı hazırlayın yola çıkıyoruz.”
Ordular hazırlandıktan sonra yola koyuldular. Praven’den çok uzaklaşmamışlardı ki Ryibelet yönünden gelen toz bulutunu fark ettiler. Öncü ekip atlarını geriye sürüp savaş çanlarını çaldı.
“Efendim kalabalık bir Vaegir Ordusu yaklaşıyor…”
Kont Levi ağzını açmadan içeri bir gözcü girdi.
“Efendim Ryibelet Köyü’nden dumanlar yükseliyor.”
Kont Levi’nin kafası allak bullak olmuştu.
“Dışarı çıkın herkes Nare sen benimle kal birkaç şey konuşmamız gerekecek.”
Herkes dışarı çıktı. Irwın çıkarken Kont Levi kapıda beklemesi gibi bir şeyler geveledi. Irwın kapıya oturdu ve içerden gelen seslere kulak verdi.
“Nare nereye gitmemiz lazım? Köyüm yağma altında e tabii buna yağma denirse ama bir yandan Kral Arthon’un Praven’e çağırma emri var. Kafam iyice karıştı. Kral Arthon’a hiç karşı gelmedim ama köyümün yok edilmesini izleyemem.
“Efendim böyle düşünmeyin. Oraya gitsek bile sonucu belli olmayabilir. Vaegir Şövalyelerinin sayısı fazla ise ordumuz dağılabilir bence en mantıklısı Praven’e yol almak.
“Bu da ne demek NARE! En mantıklısı halkımı ölüme terk etmek mi?
“Efendim olaya bu yönden yaklaşmak mantıksız. Ruluns’a gittik de ne oldu? Sadece genç 1 çocuk kurtardık. Ayrıca Ryibelet’teki yağmaya müdahale edebilecek güçte olsak bile kayıpsız savaş çıkarmak yerine alanı yukarıdan incelememiz ve taktik yapmamız gerekecek ve bu da yarım günümüzü alsa toplantıya geç kalırız. Bu toplantı Svadya’nın tarihindeki en büyük toplantılardan biri.
“Galiba haklısın Nare. İçime hiç sinmiyor ama hep yaptığım gibi sana güvenip Praven’e gideceğim. Orduyu toplayın. Şu genç çocuğu da al yola çıkıyoruz.”
Nare kısa sürede yola çıkacak olan orduyu hazırladı ve Praven’e doğru yola koyuldular. Ordu Nare’in üstün yetenekleri ve bölgeyi çok iyi bilmesi sayesinde kısa sürede Praven’e ulaştı. Tüm lordlar oradaydı ve Kont Levi’yi bekliyordu. Kont Levi Praven Kraliyet Salonu’na girdi ve kralın izin vermesi ile yerine oturdu. Kral Arthon öksürdükten sonra konuşmaya başladı.
“Bugün toplantının konusu Vaegirlerin ilerleyen saldırısı olacak. Hepiniz hoş geldiniz.”
Lordlar birkaç şey mırıldandı ve Kral Arthon konuşmaya devam etti.
“Raporlar”
Kraliyet Raporcusu kralın emri ile raporları anlatmaya başladı.
“Vaegirler önce Ruluns sonra Veidar ve Ryibelet köyünde yağma yapmış ve halen saldırılarını devam ettiriyorlar. Ayrıca 2 gün önce aldığımız raporlara göre sadece Svadya değil tüm Calradia’da Vaegir yağmaları söz konusu. Nordların ve Kergitlerin Vaegir yağmalarını durdurmaya çalıştığı duyumlarını aldık. Sarranid Vaegir’lere karşı sınırda kalabalık bir Memlük ordusu barındırmakta. Rodokların ise bizim gibi köyleri yağmalanmakta ve şuanda Jelkala Şehri Salonunda toplantıdalar.”
Konuşma bittikten sonra Kral Arthon devam etti.
“Evet… Çocuklar bizimde savunma yapmamız zamanı geldi. Artık bir savunma fikrinde karar kılmalı ve yola çıkmalıyız. Söyleyecek fikirleriniz vardır umarım.”
Mareşal Entry söz istedikten sonra konuşmaya başladı.
“Efendim önlemlerimizi herkesi malumu olduğu gibi Vaegir Şövalyelerine karşı almamız gerekmekte. Bu durumda Şövalyeler mükemmel olabilir ama atları aynı şekilde olacak değil. Ben planlarımızı atların üzerine kurmayı öneriyorum.
Kont Heydra söze atladı.
“Ne yani aciz bir korkak gibi atlara plan mı kuracağız. Saçmalık ben bir Svadyalı olarak atlardan medet umacağıma ölmeyi tercih ederim!”
“Olayları yanlış değerlendiriyorsun. Attan medet umduğumuz falan yok. Attın üzerine plan kurarken uygulayacak olanda bizi şuanda saçmalamaktan başka bir şey yapmıyorsun HEYDRA!”
“Ben mi saçmalıyorum? Sizi korkaklar biraz hazırlıksız yakalandık ve toprak kaybettik diye Vaegir adını duyunca 2 büklüm oluyorsunuz. Svadya’nın sizin gibi korkaklara ihtiyacı yok!”
“Kont Heydra sizi son kez uyarıyorum eğer bu tavrınız devam ederse orduya katılamayacaksınız!”
Tartışma devam ederken Kral Arthon araya girdi.
“Beyler kendi aramızda kavga edecek zamanımız yok. Öyle ya da böyle savaşacağız ve mareşalimiz Entry ne derse o olacak.”
İçeri bir muhafız girdi ve krala selam vererek elindeki kağıtları raporcuya uzattı.
“Rapor!”
“Efendim son aldığımız raporlara göre Vaegirlerin ilerleyişi Kergitler’de tam hızıyla devam ediyor. Nordlar ise yavaşlatmasına rağmen durdurabilmiş değil. Rodokların ise savunma pozisyonuna geçtiği ve Vaegir ordularıyla karşı karşıya beklediği söyleniyor. Sarranid’de ise Memlükler ve Vaegir Şövalyeleri arasındaki savaş başlamış durumda.”
Kısa bir sessizlikten sonra Kral Arthon konuşmaya başladı.
“Memlükler ve Şövalyeler… Sonucunu merak ettiren bir savaş. Toplantı bitmiştir. Beyler ordularınızı hazırlayın yola çıkıyoruz.”
Ordular hazırlandıktan sonra yola koyuldular. Praven’den çok uzaklaşmamışlardı ki Ryibelet yönünden gelen toz bulutunu fark ettiler. Öncü ekip atlarını geriye sürüp savaş çanlarını çaldı.
“Efendim kalabalık bir Vaegir Ordusu yaklaşıyor…”
Mareşal hemen kendini toplayıp dikkatini alana vermeye çalıştı. Burada savaşmayı planlamıyordu. Düşünecek vaktinin birkaç saniyeden fazlası olmadığını biliyordu. Emrini verdi.
“Kont Levi okçuları yanına al ve hemen arkadaki tepeye koş. Hızlı olun ve emrimi bekleyin.”
“Peki efendim. Okçular beni takip edin!”
“Kont Allery süvarilerin bir kısmını alıp sağ kanada geçin ve emrimi bekleyin”
Bu önceden konuşulmamış bir şeydi. İlk deva bir bölüğü bir komutana devrediyordu. Ama eski usullerle olmadığı daha önce test etmişlerdi. Kont Allery süvarisi ile bilinen güçlü bir lorddu. Diğer bir yandan Kont Levi’nin iyi bir nişancı olmasına güvenmiş okçuları ona vermişti. Ne kadar doğru bir karar bilmiyordu ama yapacak başka bir şey yoktu.
“Kont Bolur geriye kalan süvarilerle diğer kanada geçin.”
Kont Bolur sessizce denileni yaptı. Mareşal aklından bir plan uydurmuş bilmedikleri bu plana orduyu sürüklüyordu.
“Kont Neglan piyadeler ile tam burada bekleyin!”
“Emredersiniz efendim.”
Kont Neglan usta bir piyade idi. Savaşı yönetmek için at üstünde gezinmekten hep şikayet ederdi. Piyade konusunda ona güvenmişti. Toz bulutu git gide yaklaşıyordu. Herkes hazırdı gelebilirlerdi.
***
Mareşal Nerr son kez haykırdı.
“Seres Astnen iyi bir ok yağmuru istiyorum. Piyadeler öne! Süvariler düşman oklarından gizlenecek bir yer bulun! Size bizzat ben liderlik edeceğim. Piyadeleri ise Tarre alacak.”
Intepry, Mareşal Nerr’in ne kadar değiştiğini düşündü. Taktik bilgisi üst düzey olmuş. Süvari kabiliyeti üst düzeydi.3-4 seneki Nerr’den eser yoktu. Kendisine bir görev verilmemiş olmasının rahatlığı ile maskesini kafasına geçirdi ve mareşalden gelecek emirleri beklemeye başladı. İki taraf arasındaki savaş başlıyordu. Okçular yaylarını germiş emirleri bekliyordu. Etrafına bakındı. Taktik kusursuzdu. Konum avantajı rakipteydi. Şövalyeleri öne sürmek imkânsızdı. Tepeyi tırmanırken Svadya Şövalyelerinin akını veya ok yağmurunda kalabilirdi. Aradaki vadiyi kullansa iki tarafdan hızlı inen süvariler ve önlerinde duran piyadeler arasında şövalyeler zorlanabilirdi. Ama şuan bu söz konusu değildi. Nerr rakibi atağa zorluyordu. Vaegir Okçuları ve Svadyan Keskin Nişancısı. Düşünmeye gerek olmadığına karar verdi. Vaegir okçuları hızlı ve iyi nişancıydı zafer hiçte uzak değil gibiydi. Nerr’e baktı havadaki ele yere inmişti…
***
Vaegir Okçularının saldırısıyla Entry’de emri verdi. Arbaletçiler saldırıya başladı. Levi okunu sıkarken düşündü. Kendi nişancılarına güveniyordu hepsi isabette daha iyidi. Ama hız Vaegirleri gösteriyordu. Kafasının yanından geçen ok arkadaki nişancının böbreklerini delik deşik etti. Zor durumdaydılar. Rakip seri bir şekilde nişan almadan oku çekip atıyordu. Kalabalık sayıları ve hızları büyük kayıplara neden oluyordu. Yanındaki okçu yere devrildi. Rakipin tek tük kayıplarını saymazsak hiç kayıpları yoktu. Oysa kendileri tek tek avlanıyordu. Buna karşılık tek çözümün Süvarileri atağa geçirmekten başka bir şey olmadığını herkes biliyor ama cesaret edemiyorlardı. Daha fazla kayıp vermenin anlamı yoktu Entry emri verdi.
“ Süvariler doğu ve batı kanatlardan saldırıya geçin! Levi adamlarını güneybatıdaki ormana sakla biraz korunaklı olur.”
Süvariler doğuda Allery batıda Bolur’un komutasında ilerliyorlardı. Beklenildiği gibi rakip ordunun arasında Vaegir Şövalyeleri fırladığı. Hepsi Doğu yönüne ilerliyordu. Entry büyük bir karmaşa içindeydi. Nerr inadına yaparmış gibi her hamlede planları mahvediyordu. Süvarilere taktik değil meydan savaşı koşuyordu. Entry batıdaki kuvvetleri doğuya almazsa doğu komple yok olacaktı. Eğer alırsa da şövalyelerden açıkta kalan piyadeler hücum şansı kaçacaktı. Piyadelerin bir kaçında mızrak vardı. Süvarileri oraya süremezdi en önemlisi de askerlerini çöpte bulmuyordu. Doğu kanadını ölüme terk edemezdi. Haykırdı.
“Bolur doğu tarafına!”
Tam süvarileri dengeye almış, okçular ormanda Vaegir okçularını oyalarken Vaegir piyadeleri harekete geçti. İşler sarpa sarıyordu. Kendisi kralla birlikte savaşı iyi gören bir tepeye çıkmıştı. Lordların hepsi savaşıyordu. Savaşın sonu belirsizdi olacakları izlemekten başka çare yoktu.
***
Düşman piyadeleri kendilerine koşuyor kendileri de düşmana… Bir Vaegir askeri dikkatini çekti. Zırhı… Baltası… Birde kendi elindekilere baktı kırık bir kalkan ve birkaç tane önemi olmayan çivi batırılmış bir sopa. Ne yapacağını bilmiyordu. Ayak üstü birkaç talimden başka bir şey yapmamıştı. Eli kılıç tutmuyor değildi ama bu herifler kana susamış gibiydi. Ama felsefesini erken olmasına rağmen belirlemişti. Öldür veya Öl! Gözüne hafif zırhlı birini kestirmişti. Elinde bir kılıç birde kalkanı vardı. Zırhı kahverengi bir şeylerdi. Sanırım bulabileceği en iyi adam buydu. Koşmaya başladı. Adamın dikkatinin dağınık olduğu bir anda sopaya yüzüne savurdu. Adam yerdeyken boğazını kesti. Kılıcı ve kalkanı aldı. Bunlar daha iyidi sanırım. Arkasına dönerken bir tekme ile yere yığıldı. Ay ışığında parlayan balta kendisine doğru iniyordu. Son anda baltayla buluşmasını bir Çavuş kesti. Kılıcıyla adamı savuşturduktan sonra kendisini kaldırdı. “Devam et!” diye bağırdı. Birebirde adam almasına umut yoktu. Savaşanların arkasından yaklaşıyor. Kılıcını savuruyor öldüremese bile. Sendeleyen adamı bir başkası kesiyordu. Böyle birkaç adam öldürmesi onu biraz gururlandırmıştı. Daha dikkatsiz davranıyor arkadan vurmak için etrafına hiç dikkat etmiyordu. Ağır zırhlı birini fark etti. Ona doğru koşmaya başladı. Gözlerinin önünden bir metal geçti. Burnu çizilmişti. İlk savaş yarasını burnuna almıştı. Yarayı önemsemedi ve koşmaya devam etti. Kılıcını kaldırdı Zırhlının sırtına indirdi. Aynı anda bir acı hissetti. Böbreklerine derin bir yara almıştı. Yerden kalkamıyordu. Sırtına vurduğu zırhlı sendelemiş ama askerler onu hemen götürmüşlerdi. Birinin kendisini omuzladığını hissetti. Etrafına bakıntı bir yığın cesede baktı. Ardından çarpışan süvarilere. Kont Allery dikkatini çekti. Vaegir Şövalyelerinin arasından zor seçiliyordu. Üsttü başı kan içindeydi. Yerler at,insan cesedi doluydu. Sayıları kestirmeye çalıştı. Svadyan Süvarisi resmen yok olmuştu. Vaegirlerin’de sayısı azalmamış değildi. Allery’ye tekrar baktı ve attan düşüşünü izledi. Borazanlar öttü iki tarafında geri çekilme borazanlarıydı bunlar. Etrafına bakındı geri dönen atlı yoktu. Okçuların yarısı yok olmuş geriye kalan yarısı yaralıydı. Piyadeler olarak daha avantajlıydılar savaşları geç başlamıştı. Bu yüzden kayıp daha azdı… Karargâha vardıklarında kendisini revine götürdüler ve yatağa yatırdılar. Gözlerini bir daha uyanmak dileği ile yumdu…
“Kont Levi okçuları yanına al ve hemen arkadaki tepeye koş. Hızlı olun ve emrimi bekleyin.”
“Peki efendim. Okçular beni takip edin!”
“Kont Allery süvarilerin bir kısmını alıp sağ kanada geçin ve emrimi bekleyin”
Bu önceden konuşulmamış bir şeydi. İlk deva bir bölüğü bir komutana devrediyordu. Ama eski usullerle olmadığı daha önce test etmişlerdi. Kont Allery süvarisi ile bilinen güçlü bir lorddu. Diğer bir yandan Kont Levi’nin iyi bir nişancı olmasına güvenmiş okçuları ona vermişti. Ne kadar doğru bir karar bilmiyordu ama yapacak başka bir şey yoktu.
“Kont Bolur geriye kalan süvarilerle diğer kanada geçin.”
Kont Bolur sessizce denileni yaptı. Mareşal aklından bir plan uydurmuş bilmedikleri bu plana orduyu sürüklüyordu.
“Kont Neglan piyadeler ile tam burada bekleyin!”
“Emredersiniz efendim.”
Kont Neglan usta bir piyade idi. Savaşı yönetmek için at üstünde gezinmekten hep şikayet ederdi. Piyade konusunda ona güvenmişti. Toz bulutu git gide yaklaşıyordu. Herkes hazırdı gelebilirlerdi.
***
Mareşal Nerr son kez haykırdı.
“Seres Astnen iyi bir ok yağmuru istiyorum. Piyadeler öne! Süvariler düşman oklarından gizlenecek bir yer bulun! Size bizzat ben liderlik edeceğim. Piyadeleri ise Tarre alacak.”
Intepry, Mareşal Nerr’in ne kadar değiştiğini düşündü. Taktik bilgisi üst düzey olmuş. Süvari kabiliyeti üst düzeydi.3-4 seneki Nerr’den eser yoktu. Kendisine bir görev verilmemiş olmasının rahatlığı ile maskesini kafasına geçirdi ve mareşalden gelecek emirleri beklemeye başladı. İki taraf arasındaki savaş başlıyordu. Okçular yaylarını germiş emirleri bekliyordu. Etrafına bakındı. Taktik kusursuzdu. Konum avantajı rakipteydi. Şövalyeleri öne sürmek imkânsızdı. Tepeyi tırmanırken Svadya Şövalyelerinin akını veya ok yağmurunda kalabilirdi. Aradaki vadiyi kullansa iki tarafdan hızlı inen süvariler ve önlerinde duran piyadeler arasında şövalyeler zorlanabilirdi. Ama şuan bu söz konusu değildi. Nerr rakibi atağa zorluyordu. Vaegir Okçuları ve Svadyan Keskin Nişancısı. Düşünmeye gerek olmadığına karar verdi. Vaegir okçuları hızlı ve iyi nişancıydı zafer hiçte uzak değil gibiydi. Nerr’e baktı havadaki ele yere inmişti…
***
Vaegir Okçularının saldırısıyla Entry’de emri verdi. Arbaletçiler saldırıya başladı. Levi okunu sıkarken düşündü. Kendi nişancılarına güveniyordu hepsi isabette daha iyidi. Ama hız Vaegirleri gösteriyordu. Kafasının yanından geçen ok arkadaki nişancının böbreklerini delik deşik etti. Zor durumdaydılar. Rakip seri bir şekilde nişan almadan oku çekip atıyordu. Kalabalık sayıları ve hızları büyük kayıplara neden oluyordu. Yanındaki okçu yere devrildi. Rakipin tek tük kayıplarını saymazsak hiç kayıpları yoktu. Oysa kendileri tek tek avlanıyordu. Buna karşılık tek çözümün Süvarileri atağa geçirmekten başka bir şey olmadığını herkes biliyor ama cesaret edemiyorlardı. Daha fazla kayıp vermenin anlamı yoktu Entry emri verdi.
“ Süvariler doğu ve batı kanatlardan saldırıya geçin! Levi adamlarını güneybatıdaki ormana sakla biraz korunaklı olur.”
Süvariler doğuda Allery batıda Bolur’un komutasında ilerliyorlardı. Beklenildiği gibi rakip ordunun arasında Vaegir Şövalyeleri fırladığı. Hepsi Doğu yönüne ilerliyordu. Entry büyük bir karmaşa içindeydi. Nerr inadına yaparmış gibi her hamlede planları mahvediyordu. Süvarilere taktik değil meydan savaşı koşuyordu. Entry batıdaki kuvvetleri doğuya almazsa doğu komple yok olacaktı. Eğer alırsa da şövalyelerden açıkta kalan piyadeler hücum şansı kaçacaktı. Piyadelerin bir kaçında mızrak vardı. Süvarileri oraya süremezdi en önemlisi de askerlerini çöpte bulmuyordu. Doğu kanadını ölüme terk edemezdi. Haykırdı.
“Bolur doğu tarafına!”
Tam süvarileri dengeye almış, okçular ormanda Vaegir okçularını oyalarken Vaegir piyadeleri harekete geçti. İşler sarpa sarıyordu. Kendisi kralla birlikte savaşı iyi gören bir tepeye çıkmıştı. Lordların hepsi savaşıyordu. Savaşın sonu belirsizdi olacakları izlemekten başka çare yoktu.
***
Düşman piyadeleri kendilerine koşuyor kendileri de düşmana… Bir Vaegir askeri dikkatini çekti. Zırhı… Baltası… Birde kendi elindekilere baktı kırık bir kalkan ve birkaç tane önemi olmayan çivi batırılmış bir sopa. Ne yapacağını bilmiyordu. Ayak üstü birkaç talimden başka bir şey yapmamıştı. Eli kılıç tutmuyor değildi ama bu herifler kana susamış gibiydi. Ama felsefesini erken olmasına rağmen belirlemişti. Öldür veya Öl! Gözüne hafif zırhlı birini kestirmişti. Elinde bir kılıç birde kalkanı vardı. Zırhı kahverengi bir şeylerdi. Sanırım bulabileceği en iyi adam buydu. Koşmaya başladı. Adamın dikkatinin dağınık olduğu bir anda sopaya yüzüne savurdu. Adam yerdeyken boğazını kesti. Kılıcı ve kalkanı aldı. Bunlar daha iyidi sanırım. Arkasına dönerken bir tekme ile yere yığıldı. Ay ışığında parlayan balta kendisine doğru iniyordu. Son anda baltayla buluşmasını bir Çavuş kesti. Kılıcıyla adamı savuşturduktan sonra kendisini kaldırdı. “Devam et!” diye bağırdı. Birebirde adam almasına umut yoktu. Savaşanların arkasından yaklaşıyor. Kılıcını savuruyor öldüremese bile. Sendeleyen adamı bir başkası kesiyordu. Böyle birkaç adam öldürmesi onu biraz gururlandırmıştı. Daha dikkatsiz davranıyor arkadan vurmak için etrafına hiç dikkat etmiyordu. Ağır zırhlı birini fark etti. Ona doğru koşmaya başladı. Gözlerinin önünden bir metal geçti. Burnu çizilmişti. İlk savaş yarasını burnuna almıştı. Yarayı önemsemedi ve koşmaya devam etti. Kılıcını kaldırdı Zırhlının sırtına indirdi. Aynı anda bir acı hissetti. Böbreklerine derin bir yara almıştı. Yerden kalkamıyordu. Sırtına vurduğu zırhlı sendelemiş ama askerler onu hemen götürmüşlerdi. Birinin kendisini omuzladığını hissetti. Etrafına bakıntı bir yığın cesede baktı. Ardından çarpışan süvarilere. Kont Allery dikkatini çekti. Vaegir Şövalyelerinin arasından zor seçiliyordu. Üsttü başı kan içindeydi. Yerler at,insan cesedi doluydu. Sayıları kestirmeye çalıştı. Svadyan Süvarisi resmen yok olmuştu. Vaegirlerin’de sayısı azalmamış değildi. Allery’ye tekrar baktı ve attan düşüşünü izledi. Borazanlar öttü iki tarafında geri çekilme borazanlarıydı bunlar. Etrafına bakındı geri dönen atlı yoktu. Okçuların yarısı yok olmuş geriye kalan yarısı yaralıydı. Piyadeler olarak daha avantajlıydılar savaşları geç başlamıştı. Bu yüzden kayıp daha azdı… Karargâha vardıklarında kendisini revine götürdüler ve yatağa yatırdılar. Gözlerini bir daha uyanmak dileği ile yumdu…
Edit: Bu her krallıkta lordların isimlerini neden yazdı diyenler olabilir. Eğer hikayeye beklediğim reaksiyonu alırsam o ilgiler artacak ileri ki bölümlerde her savaşta lordların etkisini ön plana çıkaracağım.
Edit 2: Bu kadar isim bulmak zor oldu emin değilim aralarında önceden kullandığınız isimler var mı eğer varsa söylerseniz kaldırabilir veya izin verirseniz bir teşekkürle alıntı olduğunu belirtebilirim.
Teşekkürler: Hikayemde bana fikir konusunda yardımcı olan ve en önemli ayrıntı Vaegir Savaş Maskesini hatırlatan TheGoldStander ve hikayesini okuduktan sonra yazma şevki getiren Courage'ye teşekkürler.



