Dilde Sadeleşmenin Tarihi
Meşrutiyet dönemlerinde birçok edebiyatçı Arapça ve Farsça gibi dillerden giren kelimelerle ağırlaşan Osmanlıcaya karşı yeni bir dil arayışına girmişlerdir. Bu arayışın en teşkilatlı ortaya çıkışı Genç Kalemler dergisidir. Bünyesinde Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfeddin gibi yazarları bulunduran Genç Kalemler, 1910-1912 yılları boyunca yayınlanmış edebiyat, ilim ve fikir dergisidir. Ekibinin önemli bir kısmı İttihat Terakki ile organik ilişki içinde olan dergi, ikinci meşrutiyet döneminde Türkçülük akımının önemli yayınlarından biri olmuştur. İkinci cildinin Nisan 1911 tarihli ilk sayısında Ömer Seyfeddin’in “Yeni Lisan” adıyla kaleme aldığı makale, dergiyi Milli Edebiyat akımı ve Yeni Lisan hareketinin öncüsü konumuna getirmiştir. Yeni Lisan Hareketinin “Milli bir edebiyat milli bir dille yaratılabilir" görüşü etrafında, Türkçe’nin sadeleşmesi için kabul ettiği ilkeler şunlardır:
1- Arapça ve Farsça gramer kurallarının kullanılmaması, bu kurallarla yapılan terkiplerin kaldırılması,
2- Arapça ve Farsça kelimelerin Türkçede söylendikleri gibi yazılması,
3- Başka Türk Lehçelerinden kelimeler alınmaması,
4- İstanbul konuşması esas alınarak yeni bir yazı dilinin meydana getirilmesi,
5- Dil ve edebiyatın doğu-batı taklitçiliğinden kurtarılması
Yeni lisan hareketine Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Faruk Nafiz, Halit Fahri, Orhan Seyfi Yusuf Ziya Enis Behiç, Halide Edip, Yakup Kadri, Refik Halid, Reşat Nuri, Yahya Kemal,Mehmet Akif, Süleyman Nazif gibi birçok isim destek vermiştir.
Türkçenin sadeleşmesinde ikinci önemli atılım cumhuriyet ile beraber olmuştur.1928’de latin harfleri kabul edilmiş,1932’de Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tektik Cemiyeti adıyla kurulmuştur. Dil devrimi Türkçeciliği devlet politikası haline getirmiştir. Atatürk konu hakkındaki fikirlerini şöyle açıklıyor:
“Yaşamak isteyen uluslar, tarihleri ile tarihlerini her alanda yaşatan dillerine sağlam sarılırlar. Dilbilim, tarihin en uzak, en karanlık köşelerini aydınlatır. Türk tarihi, Türk ırkını ancak deneysel bilim belgeleriyle bulur. Türk dili, bunlardan en önemlisidir. Türk’ün tarihsel varlığı ile bu varlığın yeryüzündeki yaygınlığını, özellikle Türk dilinin özgünlüğü çok açık bir kesinlikle göstermektedir. Sonsal (nihai) hedefimiz, yalnız Anadolu Türklerinin değil bütün Türklerin ortak Türkçesini yaratmaktır. Türkçe bütün Türkiye’ye ve Türk dünyasına egemen kılınacaktır”
1936’da bildiğimiz adını alan Türk Dil Kurumu halen yabancı sözcüklere Türkçe karşılıklar önermektedir. Özçekim ve belgegeçer gibi önermeler bir miktar başarıya ulaşmış olsada dil kurumunun çoğu önermesi tutulmamıştır. Oktay Sinanoğlu’nun Bye Bye Türkçe kitabıyla Türkçe’nin yerli dili olarak aşağılanmasını eleştirmesi dilde sadeleşmeyi yeniden gündeme getirmiştir.