Soğuk bir kış günüydü, sert bir rüzgâr önüne kattığını savuruyor, ağaçları saran karları yere serpiyordu. Güneş yaklaşık 2 aydır hiç görünmemişti. Ayrıca meşe ağacından yapılan duvarlar yeni bir fırtınaya dayanamayacak durumdaydı. Çatıda ise ufak ufak delikler vardı, bu deliklerden çatıdaki karın erimesiyle su boşalıyor, ateşi söndürmesinden yanı sıra yere koydukları lehende birikmiş suya damlamasıyla sesi herkesi rahatsız ediyordu. Duvarlar meşe ağacından yapılmıştı, uzun süren kar, yağmur, tipi gibi yağışlar duvarları çürüme noktasına getirmişti.
Ahmet Paşa sandalyesine doğrulmuş, usulca çayını yudumluyor, bir yandan da dışarıyı gözetliyordu. Soğuktan donmuş bıyıkları çayın buharıyla çözülmeye başlamıştı. Kırışmış ellerine baktı bir an, sonra da masaya serdiği geniş haritaya. "Ey gidi Ruslar..." dedi usulca. Sonra tekrar başını çevirdi, dışarıyı seyretmeye koyuldu.
Onbaşı Ramazan Ağa koşarak Ahmet Paşa'ya yaklaştı, korku dolu bir sesle, "- Paşam, paşam! Rus ordusu 4 Verst ötede, civar avulları basıp halkı katlediyorlar. Yakında karşıki dağlarda görünürler." dedi. Ahmet Paşa'nın yüreğini bir an büyük bir korku aldı, son bir yudumla çayını bitirip camın kenarına bıraktı ve ayağa kalkıp, "Ordu hakkında detaylı bilgi ver, derhal!" dedi. "100'lük parçalara ayrılmış 500 kişilik tamamen piyade birliklerinden oluşan Ordu Komutanı Petrenkov Nikovich'in ordusu. 2. Piyade Bölüğü'ne mensup seçkin askerlerden oluşuyor, Ağır Piyade olarak adlandırılan uzun namlulu süngülü tüfek, kemerlerine takılmış ikişerli çift namlulu piştov, kısa mesafe dürbün ve ağır piyade kılıcı kullanıyorlar. Tüm bu silahların verdiği ağırlıkla ancak yarın burada olurlar. Yarın akşam çatışmada oluruz." Ahmet Paşa bu savaşın olacağını zaten biliyordu, fakat Kırım Hanlığı'ndan beklediği destek daha gelmemişti. Bundan dolayı sadece 100 askerleri bulunmaktaydı, bu da karşı koymalarının imkânsız olduğunu göstermekteydi. "Teşekkürler, Tatar Ramazan. Sen kumandanlığı hakediyorsun."
Akşam olmuştu, Petrenkov'un orduları öteki akşam karşılarında olacaktı. Ahmet Paşa her zamanki gibi günlüğünü dolduruyordu.
"
Bugün görevdeki 223. günümüz, ve uzun zamandır beklediğimiz düşman ordusu yarın burada olacak. Ordu bakımından düşmandan sayıca epey az olmamız ne yazık ki yenilme ihtimalimizin yüksekliğini gösteriyor. Ne yazık ki uzun zamandır beklediğimiz destek birlikler bir türlü ulaşmadı, sürekli bir sorun yaşandı ve Giray bir mektupla bir daha ki ay olacağını söyledi. Yine aynı mektup gelecek, bundan eminim. Ama o mektubu görebilecek miyiz, bundan tam olarak emin değilim. Bu gece uyuyup yarın erken saatlerde dinç bir şekilde savaşa hazır olmamız gerekiyor. Allah bizi korusun..."
Sabah olmuştu, tüm askerler heyecanla savaşın yaşanacağı anı bekliyordu. Ahmet Paşa, Onbaşı Ramazan Ağa'yla birlikte teçhizatı denetliyordu. Ramazan Ağa, içi astarlı dize kadar gelen beşmetiyle dolaşan, başından kavuğunu eksik etmeyen hafif çekik gözlü bir Tatar'dı, ailesi Altınorda'ya dayanıyordu. Yanında iki tane ağır tüfek, yatağan ve demir kalkan bulundururdu. Zeki birisi olması onun yeni bir mevkiye terfi ettirileceğinin haberini veriyordu. Teçhizatları denetledikten sonra Ramazan Ağa konuşmaya başladı. "Efendim, şu topları dışarı çıkartıp surların arasındaki kapıya yerleştirelim." "Hmm... İki Havan Topumuz var, bir tanede sıradan top. Bu sıradan olanını kapıya yerleştiririz. Diğer iki Havan Topu ise şu sağımız ve solumuzdaki geniş dağlara yerleştirilir." "Fikriniz ne peki? Dağlara çıkartmak zor olacaktır." "Şimdi... Bu havan toplarını daha çıkartmamız hayati bir önem taşımakta. Bu kaleyi boşalttığımızda düşmanı bu iki dağdan yerle bir edeceğiz. Bu iki topla yapacağımız 2 atış kaleyi yerle bir etmeye yeterli olacaktır." "Bizi serbest bırakmazlar, esir alırlar." "Allah kerim, yardımcımız olur." Ahmet Paşa yanına 10 asker aldı, Ramazan Ağa'da 10 asker alıp diğer dağa top taşımaya koyuldu. Ancak öğlen vakti iki havan topuda dağa taşınabilmişti. Ahmet Paşa ve Ramazan Ağa tekrar kaleye döndüler ve konuşmaya başladılar. "Paşam, bunları taşıdık ama ya serbest bırakılmazsak?" "Petrenkov en az zararla kaleden ayrılıp Çar'a yalan söylemek isteyecek ve mareşallik talep edecektir. Rusların kanında var, hepsi düzenbazın teki. Yani biraz çatıştıktan sonra kabul ederler ister istemez." "Tamam, efendim."
****