Evet arkadaşlar. Üçüncü bölüm ile karşınızdayım. Size tavsiyem, Bu hikayeyi "Anka'nın Savaşı" isimli hikayem ile beraber okumanızdır. Çünkü önceden de söylediğim gibi, bu iki hikaye aynı zamanda geçiyor. Ve birbiri ile bağlantılı. Yani bu iki hikayeyi, birleşik tek bir hikaye olarak görebilirsiniz. Çünkü, KADER serisinin son hikayesi olacak Avalon Efsanesi, bu iki hikaye ile bağlantılı olacak. Eğer iki hikayeyi de okumazsanız, Avalon Efsanesindeki bazı olaylara anlam veremeyebilirsiniz.
Arkadaşlar. Yazım hatalarım olabilir. Onun için şimdiden özür diliyorum. Umarım okurken zevk alırsınız. Hatalarım muhakkak olacaktır. Hatalarımı gösterirseniz sevinirim.
Leon, Alex ve diğer ondokuz adam, köye ağır adımlarla yaklaştılar. Karın üstündeki nal izlerinden, haydutlardan birkaçının burada yakın bir zamanda devriye attıkları anlaşılabiliyordu. Ama hala yağmakta olan kar yüzünden, kesin bir zaman söyleme olanağı yoktu. Leon, hemen solunda duran Fraed'e bakarak "Sen yanına on adam alarak köye giden diğer yoldan girin. Bendiğerleriye burdan gireceğim" dedi. "Eğer dışarıdakileri ses çıkartmadan halledebilirsek işimiz kolay olacak". Fraed, kafasını sallayarak "Anladım" dedi. "Eğer arkada az sayıda haydut varsa, onarı oklarla halletmeye çalışırız". Leon yağmakta olan kara bakarak "Bu havada iyi ok atabilir misiniz?" diye sordu. Fraed kendinden emin bir şekilde "Siz arka tarafı bize bırakın" dedi. Alex konuşulanları dikkatle dinliyordu. Ama hala, birazdan yapacakları şeyin çılgınlık olduğunu düşünüyordu. Yaklaşık kırk kişi olduklarını öğrendikleri bir haydut grubuna, toplam yirmi bir kişi ile saldıracaklardı.
Leon, başıyla Fraed'e gitmesini işaret etti. Fraed, kılıcını çıkartarak, karlarda bata çıka ilerlemeye başladı. İlerlerken de, yanında gelecek adamları seçiyordu. Fraed on kişiyi seçtikten sonra, karın içinde eğilerek koşmaya başladı. Fraed'in seçtiği on adamda onu izledi. Leon elini Alex'in omzuna götürerek "Heycanlımısın?" diye sordu. Alex derin bir nefes aldıktan sonra "Biraz" diye yanıtladı. Kendini birazdan olacaklara hazırlamaya çalışıyordu. Elindeki kılıcın yüzeyinden, kendi yansımasına baktı. Sonra başını arkaya dğru yaslayarak Leon'dan gelecek emirleri dinlemeye başladı. Bir süre, yağan karın altında öylece beklediler. Sonra uzaklardan gelen üç kısa ıslık sesi duyuldu. Alex'in kalbi daha da hızlı atmaya başlamıştı şimdi. Leon yanındakilere bakarak "Hadi" dedi "Başlıyoruz". Sonra hep birlikte köye doğru ilerlemeye başladılar. Öndeki altı kişi, ellerinde kılıçlarla ilerliyordu. Alex de onların arasındaydı. Öndekileri ise, daha ağır adımlarla ileerleyen, ellerindeki okların kirişi biraz gerilmiş, her an fırlatılmaya hazır halde olan dört kişi izliyordu. Arkadakiler etrafı çok dikkatli izliyordu.
On kişi bu düzenle, köyün girişindeki ilk binaya kadar gitti. Eve yaklaştıklarında, yaklaşmakta olan sesler duydular. Seslerden, konuşanların iki kişi oldukları anlaşılabiliyordu. Leon, ok kullanan kişilere bakarak "Hazır olun" diye fısıldadı kısık bir sesle. Arkadaki dörtlü sadece kafalarını salladı. Leon yine kısık bir ses tonu ile "Casey, Matt, bunları siz halledin dedi. Casey ve Matt, diğerlerinden biraz daha öne çıktılar. Haydutların konuşmalarından, çok yaklaştıkları anlaşılabiliyordu. Alex kılıcını kavrayan elini daha da sıkarak, neler olacağını beklemeye başladı. Fazla geçmeden, iki haydut konuşarak köyün dışına doğru ilerlemeye başladılar. Adamlardan biri iri yapılı biriydi. Diğeri ise arkadaşına göre biraz çelimsizdi. Çelimsiz olanın yüzü, kafasındaki deri miğferden dolayı gözükmüyordu. Adamların ikisininde sarhoş olduğu, yürüyüşlerinden anlaşılabiliyordu.
Adamlar yeterli mesafeye geldiğinde, Casey ve Matt, okun gerili kirişini bıraktılar. İki ok havayı yararak ilerlemeye başladı. Adamlar neye uğradıklarını anlamadan yere serildiler. Adamlardan biri, tam anlından vurulmuştu. Vurulduğu anda ölmüştü. Diğer adam ise boğazından vurulmuştu. Boğazından, garip hırıltılı sesler çıkararak bedenini kıpırdatmaya çalışıyordu. Bembeyaz, kızıla boyanmıştı. Boğzaından vurulan adamın yarasından, hala ılık kan akmaya devam ediyordu. Leon ve diğerleri hızlı adımlarla köye girdileri. Etraftaki evlerin kapılarını açarak, evlerin içini araştırmaya başladılar. Evlerin çoğu boştu. Girdikleri üç evde ise dörderli haydut gurupları ile karşılaşmışlardı. Onlarıda fazla ses çıkartmadan kolaylıkla halletmişlerdi. Alex sadece onları izlemişti. Leon ve diğerlerinin soğuk kanlı ve sakince davranışları, Alex'i hayrete düşürmüştü. Leon son girdikleri evdeki haydutları öldürdükten sonra, Alex'e baktı. Onu bu savaştan olabildiğince uzak tutmak istiyordu. "Alex! Sen burada kal." dedi. Biz köyün merkezine doğru ilerleyeceğiz. Arkamızdan bir haydut gurubu gelirse bizi haberdar et". Bu teklif Alex'i gayet memnun etti. Zaten onun böyle bir savaşa karışmak gibi bir isteği yoktu. Böyle deneyimli kişilere sadece ayak bağı olacağını düşünüyordu. Başını sallayarak "Anladım" dedi.
Leon ve diğerleri, Alex'i geride bırakarak ilerlemeye devam ettiler. Alex, yerdeki dört cesedi ayağıyla kontrol ettikten sonra, evin içine bakmaya başladı. Ev iki odalı gibiydi. Leon diğer odayı kontrol etmiş ve odanın boş olduğunu söylemişti. Evin şöminesine yaklaşarak ellerini sıcak ataşe uzattı. Ateş, bütün vücudunu ısıtmıştı. Alex ateşin rahatlığı ile biraz rahatlamıştı ki, belli belirsiz sesler duymaya başladı. Hemen kılıcını eline alarak sıkıca kavradı. Seslerin diğer odadan geldiğini fark etti. Yavaşça, ve birazda korkarak odaya doğru ilerledi. Çekinerek odaya girdi. Mum ışığıyla aydınlatılan odada kimse gözükmüyordu. Alex tam hayal gördüğünü düşünerek geri dönmek üzeriydiki, tekrar sesleri duydu. Sesler bu kez biraz daha anlaşılır geliyordu.
Alex, sesleri dikkatlice dinledi. Aşağıdan geliyor gibiydi. Tahtadan döşemelere kulağını dayadı. Evet! Seslerin aşağıdan geldiğine emindi artık. Odanın duvarında duran mumu alarak zemine yaklaştırdı. Ve zemine dikkatlice bakmaya başladı. Tahta döşmelerin orda, demirden bir halka fark etti. Halkanın bulunduğu kısım bir kare şeklindeydi. Alex, mumu yere bıraktı. Demir hakayı tek eliyle kendine doğru çekti. Biraz zorladıktan sonra, kare şekilli tahta yerinden çıktı. Aşağı doğru inen merdivenler vardı. Eline tekrar mumu alarak merdivenlerden ilerlemeye başladı. Aşağıda bireylerde, küçük bir mahzen olduğunu düşünüyordu. Yada köylülerin esir tutulduğu bir yer. Ama düşündüğü şeyle karşılaşmadı. İndiği yer mahzen gibi bir yerdi, bu doğru! Ama içeride esirler yoktu. Aksine onbeş sinirli haydut, karşılarında elindeki kılıç ile dikilen gence sinirli bir şekilde bakıyorlardı. Alex etrafına baktı. Burası hatdutların sakanmak için köylülere yaptırdıkarı bir yer olmalıydı. Masalar, sandalyeler, erzaklar, samandan yataklar... Birden kendine doğru bakan öfke dolu bakışları gördü. "Hey velet! Sen de kimsin? Burayı nasıl buldun ha?". Haydutlar
Alex'in açıklamasını beklemeden, elllerine silahlarını almışlardı. Alex kendisine doğru yöneltilen silahlara baktı. Kılıçar, topuzlar, baltalar... Birden bir çığlık duydu. "Buradayızzz! Bizi kurtarınn!!". Esir alınan köylüler burada olmalıydı. Sanırım onlarda mahzene birinin girdiğini anlamıştı. Ama içeri girenin, henüz çok genç biri olduğunu bilmiyordular. Karşısındaki şaşkın gözlere bakan Alex'in içinde anlamlandıramadığı bir duydu oluştu. Gözlerine kararlı bir bakış yerleşti. Odadakileri süzdükten sonra "Ben sizin ölümünüzüm!" dedi kararlı bir tonda. Kılıcını sıkıca kavradı. Önündeki haydutların şaşkın bakışları arasında kafasını yukarı kaldırarak bağırdı. Artık tamamen farklı biri gibi davranıyordu...
*****
Leon ve Fraed hızlı bir şekilde, Leon'un Alex'i bıraktığı eve doğru koşuyordu. Onları diğer askerler izliyordu. Leon koşarken "Lanet olsun!" diye haykırdı. Alex'i orada bırakmamalıydım!". Fraed onu sakinleştirmeye çalışıyordu. "Sakin ol Leon" dedi. "Senin bir suçun yok!O evin haydutların lideri tarafından kullanılan bir sığınak olduğunu nerden bilebilirsin ki?". Bu sözler Leon'u teselli etmemişti. ""Umarım geç kalmamışızdır" dedi evin kapısından hızlıca girerken. Alex'in odanın içinde olmadığını görünce, endişesi iki katına çıktı. Yerdeki cesetleri atlayarak diğer odaya geçti. Diğerleride onu izlediler.
Leon, yerde bulunan geçidi gördüğünde, Alex'in mahzeni bulduğunu anladı. Hiçbir şey düşünmeden içeriye girdi. Hızlı adımlarla merdivenlerden indi. İçeriye girdiğinde, bir çok ceset yerde yatıyordu. Hepside hunharca katledilmiş gibiydi. Kiminin kafası yoktu, kiminin bacağı yada kolu... Bazı cesetlerin vücutları gövdesinden ikiye bölünmüştü. Duvarlar kan ile boyanmıştı. Bazı insanların yaşadığını gördü. Yaşayanların hayduta benzer bir hali yoktu. Yırdık, kirli elbiseler. Yara bere içinde suratlar. Bunlar haydutların esir aldıkları köylüler olmalıydı. Köylülerin hepside yerde yatan bir kişinin başında toplanmıştı. Leon hızlıca oraya doğru yöneldi. Köylüler onun geldiğini görünce, Leon'a yer verdi. Yerde uzanan Alex'in bedeniydi. Leon endişeli bir şekilde, onun yanna gelip diz çöktü. Alex'in vücudunda hiçbir yara izi yoktu. Ama suratı tamamiyle kana bulanmıştı. Kan banyosu yapmış gibiydi. Ama nefes alıyordu.
Köylülerden biri Leon'un omzuna dokunarak "O iyi" dedi. "Sadece bayıldı. Sanırım bu kadar kanı kaldıramadı. Bunun için onu suçlayamam". Fraed etrafa bakarak "Onları sizmi öldürdünüz?" dedi. Adam başını iki yana sallayarak "Hayır" diye yanıtladı. "Bizim burda ne olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yok. Tek bildiğimiz, bazı sesler duyduk. Mahzene biri girdi. Sonra kılıç sesleri ve bağırışlar duyduk. Bir dakikadan az sürdü. Sonra da, yüzü kanlar içinde bu çocuk geldi. Bizi esir tutukları kafesin kilidini kırdı. Bir kaç adım attıktan sonra da bayıldı. Hepsi bu". Leon, Alex'in yerde yatan bedenine şaşkınlıkla baktı. On yedi yaşındaki bir çocuğun böyle bir katliam yapmasının imkanı yoktu. Burada neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu...