Bölüm Adı: Saldırı
Bölüm: 1
Kan kokusunun ormanları, köyleri, şehirleri ve tüm Kalradyayı kuşattığı bir dönemde, kılıçların çarpıştığı, ok yağmurları altında hayatta kalma mücadelesinin verildiği vakitlerde ayak seslerinin yeri adeta titrettiği Nord Askerleri, soğuk kışta donan insanların arasından karlı dağları aşarak Reyvadin'e doğru Lort Varyag'ın komutasında ilerliyordu. Ön safta bulunan askerler kalkanlarıyla gelecek saldırılara karşı kendilerini korurken arkada kalan 180 asker öyle uyumlu ve düzenli bir şekilde ilerliyordu ki, yukarıya doğru yükselen o uzun baltaları olmasa sanki 20 askerle birlikte düşmana doğru ilerliyormuşcasına bir görüntü oluşacaktı. Lort Varyag atıyla ilerlerken yanındaki taktik uzmanı Lezalit ile taarruzda uygulanacak olan stratejinin doğurabilecek sorunları tartışıyorlardı. Varyag, "- Lezalit, Reyvadin'i kuşatırken Kral Yaroglek'in kaçma ihtimalini nasıl ortadan kaldırabiliriz?" dedi. Lezalit iç çektikten sonra "- Yüce lordum, acaba saldırmadan önce şehre sızıp kralı mı alsak? Garnizon ve nöbetçiler birşey farketmeden kralı şehirden çıkartırız." diye seslendi ve Varyag bir anda "- Afferin, Lezalit! Hemen 5 tane tecrübeli asker ayarla ve onları şehre sızdır. Kapıdan gizlice köylü kılığında girin ve askerleri kale kapısının yanında bir yere gizleyin. Havaya iki ateşli ok attığımda kralı bana getireceksiniz!" şeklinde bağırdı. Ardından Lezalit topladığı beş askerle on civarlarında köylü grubu öldürerek kıyafetlerini aldı ve askerlere giydirdi. Daha sonra şehrin yolunu tuttular.
- Efendim, efendim! Beni affedin efendim ama hepimiz çok yorulduk. Bir gündür dinlenmeksizin sadece yürüyoruz ve ayaklarım çoktan ağrımaya başladı.
- Aslında doğruyu söylemek gerekirse Marnid, at sırtında gide gide arkam terledi. Bugün burada kalacağımızı tüm askerlere duyur ve özellikle Ymira ile Katrin'e yemekleri hazırlamalarını söyle.
- Emredersiniz, efendim! Derhal!
Marnid arkasına bile bakmadan koşarak askerlerin yanına gitti. Lort Varyag'ın emirlerini bildirdikten sonra Ymira ile Katrin'in yanına geldi ve yemek hazırlanmasını söyledi. Bir saat içerisinde çadırlar kuruldu ve iki saat sonra yemekler dağıtılıp yenildi. Geceyi bulundukları konumda geçirdiler ve sabah olduğunda çadırları kaldırıp öğlen yola koyuldular. Alacakaranlık, sis ve sûkunet çöktüğünde ordular Reyvadin'in önündeydi...
Havayı adeta delip geçen okun çıkarttığı ses kuledeki muhafızın kafasını yardığında son buldu. Şehir surlarındaki muhafızların hepsi olaya bir anlam veremeden şaşkın bir yüz ifadesiyle önce ölen muhafıza baktılar, sonra oklarını çekip etrafı gözetlediler. Sis bölgeye öylesine çökmüştü ki ancak iki insan uzunluğu kadar mesafe zorda olsa görünüyordu. Sonra bir daha aynı ses... En sol köşedeki askerde kafası yarılmış bir şekilde yere yığıldı. O ses tekrar ve tekrar duyuldu. Muhafızlardan biri "- Aptal Yaroglek, beyinsiz Yaroglek! Sana o büyücüyü öldürmemeni söylediğimde bana gülmüştün ama senin yüzünden lanetlendik!" diye bağırdı. Yüzündeki tebessüm ne kadar korktuğunu ve o andaki şaşırdığını ifade ediyordu. Tüm nöbetçiler bir anda sessizliğe büründü. Sadece nefes alma ve verme sesi duyuluyordu. İri bir muhafız eğilerek duyduğu bir sesin geldiği yere doğru ilerliyordu. Bir anda sisin içinden bir sürü asker fırladı. Bunlar Lort Varyag komutasındaki ulu Nord askerleriydi...
- Saldırın, hücuum!
Bu bağırışın ardından tüm askerler merdivenlerden sırayla tırmanmaya başlıyordu. Reyvadin'in garnizonundaki 500'e yakın asker surların yukarısına Nordları engellemek için çıktı. Surlar gittikçe kalabalıklaşıyordu ve birçok asker merdivenden çıkamadan ya ölüyor, ya da bayılıyordu. Merdiven düşmanca düşürüldü ve askerler kalkanlarıyla korunma pozisyonunu aldı. Sıra ikinci denemedeydi. "- Görevli askerler, derhal koçbaşlarını hazırlayın! Yılmak yok aslanlarım, madem merdivenle giremiyoruz, bizde kapıları kırarız!" diye bağırdı Varyag. Yedi tane asker iki tane koçbaşını kaldırıp surların önüne yerleştirdi. Kapıyı kırmak için odun önce geri çekildi, sonra vuruldu. Çekildi, vuruldu ve yine çekildi, ve tekrar vuruldu. Bu üç defa daha yapıldı ve sonra kapılar kırıldı. Düşman birlikleri durumu farketti ve tüm askerler meydana konuşlandırıldı. Varyag, " - Askerler, bu itler bize rahat girme şansını sunmuyorlar. Bizde zorla gireriz o zaman! Girişe konuşlandırılmış o askerleri aşmanın tek yolu balistaları kullanmaktan geçer. Öndeki direnci kırdıktan sonra okçular dışında hepiniz içeri saldırın. Okçular surların üstündeki askerleri öldürdükten sonra içeri gelsinler." dedi. Balistalar hazırlandı, yedi askerden oluşan beş grup ellerindeki balistalarla kapıdaki direnci kırmak için hücum etti.
Şimdiye kadar 20'ye yakın asker öldü fakat düşman da ağır zaiyat verdi. Kuşatma devam ediyordu. Direnç kırıldıktan sonra balistalı birlikler geri çekildi ve baltalılar taarruza geçti. Balistalılar ellerindekileri bırakıp baltalarını aldılar ve tekrar saldırıya geçtiler. Lort Varyag bu sırada şehrin en derinlerine doğru ilerlemişti. Silahçının bulunduğu yerde Vaegir askerleriyle çarpışıyordu. Gökyüzü uçuşan oklardan ve baltalardan dolayı görünemiyordu. Düşmanların nerdeyse tamamı öldürüldükten sonra Varyag hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaştı. Şehir ahalisi sokaklara boşalmıştı. Ellerindekiyle yirmi askeri öldürdü ve bu durum Varyag'ı sinirlendirdi. Bir şehirli kadın elindeki orakla ve diğer elindeki yıpranmış Vaegir bayrağıyla Varyag'a doğru ilerledi. Varyag ilk başta dokunmak istemedi ama kadın orakla Varyag'ın bacağını yaralayınca hemen kılıcını çekip iki adım geri çekildi. Şehirliler adeta kudurmuştu. Sinirlenen Varyag, kılıcıyla kadının bayrağı tuttuğu elini kesti ve ani bir hamleyle kemerindeki hançeri kadının suratına sapladı. Varyag, "- Tüm askerler, bu şehirliler umduğumuz gibi sakin ve korkak çıkmadı! Taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmasın! Bir tane görürsem hepinize hesap sorarım!" diye öfkeyle bağırdı. Sonra eline aldığı iki oku tutuşturup havaya ateşledi...
- Lezalit, şunu görüyor musun?
- (Uykulu bir sesle) Neyi görüyor muyum?
- Şu yanan iki oku, Lezalit!
- Tamam, beyler. Sakin olun...
- Lezalit, uyansana! Yaroglek'i alacağız!
- (Anında ayağa fırladı ve elleriyle gözlerini ovuşturduktan sonra) Bu Lort Varyag'ın işareti! Derhal saraya girip Kral Yaroglek'i alıyoruz!
Kral Yaroglek, pencereden savaşı izlerken açılan kapının cırıltısından irkilip geri adım attı. Kapı hızla duvara vurdu ve Lezalit kılıcını kınından çekip Yaroglek'e doğru uzattı. Yaroglek, "Siz kim oluyorsunuzda benim gibi yüce bir kralın sarayına kudurmuş köpek gibi girme cürretini gösteriyorsunuz. Muhafızlar, alın şu köpekleri zindana atın!" Lezalit gülmeye başladı ve "- Muhafızlar mı? Ah, onlarını biz öldürdük ya. Lütfen affedin majestereli, yalvarırım size affedin. Daha çok genciz, lütfen affedin efendim." dedi. Kral Yaroglek, "- Sizi affetmek mi? Bu saygısızlığınızın bedelini zindanda kırıltı yiyerek ödeyeceksiniz!" diye seslendi. "- Lort Varyag namına, tutuklusunuz! Bundan sonrali hayatınızı ahırda sizin gibi ineklerle birlikte geçireceksiniz." Askerler ellerindeki uzun mızraklarla yuvarlak oluşturup Yaroglek'i içlerine aldılar. Sonrada Lezalit'e verdiler ve Lezalit hızlı bir yumruk atıp kralı bayılttı. Sonra da çantasındaki kalın iple ellerini ve ayaklarını bağlayıp dışarıda saray kapısının önünde bekledi...
Sabah olduğunda Reyvadin diye bir şehir kalmamıştı. Tüm evler yıkılmış, kapılar kırılmış ve cesetler şehrin sokaklarına yığılmıştı. Varyag'ın 200 askerinden geriye 23 kişi kalmıştı ama şehir artık kontrol altına alınabilmişti. Lort Varyag yıpranmış Nord bayrağını şehrin en yüksek yerine yerleştirdi ve düşman sancaklarını atıp Nord sancaklarını sallandırdı. Dumanlar arasında zor nefes alınıyordu. Kral Yaroglek esir düşmüştü ve geçici olarak zindanda tutulmaktaydı.
- Aslanlarım, nasılsınız?
- (Hep bir ağızdan) Sağolun komutanım! Hepimiz demir gibi sapasağlamız.
- Yorgun musunuz?
- (Yine hep bir ağızdan) Hayır, komutanım!
- Yalan konuşmayın, yorgunuz! Hepiniz iyi bir dinlenmeyi hakettiniz! Bana bu zaferi yaşamayı sağlayan sizler bir gece dinlenmeyi hakettiniz.
- (Hep bir ağızdan) Sağolun komutanım!
Tüm askerler garnizona girdi ve Katrin'in hazırladığı yemekler yendikten sonra akşam olunca hepsi yattı. Sabah olduğunda Varyag'ın yanına bir ulak geldi. "- Efendim, aziz lordum!" dedi ulak. "- Seni kim gönderdi?" "- Kral Ragnar'dan geliyorum lordum. Bu gizli mektup sizindir. Bu arada Kral Ragnar ödemeyi sizin yapacağınızı bildirdi." Lort Varyag, son cümleyi duyunca kahkaha atmaya başladı. Sonra kesesinden çıkarttığı 600 dinarı ulağa verdi ve mektubu açıp bir köşeye çekildi.
Merhaba, Lort Varyag...
Değerli derebeyim, Varyag. Sen Reyvadin kuşatmasına gittiğinden beri birçok kötü olay oldu. Düşmanlarımız bize büyük bir darbe vurdu ve şimdi bunun acısını çekiyoruz. Lafı fazla uzatmadan detaya giriyorum... Dün akşam saatlerinde birkaç asker huzuruma geldi. Ne olduğunu sorduğumda batıdaki tüm şehirlerimizi kaybettiğimizi, Lethwin Ufuk-Aşan ve destekçi 11 lordun Sargothu almaya geldiğini söyledi. Lethwin birkaç aydır sessizliğini koruyordu. Anlamıştım onun bir hainlik yapacağını ama engelleyemedim. Amacı tüm krallığı ele geçirmekti ama tam destek toplayamadı. 11 derebeyini tarafına çekti ve yarı yarıya tüm toprakları bizden geri aldı. Lethwin'in önderliğindeki Batı Nord Krallığı bizden oldukça daha güçlü ve biz fazlasıyla zayıfız. Hatta ittifakımız olan Svadya Krallığı ve Kergit Hanlığı bile bize ihanet edip savaş ilan ettiler ve yeterli destek toplayamadık. Bu durumda ne yazık ki Vaegirlarla müttefik olmak zorundayız ve bunun için Kral Yaroglek'i kesinlikle bana getirmen lâzım. Onu bizimle ittifak olma şartıyla serbest bırakacağız ve düşmanlarımızdan bu şekilde birazda olsa kurtulacağız. Bu arada, yeni başkentimiz Wercheg. Seni en geç bir haftaya kadar ümitle bekliyorum. İyi şanslar...Kral Ragnar'dan...
Varyag'ın yüzündeki mutlu ifade, bir anda sinirli bir hâl aldı. Mektubu parçalayıp yere attıktan sonra askerlerin yanına, garnizona gitti. Askerlere toplanma emrini verdikten sonra Kral Yaroglek zindandan alındı ve ata bağlanarak şehirden ayrıldılar. Reyvadin'de sadece sert esen rüzgârın uğultusu duyulabiliyordu...
Wercheg Şehri'ne gitmek için yola koyulan Varyag ve ordusu, güvenli olduğu tahmin ettikleri güzergâhtan, karlı dağların arasından geçeceklerdi. Vaegir orduları bu alanı kullanmıyor, ayrıca Kergit ve Svadyalılardan oldukça uzakta oluyordu. Aradan bir gün geçtiğin işte bu dağların arasındaydılar. Arazi yukarı eğimli ve bol ağaçlıydı. Bu durum ordunun geçiş yolunu zorlaştırıyor, ve fazlasıyla da yavaşlatıyordu. Birçok kurt açlık içerisinde dolaşıyor, ayılar bölgede yoğunluk gösteriyordu. Akşam olduğunda sis heryere çökmüştü ve sadece dört adım ilerisi görünebiliyordu. Tehlikeli alandan çıkılmadan kesinlikle uzun süreli dinlenmeler ve kamp kurmalar yasaktı. 23 tane askerle birlikte soğuk havada yol alınıyordu.
Sis, kar ve fırtına... Kar dizlere kadar ulaşıyordu ve herkes yorgun ve uykuluydu. Bir saate kadar rüzgâr dinmişti ama hala hafifte olsa kar yağıyordu. Sis ve sûkunet bölgeye hakimken ağaç yapraklarının ötmesi ve karların dökülmesi Lort Varyag'ı ürküttü. Yorgunluktan başı dönüyor, ayakları sızlıyor ve soğuktan gözleri kapanıyordu. Bir Tundra haydutu Varyag'ın üzerine fırladı ve Varyag karda yuvarlanmaya başladı! Yüze yakın Tundra Haydutu sağ ve soldaki tepelerden aşağıda doğru hücuma geçti. Askerlerin bir kısmı bayılırken diğer kısmı kalkanlarıyla kendilerini kapatıp mızraklarını kalkanların arasından dışarı çıkartıp kendilerini koruyorlardı. Varyagla haydut hançer hançere kapışıyordu. Gittikçe aşağı doğru yuvarlanıyorlar, bi' haydut Varyag'ın tepesine çıkıyor, bi' Varyag haydutun tepesine çıkıyordu. Varyag'ın sırtı kara değdi. Haydut çıkarttığı hançeri tam da Varyag'ın kalbine saplayacaktı ki eliyle haydutun kolunu tutup engel oldu. Sonra haydutu kara değdirip hançerini haydutun miğdesine sapladı. Zorla ayağa kalktı ve eliyle kendisine saplanan hançeri tutan hayduta baktı. Bulunduğu yerde sızlanıyor, vahşice Varyag'a bakıyordu. Varyag baltasını çıkartıp haydutun kafasına vurdu ve geri çekip baltayı aldı. Bir okçu haydut Varyag'ı bacağından yaraladı ve Varyag yere düştü. Bir saat kadar süren savaşta tüm Nord askerleri öldürülmüştü ve Varyag Kral Yaroglek'i de sırtına alıp alandan uzaklaşmıştı.
Yorgun, yaralı, uykulu ve bitkin haline karşın ilerleyebildiği kadar ilerlemişti. Bir saat yol aldıktan sonra Bunduk ile karşılaştı ve Bunduk'ta çok yaralıydı. Tahminine göre İsmirala Köyü'nün ilerisindeydiler. Varyag ileride bir nehir görmüştü. Elindeki baltasını yere bastırarak yürümeye çalıştı ve nehrin kenarındaki ağaca bağlanmış kayığa çıktı. Yaroglek'i sırtından kayığa attı ve Bunduk'u da kayığa aldı. Sonra ipi kesti ve bir anda etraf kararmaya başladı. İki üç adımdan sonra sarsıldı ve kayığa düştü. Kayık hızla suda ilerlerken Bunduk'a baktı ve yavaş yavaş gözleri kapanmaya başladı. Tundralıların attığı ok bacağından epey kan akıtmıştı ve Varyag bu sızlamaya daha fazla dayanamamıştı...